Sohbet | Chat | Sohbet | Video | Haber | Mirc | Kadin | Cocuk |

Aylık Arşiv: Şubat 2010 - Page 2

Ergenekon soruşturmasında 3 gözaltı daha!

Erzincan’da Özel Yetkili Savcılık tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 3 kişi gözaltına alındı.

Ergenekon Soruşturması kapsamında bugün Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal’ın talimatı üzerine Erzincan Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Bürosu ekipleri ve İl Jandarma Komutanlığı ekiplerinin eş zamanlı olarak gerçekleştirdikleri operasyonla, 3 inşaat işçisi soruşturma kapsamında gözaltına alındı.

Erzincan şehir merkezinde bazı mahallelerde 3 inşaat işçisine ait eve giden emniyet güçleri ve jandarma ekipleri, gerçekleştirdikleri aramaların ardından 3 işçiyi gözaltına aldı. Erzincan şehir merkezine 10 kilometre uzaklıkta bulunan Yaylabaşı beldesinde yapımı devam eden TOKİ konutlarında çalıştıkları öğrenilen 3 işçiye ait ev ve çalıştıkları şantiyede yapılan aramada, çeşitli belge ve dokümanlar ele geçirildi. Gözaltına alınan 3 inşaat işçisinin sorgularına Erzincan Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde devam ediliyor.

Başbakan’ın adını vermediği sendikacı konuştu

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan dün bir TV kanalında TEKEL işçilerinin eylemini değerlendirirken, bir sendikacının kendisine “İzmir’de çalışan işçiyi Muş’a gönderirsin, zaten gidemez” dediğini aktardı ve o sendikacının ismine vermedi. TÜRK-İŞ Genel Mali Sekreteri ve Demir-Yol İş Sendikası Genel Başkanı Ergün Atalay, Başbakan Erdoğan’ın adını vermediği sendikacının kendisi olduğunu açıkladı. Atalay ANKA’ya yaptığı açıklamada, şunları söyledi:

“Sayın Başbakan ile görüşmemizde TEKEL işçilerinin özlük hakları ile birlikte kamu kuruluşlarına işçi statüsünde yerleştirilmesi için ısrarlı olduk. Ben bu görüşmelerde bu işlem gerçekleştirildiği takdirde, ‘İzmir’deki işçinin Muş’a, hatta varsa kadro Münih’e bile gönderilebileceğini, gitmek istemezse de o, o işçinin kişisel tercihi olacağını’ söyledim. Çünkü TEKEL işçisinin talebi ülkenin neresinde olursa olsun özlük hakları ile birlikte kamu kuruluşlarına yerleştirilmektir. Gerek TEK Gıda-İş Sendikamızın açıklamalarında, gerekse TEKEL işçilerinin röportajlarında bu talebin zaten kerelerce dile getirilmiş olduğu dikkate alınırsa, Sayın Başbakan’ın söyleminde, bu güne kadar dile getirilen taleplerden farklı bir husus olmadığı görülecektir. Ayrıca eğer yapılırsa bu işlem ilk kez yapılmayacaktır, özelleştirmeler sonucunda binlerce işçi yurdun değişik bölgelerine dağıtılmıştır. Kullandığım bu ifade TEKEL işçilerinin defalarca dile getirdikleri talebin tekrarından ibarettir. Sayın Başbakan ile görüşmeye giden TÜRK-İŞ Yöneticileri, o görüşmelerde sadece ve sadece TEKEL işçilerinin taleplerini iletmişler ve sorunun çözümü için yoğun çaba sarfetmişlerdir.”

-TÜRK-İŞ TEKEL İŞÇİLERİNE KUCAK AÇMAYA DEVAM EDECEK-

TÜRK-İŞ’in, TEKEL işçilerine ilk günden beri kucak açtığını ve TEK GIDA-İŞ Sendikasının istediği her türlü etkinliği hayata geçirdiğini hatırlatan Atalay, “TÜRK-İŞ, TEKEL işçilerinin eylemini haklı bulduğu içindir ki, eylemin başladığı günlerde Başkanlar Kurulu kararıyla sürekli eylem kararı almış, dört hafta Cuma günleri işe geç gelme eylemi gerçekleştirmiş; AK Parti il binaları ölünde kitlesel basın toplantıları düzenlemiştir. Son 25 yılın en büyük kitlesel mitingini düzenlemiş, altı konfederasyonla birlikte ‘bir günlük çalışmama hakkının kullanılması’ eylemini hayata geçirmiş ve son olarak da dört Konfederasyonla birlikte Türkiye çapında tüm sendika temsilcilerinin 20 Şubat 2010 günü TEKEL işçileri ile birlikte gecelemesi kararı alınmıştır” diye konuştu.

Atalay, TÜRK-İŞ’in TEKEL işçilerine kucak açmaya devam edeceğini de belirterek, “TEKEL eylemini ve TÜRK-İŞ’i zorda bırakacak her türlü girişim kimden gelirse gelsin sonuçsuz kalacaktır. TÜRK-İŞ kurulduğu günden bu yana temsil ettiği kitlenin ve ülkesinin hak ve menfaatlerini koruyarak hareket etmiştir ve etmeye devam edecektir” dedi.

Meriç nehri debisi her dakika yükseliyor

Edirne’de Tunca Nehri’nin taşmasının ardından Meriç Nehri’nin de her an taşabileceği bildirildi.

AA muhabirinin, DSİ 11. Bölge Müdürlüğü yetkililerinden aldığı bilgiye göre, sabah saatlerinde Kirişhane İstasyonu’nda 888 metreküp/saniye ölçülen Meriç Nehri’nin debisi, saat 20.00′de 1128′e, saat 22.00′de ise 1140 metreküp/saniyeye ulaştı.

Karaağaç Mahallesi yakınlarından Meriç Nehri’ne dökülen Arda Nehri’nin debisi ise 12 saatte 65 metreküp artarak 364 metreküp/saniyeye ulaştı.

Meriç Nehri’nin olası taşkınına karşı Edirne Valiliği Kriz Merkezi ise 24 saat görev yapıyor. Kriz Merkezine bağlı polis, itfaiye, sivil savunma, Edirne Arama Kurtarma Derneği (EDAK), UMKE ve askeri birlikler hazır bekletiliyor.

Bu arada, Tunca ve Meriç Nehri arasındaki işletmelerden bazılarının Edirne Valiliğince uyarılmalarına rağmen açık olması dikkat çekerken, Protokol Evi yöneticileri, birinci kattaki sandalye ve masaları üst kata taşımaya başladı.

Meriç Nehri’nin Bosna Köyü civarında yatağından çıkması üzerine Edirne ile Karaağaç arasındaki alternatif yol da ulaşıma kapatıldı.

Edirneli vatandaşlar, Meriç Nehri ve Tunca Nehri’ndeki hareketliliği takip etmek için nehir kenarlarına akın ederken, polis ekipleri, taşma noktasındaki nehir çevrelerine kimsenin yaklaşmaması için şerit çekti. Polis, nehir kenarlarında bekleyen vatandaşları anonslar yaparak uzaklaştırırken, yol kenarlarına park edilen araçları kaldırdı.

Her iki nehri de saat başı kontrol eden Edirne Kriz Merkezi yöneticileri, her türlü tedbirin alındığını belirtti.

Edirne Belediyesi’ne bağlı itfaiye ekipleri, Yunanistan’a ulaşım sağlayan Tunca Köprüsü’nü açık tutmak için, köprü üzerine çıkan suları motopompla boşaltma işlemini sürdürüyor.

Bu arada, EDAK Genel Sekreteri Serhad Ceylan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, son 5 yılda yaşanan felaketlerden bir tanesini daha yaşamak üzere olduklarını söyledi.

Hiç kimseyi telaşa sürüklemek istemediğini ifade eden Ceylan, havaların aniden ısınması, yağmur, lodos, Balkanlardaki karın hızlı bir şekilde erimesinin bunun sonucunda da Bulgaristan’daki barajların doluluk oranlarının çok fazla olmasının Edirne’yi tehdit ettiğini belirtti.

Ceylan, şöyle konuştu:

”Toprağın doygunluk oranı çok arttı. Bu yüzden bu bölgeye çok büyük miktarda su geleceğini düşünüyorum. Bulgaristan makamları ne kadar kontrollü bir şekilde su bırakıyoruz deseler de su miktarının çok fazla olacağını düşünüyorum. Çünkü havzadan hiçbir istasyonun kontrolüne girmeyen çok miktarda su bu tarafa geliyor. Bunun en belirgin örneğini biz şu anda Tunca Nehri’nde yaşıyoruz. Bugün Tunca Nehri, Suakacağı’ndan 200 metreküp su gelirken, diğer derelerden ilave olunan sularla bunun 250, 300 metre küpe çıktığını düşünüyorum.

Önemli olan Edirne için Meriç ve Arda Nehirlerinin farklı zaman dilimlerinde gelmesi. Eğer bu nehirler farklı zaman dilimlerinde geçerse bir problem olacağını düşünmüyorum. Ama aynı anda Meriç ve Arda buraya gelirse ciddi sıkıntılar yaşamamız söz konusu olabilir. Biz EDAK olarak, her türlü ihtimale karşı gerekli hazırlıklarımızı yaptık. 20 kişilik operasyonel ekibimiz hazır. Sel konusunda Türkiye’nin en tecrübeli ekiplerinden bir tanesiyiz. Çünkü buradaki sel felaketlerinde bugüne kadar bir kişi dahi ölmedi. Edirne Valiliği, belediye, askeri birlikler hep beraber burada güzel bir çalışma ile bunu da atlatacağımızı düşünüyorum.”

Başbakan Erdoğan’dan insanlık dersi.

Erdoğan

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ”Fok balıklarının avlanması karşısında ayağa kalkan insanlık, fosfor bombalarıyla öldürülen çocukları, vicdanını rahatlatmak amacıyla terörle mücadelenin yan hasarı olarak görürse, bundan tüm insanlığın adalet duygusu telafisi zor şekilde hasar görür” dedi.

Erdoğan, Sheraton Otel’de gerçekleştirilen ABD-İslam Dünyası Forumu’nda yaptığı konuşmaya, ”Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla” sözleriyle başladı.

Erdoğan, terörün her türlüsünün ve fark gözetmeksizin terör örgütlerinin lanetlenmesi gerektiğini söyledi.

Terörü besleyen koşulların ortadan kaldırılması için hep birlikte seferber olunması gerektiğine dikkati çeken Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

”Her alanda adaleti, barışı, hukukun üstünlüğünü ve barışı savunmalıyız. Dünyanın neresinde olursa olsun çocukların öldürülmesi, kadınların öldürülmesi, masum insanların katledilmesi, insan haklarının ihlal edilmesi ve insani değerlerin ihlal edilmesi altını çizerek ifade ediyorum eşit derecede kötüdür.

Aynı gelişmiş dünya, kutuplarda nesli tükenen hayvanları önemsediği kadar, yağmur ormanlarını önemsediği kadar, buzulların erimesini önemsediği kadar çocukların katledilmesini de önemsemelidir. Fok balıklarının avlanması karşısında ayağa kalkan insanlık, fosfor bombalarıyla öldürülen çocukları, vicdanını rahatlatmak amacıyla terörle mücadelenin yan hasarı olarak görürse, bundan tüm insanlığın adalet duygusu telafisi zor şekilde hasar görür.

İşte bunun örneğini Gazze’de yaşadık ve Gazze’de fosfor bombaları atıldı. Bin 500 insan orada öldürüldü. Çocuk, yaşlı, kadın… Bunlar savunmasız insanlar. 5 bin insan yaralandı. Şu anda 5 bin aile çadırlarda yaşıyor. Bundan bir yıl önce donörler toplandı, kararlar alındı. Peki hala alt yapı, üst yapısıyla ilgili Gazze’de en ufak bir çalışma var mı, yok. Ben şimdi sesleniyorum, ey insanlık neredesin, ey yöneticiler neredesiniz? Buraya niçin inşaat malzemeleri giremez, niçin inşaatlar yapılamaz? Bunu nefsime de şahsıma da soruyorum, tüm insanlığa da soruyorum.”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ”Bundan bin yıl önce, yoksullarla dayanışmak, yolcuları misafir etmek, köleleri özgürlüğe kavuşturmak hatta göçmen kuşları tedavi etmek için vakıflar kurmuş, köklü ve güçlü sivil toplum modelini ortaya koymuş medeniyetin insan öldürmeyi mazur görmesi asla düşünülemez” dedi.

Başbakan Erdoğan, Sheraton Otel’de gerçekleştirilen ABD-İslam Dünyası Forumu’nda yaptığı konuşmaya, küresel sorunların daha da ağırlaştığı, sorunlara çözüm arayışlarının daha fazla ciddiyet arz ettiği bir süreçten geçildiğini belirtti.

Soğuk savaşın sona ermesi ve küreselleşmenin ivme kazanmasının, yerel sorunların uluslararası boyutlar kazanmasını beraberinde getirdiğine işaret eden Erdoğan, dünyaya yönelik tehditlerin artık tek tek ülkeleri değil, topyekun herkesi, insanlığın kaderini çok yakından ilgilendirdiğini söyledi.

Erdoğan, uluslararası terörizmin, nükleer silahların yayılması tehlikesinin, yerel ve bölgesel çatışmaların, küresel ekonomik krizin, iklim değişikliğinin ve çevre sorunlarının artık belli ülkeler ve belli bölgeler için değil, bütün insanlık ve dünyanın geleceği için ciddi bir tehdit oluşturduğunu vurguladı.

”Bu tehditlerle mücadele etmek için dayanışma her zamankinden çok daha fazla önem taşıyor” diyen Erdoğan, şöyle konuştu:

”En az bu tehditler kadar, hatta onlardan çok daha önemli olarak kültürler arası çatışma eğilimleri de önümüzde ciddi problem olarak duruyor. Kültürleri, medeniyetleri karşı karşıya getirecek anlayışlar, halklar arasında psikolojik duvarların inşa edilmesine neden oluyor. Son derece sinsi şekilde, alttan alta ırkçılık gibi, anlayışsızlık, ayrımcılık, köktencilik, aşırılık gibi sorunlar toplumlara adeta ölümcül bir virüs gibi nüfuz etmeye çalışıyor. 11 Eylül saldırılarının ardından sadece ABD’de değil, başta Avrupa olmak üzere çok geniş bir coğrafyada topluma, özellikle de gençliğe sirayet ettiğine şahit oluyoruz.

Popüler kültür ürünlerinde, örneğin sinema filmlerinde, dizilerde, müzikte, bilişim dünyasında, medyada, fotoğraflarda, karikatürlerde, hatta kimi zaman bilimsel olması gereken yazı, makale ve yorumlarda son derece ince, bilinçaltına hitap eden kültürel karşıtlığın empoze edildiğini üzülerek izliyoruz. İslam ve Müslüman kavramlarının Batı dünyasında olumsuz ve kötüleyici çağrışımlara sebep olacak şekilde üretildiğine şahit oluyoruz. İslam ve terörizm kavramları yerli ve yersiz son derece sorumsuz şekilde yan yana getiriliyor ve bu şekilde ayrımcılık körükleniyor. İslam dünyasında bazı ülkelerin yerel kıyafetleri, sakalları, örtüleri, hatta kullandıkları bazı kelimeler bir terör aksesuarıymış gibi lanse ediliyor. Toplumlara pompalanan antipatiler derin kaygıların ortaya çıkmasına, toplumların birbirine şüpheyle bakmasına sebep oluyor. Güven yerine korku ve şüphenin hakim olduğu bir toplumsal algı oluşuyor.”

Başbakan Erdoğan, bu algıyı besleyen yanlışlıkların veya olumsuz olayların halklardan, kültür ve medeniyetlerden bağımsız şekilde ortaya çıkabildiğini belirterek, ”Amerika Birleşik Devletleri’nde, Avrupa ülkelerinde, hatta başta Türkiye olmak üzere, halkı Müslüman ülkelerde terör eylemleri bu algının oluşmasına da yol açmıştır” dedi.

-”HİÇBİR SEMAVİ DİN TERÖRE CEVAZ VERMEZ”-

Terör eylemlerinin tüm İslam dünyasını ve tüm Müslümanları kuşatacak şekilde genelleştirilmesinin haksızlık olduğunu ifade eden Erdoğan, bu olayların önemli şekilde mağdurunun yine Müslümanlar olduğunu vurguladı.

Erdoğan, münferit olaylardan yola çıkarak Müslüman isimlerin, İslami değerlerin, İslam ülkelerinin tümden töhmet altında bırakılmasının da aynı şekilde yanlış olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:

”Zira hiçbir semavi din terörü teçhiz etmez, teröre cevaz vermez. Teröre yol açmaz. Irkçılık ne kadar tehlikeliyse, antisemitizm ne kadar tehlikeliyse, ayrımcılık ne kadar tehlikeliyse İslamifobia da en az o kadar tehlikelidir. Çünkü diğer ayrıcılık türleri gibi İslamifobia da bir ırkçılık türüdür, bir insanlık suçudur. Akıl ve vicdan sahibi bütün insanlar ayrımcılık ve ırkçılığın her türüne yek vücut halde karşı durmalıdır. Dünyada hiçbir terör eylemi ve terör örgütü o eylemi yapanların ya da o örgütün mensuplarının dini inançlarıyla değerlendirilmezken maalesef bazı terör eylemlerinin ardından 1,5 milyarı aşkın nüfusa sahip İslam dünyası hedef gösterilmekte, rencide edilmektedir. Bu bakış açısının, yani İslamifobianın son derece tehlikeli olduğunu bir kez daha altını çizerek ifade ediyorum.

Sorumluk makamında olanların, özellikle devlet başkanlarının, medya yöneticilerinin, sivil toplum örgütlerinin gittikçe yükselen bu ciddi tehlike karşısında çok daha duyarlı davranmaları gerektiğine inanıyorum. Terörle mücadele yapılırken hedefin saptırılıp geniş bir kitlenin rencide edilmesi açıkçası mücadeleyi de zaafa uğratacaktır. Hiç ama hiç alakası olmadığı halde adından kıyafetlerinden, kullandığı kelime ve kavramlardan dolayı bireylerin farklı muameleye maruz kalması, onları dışlayacak diyalogdan uzaklaştıracak, güvenlerini zedeleyecek ve entegrasyonu engelleyecektir.”

-”İSLAM KELİMESİ, BARIŞ ANLAMI TAŞIR”-

Başbakan Erdoğan, İslam kelimesinin, ”barış” anlamı taşıdığını ve İslam’ın bir barış ve kardeşlik dini olduğunu vurgulayarak, İslam’ın dayanışma ve paylaşma dini olarak doğduğunu, adalet ilkesi üzerinde geliştiğini, tarih boyunca da kurduğu medeniyetlerin hep sevgi medeniyetleri olduğunu söyledi.

Erdoğan, ”Bundan bin yıl önce, yoksullarla dayanışmak, yolcuları misafir etmek, köleleri özgürlüğe kavuşturmak, hatta göçmen kuşları tedavi etmek için vakıflar kurmuş, köklü ve güçlü sivil toplum modelini ortaya koymuş medeniyetin insan öldürmeyi mazur görmesi asla düşünülemez” dedi.

Asırlar boyunca şehirlerinde insanlar kadar kuşların ve evcil hayvanların barınmasını dert edinen, çevrenin korunmasına azami önem atfeden bir inancın bugün masum sivilleri katletmeyi mazur gördüğünü hiç kimsenin iddia edemeyeceğini belirten Erdoğan, bütün semavi dinlerde olduğu gibi İslam dininde de kul halkı ve mülkiyetin, mahremiyetin korunmasının esas ilkeler olarak her zaman en üst düzeyde gözetildiğini dile getirdi.

Erdoğan, Semerkant’tan İskenderiye’ye, İstanbul’dan Kurduba’ya, İsfahan’dan Fez’e kadar İslam medeniyetinin büyük ve kozmopolit şehirlerinin gerçek manada çoğulcu kültür ürettiklerini, buralarda Musevi, Hristiyan, Müslüman, Hindu ve diğer din mensuplarının bir arada yaşama kültürünün en güzide örneklerin verdiklerini kaydetti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ”Bir Müslüman olarak ‘İslami terör’ kavramını toptan reddediyorum. Terörle İslamı bir arada görmek bizim kanımıza dokunur” dedi.

Başbakan Erdoğan, Sheraton Otel’de gerçekleştirilen ABD-İslam Dünyası Forumu’nda yaptığı konuşmada, Kur’an-ı Kerim’in değişik yerlerinde ve Hz. Muhammed’in birçok hadisinde insan öldürmenin kınandığını ve en büyük günah olarak görüldüğünü vurgulayarak, Maide Suresi’nde ”bir insanı öldürmenin tüm insanlığı öldürmekle eş tutulduğunun” bildirildiğini söyledi.

Mevlana’nın, ”Gel, her ne olursan ol yine gel, bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir” diyerek engin bir hoşgörü çağrısı yaptığını, ”Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte güneş gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol” sözleriyle İslam dininin özünü tefsir ettiğini belirtti. Erdoğan, Yunus Emre’nin, ”Bir kez gönül kırdın ise bu kıldığın namaz değil, yetmiş iki millet dahi elin yüzün yunmaz değil” dizelerine de dikkati çekti.

Savunulma konumunda bile kadınların, çocukların ve yaşlıların korunmasının en üst düzeyde dikkate alınmasının İslam dininin temel ilkelerinden biri olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Kitle imha silahlarının, nükleer silahların pazar yerlerine binalara, kalabalıklara, uçaklara, otobüslere yönelik terörist saldırıların, İslam kelimesiyle Müslüman sıfatıyla bağdaştırılması İslam dinine de biz Müslümanlara da haksızlıktır ve insan olma sıfatıyla bağdaştırılması mümkün değildir. İslam’da esas olan asla ve asla öldürmek değil, tam tersine yaşatmaktır. Bu bağlamda bir Müslüman olarak ‘İslami terör’ kavramını toptan reddediyorum. Terörle İslamı bir arada görmek bizim kanımıza dokunur. Kendileri için ‘İslamcı’ ya da ‘Müslüman terör örgütü’ kavramını kullananları, anlayışlarını gözden geçirmeye davet ediyorum. Bu noktada İslam ülkelerinin de ciddi bir özeleştiride bulunmasını doğrusu ben kaçınılmaz buluyorum. İslam dininin temel ilkeleri ve tarihsel pratiği ortadayken, İslam ülkelerinin bir kısım olumsuzluklarla ve hak ihlalleriyle anılması, Müslümanların başını iki ellerinin arasına alıp etraflıca düşünmesini gerektiriyor. Evet Batı’da bazı kesimler tarafından alehyte bir propaganda yürütülüyor. Ama bizler bu propagandayı boşa çıkarmak için, yanlış imajları algıları düzeltmek için, ön yargıları kırmak için ne yapıyoruz ya da ne yapmıyoruz? Müslümanlarla ilgili yanlış algılamaları gidermek için nasıl bir çaba içindeyiz?”

-”BİRÇOK MÜSLÜMAN ÜLKE UZUNCA BİR SÜRE MESELEYE DUYARSIZ KALIRKEN…”

Türkiye’nin 30 yıldır masum insanları, hatta çocukları hedef alan kanlı bir terör örgütüyle kıyasıya mücadele ettiğine dikkati çeken Başbakan Erdoğan, terörle mücadelede, çoğu sivil olmak üzere 40 bine yakın vatandaşın hayatını kaybettiğini, 30 yılda yaklaşık 300 milyar doların terörle mücadelede kullanıldığını söyledi. Erdoğan, şöyle konuştu:

”Ne yazık ki bu süreç içerisinde uluslararası toplumdan ciddi bir destek alamadık, terörle mücadelemizde dayanışma mekanizmalarının çalıştığını göremedik, hissedemedik. Birçok Müslüman ülke uzunca bir süre meseleye duyarsız kalırken, öbür taraftan Avrupa’da aleni şekilde desteklendiğine, finansman sağlandığına, silah sağlandığına, hoşgörü gösterildiğine, psikolojik olarak desteklendiğine de şahit olduk, yakaladıklarını bizlere teslim etmedi. Bütün uyarılarımıza, bütün işbirliği çağrılarımıza rağmen bugün de bu desteğin devam ettiğine, suçluların korunduğuna, iade edilmediğine ne yazık ki şahit oluyoruz.

Burada özellikle ifade etmek istediğim şudur: İslam dünyası kimden gelirse gelsin, hangi gerekçeyle hangi saikle olursa olsun insanlığa karşı işlenen her türlü suça karşı tam bir dayanışma içinde olmalı ve net bir tavır almalı. Aynı şekilde Batı dünyası da başta ABD ve AB olmak üzere kendi topraklarında hızlıca ve sinsice ilerleyen İslamifobia karşısında ciddi tedbirler almalı ve bu tehlikeli tırmanışı da engellemelidir.”

ABD Başkanı Barak Obama’nın bu konudaki hassasiyetini bildiğini ifade eden Başbakan Erdoğan, ”Sayın Reşad Hüseyin’i böyle önemli bir göreve atamasının altındaki inceliği de biliyorum. Bundan dolayı kendilerini özellikle kutluyorum, tebrik ediyorum. Bu önemli bir adım bu işin laf kısmı değil, uygulama kısmı. Tüm mesele bu uygulamanın neticelerini de süratle alabilmek” dedi.

-”ATIŞMA PAZARININ YERİNİ KARŞILIKLI GÜVEN VE SAYGI İKLİMİ ALIYOR”-

Bu noktada dayanışmanın her zamankinden çok daha fazla anlam ifade ettiğine, bir zorunluluk haline geldiğine dikkati çeken Başbakan Erdoğan, başta Birleşmiş Milletler ve İslam Konferansı Teşkilatı olmak üzere ilgili tüm uluslararası kuruluşların bu katılımı sağlamak ve ortak bir tavır almak yönünde daha aktif olmalarının önemini vurguladı.

Medeniyetler çatışması senaryolarına karşı en kararlı duruşlardan birinin de Medeniyetler İttifakı Girişimi olduğuna işaret eden Erdoğan, şunları kaydetti:

”Doğu ile Batı, Avrupa ile İslam dünyası kültür havzalarında yer alan Türkiye, bu tecrübe ve konumu sayesinde BM çatısı altında medeniyetler ittifakı girişiminin eşbaşkanlığını İspanya ile birlikte üstlenmiştir. Medeniyetler ittifakıyla son yıllarda Müslüman ülkeler ve batılı toplumlar arasında görülen karşılıklı şüphe korku ve kutuplaşma ortamının aşırı unsurlarca istismar edilmesinin önüne geçmeyi hedefliyoruz. Hep beraber bunu başarmamız lazım. Bu girişim farklı kültür ve medeniyetlerin çatışma zorunda olmadığını, yapıcı bir rekabet içinde yaşamalarının hem mümkün hem de gerekli olduğunu ispat etmiştir. Şu anda yüzden fazla ülke ve uluslararası örgüt bu girişime destek veriyor. Bu boyutuyla da girişim küresel barış mücadelesinde önemli bir işlev görüyor. Böylece çatışma pazarının yerini karşılıklı güven ve saygı iklimi almış oluyor. Bu iklimin inşasına ve sürekliliğine katkı yapmak, Washington’dan Ankara’ya, Brüksel’den Doha’ya hepimizin ortak sorumluluğudur.”

-”ÇÖZÜMÜNÜ ERTELEDİĞİMİZ HER SORUN BUMERANG GİBİ GERİ DÖNMEKTE”-

Özellikle 11 Eylül saldırıları sonrasında İslam dünyasıyla ABD arasındaki diyaloğun geliştirilmesi ihtiyacının her zamankinden daha önemli hale geldiğini belirten Erdoğan, ABD Başkanı Obama’nın geçen yıl Ankara ve Kahire’de yaptığı konuşmalarda olumlu ve cesaret verici mesajlar vermesinin, bu diyaloğun ilerletilmesine yönelik beklentileri kuvvetlendirdiğini söyledi.

İlişkilerde yeni bir sayfa açılmasının, geçmişten çıkarılan dersler ışığında karşılıklı saygı, anlayış, empati ve işbirliği ruhuna dayalı yeni söylemlerin geliştirilmesinin tüm ülke ve hakların ortak özlemi olduğuna işaret eden Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

”En önemlisi artık sorunların ötelenip, halının altına süpürülmemesi ve anlamlı sonuç üretici bir işbirliği modelinin hayata geçirilmesidir. Zira çözümünü ertelediğimiz her sorun bir müddet sonra adeta bir bumerang gibi bize geri dönmekte ve daha ağır maliyetleri de beraberinde getirmektedir. ABD’nin bu gittikçe tırmanan sorunlar karşısında diyalog, katılımcılık ve dayanışmayı öne çıkaran bir sorumluluk yüklenmesi gerektiğine inanıyorum. Özellikle özgürlük-güvenlik dengesinin yeniden inşa edilmesi büyük aciliyet arz ediyor.

Yaklaşık 1.6 milyar insanı, yani dünya nüfusunun yaklaşık dörtte birini barındıran İslam coğrafyası da gerek siyasi bakımdan gerek ekonomik potansiyeli itibariyle küresel denklemlerde hesaba katılması gereken başlı başına ağırlık merkezi haline gelmiştir. Bu toplantının temasını teşkil eden bir sonraki bölümün yazılmasına da başlanabilmesi noktasında ancak bu anlayışın samimiyetle benimsenmesiyle mümkün olabileceğine inanıyorum.

Ülkeler toplumlar ve bireyler arasında adalet duygusunun zayıfladığı bir dünya, geleceği tehlikede olan bir dünyadır. Adalet duygusunu muhafaza edebilmek için kısa vadeli çıkarların üzerine çıkabilen, her türlü ayrımcılığı dışlayan etik bir politika yürütmek durumundayız.”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ”ABD yönetiminin Ortadoğu’ya ilişkin tutumunu, İsrail ile Filistin arasındaki görüşmelerin başlatılmasına yönelik çabalarını, bölgede kalıcı barışın tesisi açısından bir fırsat olarak görüyor ve destekliyoruz” dedi.

Erdoğan, Sheraton Otel’de gerçekleştirilen ABD-İslam Dünyası Forumu’nda yaptığı konuşmada, Gazze’de bombardıman nedeniyle Birleşmiş Milletler’in okulunun, hastanelerinin yıkıldığını belirterek, şunları kaydetti:

”Ne oldu, ne yapıyoruz? Cezaevinin kapısı var, 4 tane kapı. Bu kapılardan içeriye giremiyorsunuz. Yaptırım… Böyle adalet olur mu? Dünya barışına katkıyı nasıl sağlayacağız? Ondan sonra çözüm diyoruz, nasıl çözeceğiz? Ben o zaman soruyorum Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi neredesin? BM neredesin? Eğer BM aldığı kararları, sadece karar almak için alıyorsa varlık sebebi yok demektir. BM’nin yaptırım gücünün olması lazım. O zaman burada da o yaptırımı görmemiz lazım. Benim için Haiti ne kadar önemliyse Gazze’de o kadar önemlidir. Benim için Gazze ne kadar önemliyse Gürcistan da o kadar önemlidir. Olaya ben bir Müslüman olarak değil, bir insan olarak bakıyorum. Vicdanımın sesine kulak vererek bakıyorum ve olayı da böyle değerlendirmek durumundayım. Eğer böyle değerlendiremezsek yarın aynı akıbetle bizler de karşı karşıya kalabiliriz.”

Erdoğan, Türkiye olarak insanlığın ve insani değerlerin yüceltilmesini, küresel meselelerin en temel çözüm noktası olarak gördüklerini ve bunu savunduklarını söyledi.

-”YAHUDİ YERLEŞİM FAALİYETLERİ SONLANDIRILMALI”-

Türkiye’nin, bu bilinç içinde öncelikle kendisine bitişik ve mücavir bölgelerde barış, istikrar ve refahın yaygınlaştırılması hedefi doğrultusunda yoğun çabalar harcadığını belirten Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

”Ortadoğu’daki sorunların merkezinde yer alan Filistin sorunu, iki devletli çözüm temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız, egemen ve yaşayabilir bir Filistin Devleti’nin kurulmasıyla çözülmeli ve Filistin halkı on yıllardır özlemini çektiği devletine kavuşmalıdır. Barış sürecinin önündeki en büyük engeli teşkil eden, özellikle Yahudi yerleşim faaliyetleri sonlandırılmalı, yolları, köyleri, aileleri bölen ve Filistin’de normal bir ekonomik hayatın oluşabilmesini engelleyen kısıtlamalar süratle kaldırılmalı, ayrım duvarı inşaatı durdurulmalıdır. Gazze şeridinde ortaya çıkan insanlık trajedisi ortadan kaldırılmalıdır.

Açılan yaralar derhal sarılmalı, bu krizin giderilmesine yönelik proaktif bir diplomasi yürüten ve tüm taraflarla yoğun bir temas trafiği içerisinde bulunan Türkiye, Gazze şeridinde sivil halkın maruz kaldığı zor yaşam koşullarına da elbette sessiz kalmamıştır. Çünkü ben insanım…”

Başbakan Erdoğan, Gazze halkının barınma ve eğitim gibi temel gereksinimlerinin karşılanabilmesi için yardımların bölgeye kesintisiz olarak ulaştırılmasının sağlanması gerektiğine işaret ederek, ”Burası bir açık hava hapishanesi, bu açık hava hapishanesi acaba ne zaman hapishane alanı olmaktan çıkarılacaktır. Bu soruyu da sormak herhalde bizlerin de hakkıdır ve hatta sorumluluk alanımız içerisindedir” dedi.

Erdoğan, ”ABD yönetiminin Ortadoğu’ya ilişkin tutumunu İsrail ile Filistin arasındaki görüşmelerin başlatılmasına yönelik çabalarını, bölgede kalıcı barışın tesisi açısından bir fırsat olarak görüyor ve destekliyoruz. Bu konuda bizlere düşen görev neyse bunu da yapmaya hazır olduğumuzu hep söyledik, söylüyoruz. Ancak burada tüm sorumluluk ABD’nin omuzlarına bırakılamaz, bırakılmamalıdır. Hepimizin bu yönde üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi önem taşıyor” diye konuştu.

-”BÖLGEMİZDE BARIŞ İSTİYORUZ”-

Türkiye olarak, bölgenin ve dünyanın geleceğine ilişkin iyimserliği, sorunların çözüleceğine dair umutları muhafaza ettiklerini belirten Erdoğan, Türkiye’nin, aktif dış politikasının, diyalog, hoşgörü, karşılıklı anlayış, istikrar, güvenlik ve demokrasi temelleri üzerinde kurulu olduğunu söyledi.

Erdoğan, başta Filistin meselesi olmak üzere, Gürcistan, Rusya, Afganistan, Pakistan sorunlarının çözümüne katkı sağlama çabası içerisinde olduklarına işaret ederek, Irak’ın yeniden inşası, İran’ın uluslar arası toplumla ilişkileri ve Yemen gibi meseleleri de yakından takip ettiklerini bildirdi.

”Biz bölgemizde artık barış istiyoruz, uzlaşı istiyoruz, güvenlik ve refah istiyoruz” diyen Erdoğan, bu çağrılarının geniş bir coğrafyada yankılandığını görmekten dolayı da ayrıca umutlu olduğunu sözlerine ekledi.

Kaynak : AA / haber7