2012 Kıyamet Yılımı
Posted by: admin on Mar 16,2011 No Comments
2012 felaket yılı mı olacak?
Japonya’daki deprem Mayaların kehanetini mi doğruluyor?
‘Maya Takvimi’yle örtüşmesi tesadüf değil 2010-2015 arası kritik’
Astrolog, Dönüşüm Zamanı: 2012 Öncesi ve Sonrası kitabının yazarı ÖNER DÖŞER:
Son yaşadığımız doğal afetler bize Güneş-Dünya arasındaki bağlantı ve Güneş aktivitelerinin Dünya üzerindeki etkileri hakkında daha derin düşünmemiz gerektiğini hatırlatır gibi bir mesajdı. Güneş aktivitelerinin maksimuma ulaşacağı bir sürece giriş yapmış bulunuyoruz. Büyük Uyanış 2012 kitabımda altını çizdiğim gibi, 2012 sürecinde yaşanacaklar her ne ise, Güneş’in bunda majör rol oynayacağını düşünüyorum. Mayalar ve Hopiler gibi daha eski kültürler, Güneş’teki değişimlerin her şeyi etkilediğinin farkındaydılar ve bu konuda dikkate değer bir kavrayış geliştirmişlerdi. Mayalar’ın 2012 kehaneti Güneş Lekeleri Döngüsü’yle ve Venüs Döngüsü’yle bağlantılı gözüküyor. 6 Haziran 2012′de Venüs’ün bu yüzyıldaki ikinci geçişini yaşayacağız. Bu tarih civarında Güneş aktivitelerinin de maksimumda olacağını biliyoruz. İçinde bulunduğumuz Güneş Döngüsü 24′ün, bir önceki Güneş döngüsünden (Güneş Döngüsü 23) %50 daha etkin olacağı tahmin edilen bu dönemin, Mayaların “Uzun Sayım” takviminin bitiş tarihi ile örtüşmesi hiç de tesadüf gözükmüyor. Bu döneme denk gelen gezegen döngüleri ve geometrik açıları, doğal afetlerin artacağı bir süreçte olduğumuzu gösteriyor. Bu konuda 2010-2015 yılları arasının en kritik süreç olduğunu kitaplarımda ve seminerlerimde belirttim. Gelişmeler de bu tahminlerimin doğruluğunu gösteriyor.
21 Aralık 2012 tarihinde Dünya’nın sona ereceğini düşünmüyorum. Etkin ve çok sayıda doğal afetler değişimin önemli bir parçası. Ama asıl değişim, bütün bunları değerlendirecek insan bilincinde olacak. Astroloji’de Güneş yaratıcılığın yanı sıra aydınlanmanın, bilinç ve irade gücünün, farkındalığın temsilcisidir. Güneş aktiviteleri aslında, insanlığın şu anda idrak edemediği üst boyutlara geçmesine yardım edebilecek yararlı ve yaratıcı şanslar sunabilecek enerji akımı oluşturur. Bu yüzden Güneş aktivitelerinin artacağı bu dönemi, bilinçte bir nevi kuantum sıçraması yaratacak bir fırsat, geçiş zamanı olarak da görmelidir.
Evet, oldukça zorlu zamanlardan geçmekteyiz. Evet, güneş aktivitelerinin de etkin olacağı beklenen bu zorlu süreçte büyük çaplı doğal felaketlerle, finansal depresyonlarla, siyasi çalkantılarla karşı karşıya kalabiliriz. Ama eğer insanoğlu bilincini doğru odaklar, gerçekte kim olduğunun ve yaşamını yönlendirme konusunda üzerine düşen sorumluluğun farkına varır, kendinde ve çevresinde gerekli düzeltmeleri yaparsa, gökyüzünde gezegenlerin sert açısal dizilimlerde bulunması neticesinde kriz yaratacak olaylar yaşanılması riski kaçınılmaz olmaktan çıkabilir. Eğer insanlar bir an önce yanlış yönde olduklarını fark eder ve daha iyi yönde değişim gösterirlerse, dünya da bunu takip edecektir. Belki de bu süreçte sorumluluğumuzun farkına varırsak, bilinçli bir şekilde bir şeyleri değiştirmeye çalışırsak, bu değişim dünyanın enerji matrisi üzerinde olumsuz etkileri azaltabilir, hatta olumlu etkiler yaratabiliriz. Modern astrolojide çok güzel bir betimleme vardır: “Karakterimiz kaderimizdir. Karakterimizi değiştirebilirsek, kaderimizi değiştirebiliriz.” Bilinçli düşüncelerimizle etrafımızdaki ve içimizdeki dünyayı etkileme gücümüzü arttırabilme kapasitesine sahibiz. Şunu unutmayalım: Biz değişmezsek, hiç birşey değişmeyecek!
‘Afetlerin nedeni iklim değişikliği, Mayalarla bağdaştırmak saçma!’
İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. ORHAN ŞEN:
Yeni milenyum Dünya için pek uğurlu geldi diyemeyiz. Savaşlar ve doğal afetler açısından Dünya sıkıntılı yıllar geçirdi. Türkiye ve yakın bölgesi de bu olumsuzluklardan nasibini aldı. 1999 İzmit depremiyle başlayan doğal afetler, ülkemizde sel, çığ gibi meteorolojik afetlerle devam etti. Milenyumun ilk on yılını tüm Dünya doğanın hırçınlığına karşı bir şey yapamadan yenik kapattı.
Doğal afetlerin son yıllarda artmasının nedeni, küresel ısınmanın sonuçları olan iklim değişikliğidir. İklim değişikliğinin belirtilerini meteorolojik uç değerlerdeki artış olarak biliyoruz. Bu uç değerler aşırı yağış, şiddetli fırtınalar ve yüksek sıcaklıklardaki artıştır. Çok yakın geçmişte Türkiye bunları yaşadı. Küresel ısınmanın önüne geçilemediği için uç değerlerdeki artış artarak sürecektir. Dünyada da bu tür afetlere daha da sık rastlayacağız. Meteorolojik doğal afetlerin artışını durdurmanın en önemli yolu atmosfere salınan sera gazlarının miktarını azaltmaktır. Bu mesuliyet gelişmiş ülkelere aittir.
En fazla geri kalmış ülkelerin bu afetlerden nasibini almasına rağmen sera gazlarının atmosfere çıkışında hiç suçları yoktur. Bir an evvel gelişmiş ülkelerin bir araya gelerek sera gazı salınımlarını azaltmaları gerekmektedir. Dünyanın ortalama sıcaklığı 1.8 o C’a ulaşmıştır. Bu değer şayet 2 o C geçerse geri dönüş artık zorlaşacaktır. Kötü senaryolara göre 4.5 5.0 o C ulaşırsa insanoğlu meteorolojik karakterli doğal afetlerle başa çıkamaz duruma gelecektir.
Bu hızla gidersek 2050’li yıllardan itibaren günümüzdeki afetleri çok daha hafif olarak anımsayacağız. Tüm bu olumsuzluklar insanoğlunun doğa ile barışık olmamasından kaynaklanıyor. Doğayı kirletmemiz, kaynakları yok edercesine tüketim çılgınlığımız bizleri adım adım bu sona doğru yaklaştırmaktadır. Doğa ile başa çıkamaz duruma gelince de kabahati doğa üstü varlıkların üzerine, Maya takvimi vs. üzerine atmamız bizim aymazlığımızı göstermektedir.
‘Yaşanan felaketlerin bilimsel açıklaması var’
İstanbul Üni. Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğr. Üyesi Prof. Dr. ŞENER ÜŞÜMEZSOY:
Son örnek Japonya depremini alırsak, bu deprem doğanın kendisini birebir kontrol eden, determine edilmiş bilimsel bir olgudur. Japonya her yıl düzenli olarak Pasifik Okyanusu’nun üstüne doğru yılda 5 cm ilerler. Pasifik Okyanusu ise Japonya’nın altına doğru yılda 15 cm giriyor. Bunlar ölçülen jeolojik hareketlerdir. Bu ilerleme 100 yıl birikiyor, bu birikmiş enerjinin kırılması, boşalmasıyla bu depremler oluyor. Pasifik Okyanusu 100 yılda gidemediği mesafeyi biranda atıyor. Bu noktada oluşan büyük ivme yerçekimi gücünü aşıyor. Sular normal şekilde çekilemiyor, bu yüzden de tsunami oluyor. Bunlar 100 yıl önce kurulmuş, belli olan bilimsel senaryonun ürünü. Bugün birden olan ani bir şey değil. Hele hele Maya Takvimi’ne bağlamak hiç anlamlı değil, bana anlamlı gelmiyor. Bilimsel bir açıklaması var. 100 yıllık süreçlerle kendini belirleyen bir olay. Bunların aynısı bir daha 150 yıl sonra tekrar edilir.
‘Rahman Suresi 2012’yi işaret ediyor bu tarih dönüm noktası olabilir’
Kuran’ın Şifresi kitabının Yazarı ÖMER ÇELAKIL:
Konuya dini açıdan yaklaşırsak, İslam âlimlerinin dikkatini çeken bir sure vardır, esrarlarla dolu, sürekli aynı cümlenin tekrar ettiği bir sure ‘Rahman Suresi’. Bu surede sürekli aynı cümle tekrarlıyor, iki cümlede bir, iki ayette bir sürekli kimsenin anlam veremediği aynı cümle tekrarlıyor. Bu dikkat çeken surede kıyametle ilgili, kıyametle ilgili değilse de bazı doğal afetlerle ilgili işaretler mevcut. Bu sürekli tekrarlanan cümlenin olduğu ayet numaralarını alt alta toplarsanız 1433 çıkıyor. Bu da hicri 1433, miladi 2012 yılına tekabül ediyor. Ayet numaralarının toplamının 2012’yi vermesi bir işaret olabilir. Ama ben 2012’de kötü bir şeyler olacak veya şunlar şunlar olacak gibi bir söylemde bulunmuyorum. Sadece 2012 tarihi bir işaret olabilir, dünya tarihi ile ilgili bir dönüm noktası olabilir, bir kilometre taşı olabilir, bu tarihe dikkat edilmesi gerekebilir diye düşünüyorum. Ama kıyamet diye yorumlayamayız. Kıyamet çok farklı bir olay ama bazı doğal afetler olabilir veya başka gelişmeler olabilir, olumlu şeyler de olabilir, onu hiç bilemiyorum. Geleceği sadece Allah bilir.
‘Dünya tarihi böyle afetlerle dolu’
‘2012 Marduk’la Randevu’ kitabının Yazarı BURAK ERDEM:
Ben kitabımda kıyamet ya da dünyanın sonu değil, belirli aralıklarla dünyadaki doğal değişimler ve bunların göksel değişkenlere bağlı olduğuna dair eski kayıtlarda birtakım bulgulara rastlandığından yola çıkıp, bununla ilgili bir şeyler söylemiştim. Dünyanın sonu ya da kıyamet değil ama belli bölgeleri etkileyebilecek ciddi doğal, sismik hareketlilikler ve iklim değişiklikleri söz konusu. Özellikle son 6-7 yıldır giderek hızlanarak böyle bir şey olduğu görülüyor. Asya başta olmak üzere iklimdeki değişikliklere, sellerde, toprak kaymalarında ve ciddi iklim anormallerindeki artışlara baktığımızda, hakikaten bu bir doğal değişim. Bu tarihte defalarca oldu. Bu dünya böyle bir şey, bunun doğası bu, fay hatları var, volkanları var, iklim dengeleri pamuk ipliğine bağlı, kaç kere buzul çağı yaşanmış, sular altında kalmış. Felaket senaryoları gereksiz, bunlar doğal şeyler. Bu sistemde bunlar oluyor, belki başka bir gezegende yaşasaydık oranın başka bir dengesi olurdu. Burada böyle bir şey var. En tehlikeli şey bu işi mistik bir felaket, din, iman içine sokmaktır.
