Bilgi kolaydır, düşünce zor
Posted by: admin on Nis 8,2011 No Comments
Bilgi kolaydır, düşünce zor
Birçok olayın ve konunun bilgisi vardır; öğrenen bilir, öğrenmeyen bilmez.
Bilmeyenler vardır diye, yepyeni bir bilgiyi ortaya çıkarıyormuşçasına yazmak ciddi bir tavır değildir.
Ben yakın tarihin bilinmeyen bir tarafı olduğunu sanmıyorum. Yeni yayınlar yeni bilgiler taşımıyor.
Önemli olan, bilgilerin değerlendirilmesidir. Bilgilerden fikrî sonuçlar çıkarabilmektir.
Mesela 27 Mayıs’ın zulüm tarafı bütün ayrıntılarıyla yazıldı çizildi. Bunun tersini savunup DP’yi suçlayanların ve herhangi bir zulüm olmadığını iddia edenlerin söylediği asılsız şeyleri de biliyoruz. Ama doğru bilgileri seçtikten sonra, DP’nin de suçlu değil, fakat kusurlu ve hatalı davranışları olduğunu değerlendiremiyoruz.
Doğru esaslar tespit edilip doğru değerlendirmeler yapılabilirse, dönüp defalarca ayrıntılarla uğraşmanın lüzumu ve anlamı kalmaz. Tersine, lüzumsuz meşguliyet sebebiyle asıl yapılacak işleri aksatmak gibi zararları da olur. Maalesef bizde daha çok yapılan budur. Çoğu zaman bazı ayrıntılara takılıp kalıyoruz.
27 Mayıs’tan 28 Şubat’a kadar; 22 Şubat, 21 Mayıs, 9 Mart, 12 Mart, 12 Eylül, hepsi biliniyor. Dönüp dönüp aynı ayrıntıları tekrarlamak bence yarınlara yönelen ve bugünün realitesini kavrayan doğru değerlendirmelerin yapılmasını engelliyor.
Tarihe bakarken “keşke bu durum olmasaydı” demek anlamlı değildir… Osmanlı İmparatorluğu bir gün gelip duraklayacak ve gerileyecekti elbette. Kıyamete kadar hep ileri gidecek değildi ya! Burada önemli olan, yaşanması zorunlu olan dönüşümler karşısındaki tavırlarımızdır. Hataları biz orada yaptık. Ekseriya yanlış teşhisler koyduk, yanlış tedbirler uyguladık.
Bazı olaylar bireysel irade payı taşımaz. Bir sürü sebep birleşir ve onları zaman içinde oluşturur. Bize düşen yeni doğan veya doğacak olan durumu karşılamak ve yönetip yönlendirmeye çalışmaktır.
1950′de demokrasiye geçmiştik. Hiç arızaya uğramadan mükemmelen gelişip işleyerek devam edip gitmesi düşünülemezdi. Dünyanın hiçbir yerinde demokrasi böyle yerleşip gelişmemiştir. Birtakım sıkıntıların yaşanacağını önceden düşünebiliyor olmamız gerekirdi. Düşünebilseydik, yine bazı negatif olaylar yaşanacaktı ama öyle yaşanmayacaktı. Bizim irademize düşen pay da budur zaten.
Bazı ayrıntıları öğrenmekte elbette ki faydalar var. Fakat defalarca aynı ayrıntıları tekrarlayarak bir şey düşünmüş olmazsın ki. Bazılarının tecrübeleri vardır, fakat tecrübelerinden yararlanma yeteneği yoktur. Yaşadıkları ve öğrendikleri üzerinde düşünmeyenlerin durumu budur.
Demokrat Parti’nin bir “1960′lı yıllar projesi” yoktu. Tek parti anayasası olan 1924 Anayasası’nı değiştirmek, “liste esaslı ekseriyet”e dayanan tuhaf seçim sistemini değiştirmek düşüncesi yoktu. Öyle devam etmenin de imkânı yoktu. Bir dönüşümün yaşanması gerekiyordu, en kötüsü en kötü biçimde yaşandı. Şimdi dönüp o yıllara bakarken 27 Mayıs’ı lanetleyip geçmenin ve bazı ibret dersleri çıkarmamanın makul bir tarafı olabilir mi?
Demokrasi Batı’ya kolay yerleşmedi. Batı’nın tarihinde dramatik hatta trajik bir sürü olay var. Demokrasinin de kapitalizmin de gelişmeleri öyledir. Onları yaşadılar ama düşünce birikimlerini de oluşturdular. Bir düşünür, “İnsanlar tecrübelerine göre değil, tecrübelerinden yararlanma yeteneklerine göre akıllıdırlar.” diyor. Bir söz de ben söyleyeyim: Yaşadıklarını düşünen, düşünerek yaşamayı öğrenir ve düşünerek yaşamak her faziletin anasıdır.
Bizim yaptığımız ise, yeterince düşünülmeden yaşanmış yılları ve olayları, yine düşünmeden konuşmak, tartışmak. Bu sadece sıkıntı ve kavga getirir. Bilgi alınır verilir, düşünceyi sen üreteceksin. Düşünce alışverişi sadece bir etkileşimi ifade eder, hazır elbise gibi alıp vermeyi değil. Düşünerek yaşıyor olmadığımız için geçmişi de düşünemiyoruz. Ve bir düşüncesizlik kısır döngüsü içinde bütün bilgileri boynu bükük hale getiriyoruz. Zaman zaman aktüalitenin sıcağından ve dar menzillerinden sıyrılıp ufku geniş gören bir perspektif tepesine çıkmayı beceremezsek hep ağaçlarla uğraşarak ormanın bütününü görmekten mahrum kalırız.
a.selim@zaman.com.tr
