Haber Turk Haberleri
Posted by: admin on May 10,2011 No Comments
Haber Turk Haberleri
Adap yahu
BAYKAL’ı koltugundan eden kaset skandalı patladıgı gün, çok dogru bir tavırla bu konuya mesafeli duran ve meseleye dahil olmama zarafetini gösteren AKP, seçimler yaklastıkça Baykal’ın kaset meselesini daha bir gündeme tasır oldular.
Üstelik de “Terbiye sınırlarını zorlayarak” demeyecegim, asarak.
Baykal’ın yaptıgını dogru bulup hos görenlerden olmak mümkün degil ama karısmak ne isimiz ne haddimiz diye düsünüyorum.
Baykal istifa ederek zaten geregini yaptı, Nesrin Baytok ise olaydan sonra sessiz kaldı ve milletvekili adayı bile olmayarak tavrını gösterdi.
Her ikisinin de yaptıkları dogru olandır.
simdi önce Basbakan Erdogan, “Baykal aday, o hanım neden aday degil?” diye sordu.
Sanki Baytok aday olmak istemis de CHP yapmamıs.
Nesrin Baytok kenara çekilmek istemis olabilir. Bunu kime soracaktı, rakip partinin kurmaylarına mı?
Hadi onu geçelim bir kalem.
Ne de olsa Basbakan’ın yaptıgında en azından bir kabalık yok.
Ya Bülent Arınç’a ne demeli!
İsin cılkını çıkarmak diye Bülent Bey’in yaptıgına denir ancak.
Baykal’ın kaset meselesiyle ilgili önceki gün konusuyor ve Baykal’dan “Sayın” diye söz ederken Nesrin Baytok’a “asüfte” diyor.
Pes!
Bu nasıl üslup, bu nasıl kafa.
Hangi hakla böyle bir tanımlama, böyle hakaret.
Nesrin Baytok muhakkak ki yargı yoluna basvurup bu hakaretin hesabını soracaktır ama ondan önce biraz vicdan, biraz adap gerekir insana.
Milletin uçkur bekçisi misiniz bir, diyelim ki bekçiligi kendinize vazife edindiniz, hakaret etmeye hakkınız var mı iki!
Ve tabii üçüncü de var.
Sorarım Bülent Arınç’a, “Partinizde esini aldatan hiç kimse yok mu?”
Kuran’a el basıp yemin edebilir misiniz “Yok” diye.
Bası kapalı esi evde otururken bası açık hanımı kuma yapan yok mu?
Nikâhsız esinden çocuk sahibi olan yok mu?
Sakın bana “Ama onların imam nikâhı var” diye savunma falan yapmaya kalkmayın.
Yasal olmayan kılıfa uydurulmus rezilligin, kılıfına uydurulmamıs rezillikten benim gözümde hiçbir farkı yoktur.
Ya çıkın yemin edin “Benim partimde birden fazla kadınla iliskiye giren tek bir kisi yoktur” diye.
Ya da Nesrin Hanım’dan özür dileyin.
Kimsenin kimseye böyle hitap etmeye hakkı yok.
Sizin bile.
Hele hele Ergenekon organizasyonu dediginiz bir olayı, bu kadar kullanmanız iyice ayıp oluyor.
MHP Video Kulüp
MHP’lilerin ikinci video çekimi de servise sokuldu.
Yine bildiginiz olaylar, yine bildiginiz çekimler.
Tipik “aç erkek muhabbeti”.
Ve tabii yine bildiginiz “mense”.
Bu üçüncü videoyu da servise sokan mihrak aynı.
Baykal‘ın kaseti, 1. MHP kaseti nereden servis edildiyse aynı yerden.
ABD’de bir yerlerden.
Baykal kaseti için, “CHP’yi yeniden dizayn etmek, AKP karsısında daha güçlü hale getirmek ve Kılıçdaroglu’nu genel baskan yapmak için bu kaset ortaya çıkarıldı” demisti AKP’liler.
Peki simdi ne diyorlar?
Vallahi bilmiyorum.
Ama kim gelip de “MHP’yi dizayn etmek ve AKP karsısında daha güçlü hale getirmek için” derse gülerim. Zekâmla, aklımla, fikrimle alay etmek olarak görürüm.
Seçime bir ay kala, bir partiyi, üstelik de baraj sorunu yasaması muhtemel bir partiyi bu kasetlerle yıpratmak, AKP karsıtı bir yapının isine gelir mi Allah askına.
Ya Ergenekon denilen örgüt,denildigi gibi AKP’yi yıpratmak degil tam aksine güçlendirmek istiyor ya da bu görüntüleri servise sokan Ergenekon denilen örgüt degil.
Çünkü bu görüntülerle yıpranan bir MHP, bu yüzden baraj altında kalırsa AKP en az 40, hatta 50 milletvekili daha fazla çıkarıyor.
Eger Ergenekon, AKP’yi daha güçlü yapmak isteyen bir örgütse bu görüntüleri servis eden Ergenekon’dur.
Yok eger öyle degilse bu görüntüleri kimin servis ettigini varın siz tahmin edin.
Aysal seçilir, is biter
GALATASARAYLILAR yolda görse soruyor, “Ne olacak?” diye.
Bir sey olmayacak.
Digerlerinden çok daha iyi bir baskan adayı olan ve digerlerinden çok çok daha iyi bir ekip kuran Ünal Aysal seçimi rahatça kazanacak.
Adnan Öztürk yönetim içinde çıban bası olmaya kalkısmaz ve haddini bilirse yönetimin basarılı olma sansı çok yüksek.
Kerameti kendinden menkul Adnan Öztürk yönetimde hak ettiginden daha etkin bir pozisyon sahibi olmak isterse is Ünal Aysal‘a düsecek.
Susturup atarsa yine sorun olmayacak.
Susturamazsa sıkıntı olacak.
Tabii Ali Dürüst‘ün de bildik tarzından vazgeçmesi ve agırlıgını koyması gerek.
Bunlar olursa Galatasaray iyiye gider.
Yine de mevcut adayların iyisi Aysal ve ekibi.
Rahatça seçilirler.
Kimse merak etmesin.
NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Siyaseti, bırakın belden asagıyı dondan içeri sokmadıgımız zaman.
DÜZELTME HAREKETİNİN NEDENİ EKONOMİK DEgİL, SPEKÜLATİF
2001 krizinden sonra 2008′e kadar yılın ilk aylarında pozitif gelismelere satın almak, yaza dogru bir kar realizasyonu yapmak, sonra yaz ortası mı olur, yoksa sonbahara dogru mu, yeniden yıl sonu beklentilerini satın alma egilimi hakimdi. 2008 ve 2009 küresel kriz yıllarında bu egilimler kesildi. 2010 yılında yeniden basladı. 14 Nisan 2010′da yasanan kırılma 25 Haziran’a kadar yaklasık 2.5 ay sürdü. Ardından gelen toparlanma küçük dalgalanmalarla bir hafta önceye, yani 30 Nisan’a kadar sürdü.
29-30 Nisan tarihlerindeki kırılma ile yeniden bir düzeltme, dinlenme, kar realizasyonu ile karsı karsıyayız. Finansal piyasalarda bir yıl aradan sonra görülen bu satıs dalgasını temel ekonomik gelismelere baglamak zor. Spekülatif amaçlar çok daha ön plana çıkmıs gibi görünüyor. Özellikle de ünlü spekülatör George Soros altın ve gümüste satıs yaptı.
■ Zaten en büyük ve en keskin düsüs de, en çok prim yapan gümüste yasandı. Bitisikte nisan sonu itibariyle bazı emtiaların nisan ayında, yılın ilk dört ayında ve son bir yılda yaptıgı primlerin bir tablosu var. Bazılarının da küresel kriz ve sonrasındaki fiyat seyri grafiklere yansıtılmıs. Oradan da izlenebilecegi gibi, gümüs son 8 ayda yüzde 170 artmıs. Bu artısın herhangi bir ekonomik gelismeyle açıklanması çok zor. Nasıl yükseldiyse, kimler aldıysa, öyle satıyorlar ve fiyat da öyle düsüyor. Bir haftalık kaybı yüzde 27′yi buldu.
■ Genelde 1980′de büyük altın yükselisine ve manipülasyonuna gümüste baslatılan oyunun yol açtıgı bilinir. Bu kez de, dünyada çok daha az alınıp satılan, hacmi düsük gümüsü yükseltmek bu para bollugunda kolay oldu. Gümüs yukarı ise onun büyük abisi durumundaki altın da prim yapmalı argümanı simdiye kadar pek itibar görmedi. Görmedi ki, altının yükselisi çok sınırlı kaldı. Bu yılki primi yüzde 20 idi. Yani kedi, kuyrugunun pesine takılıp gitmedi. Bu nedenle sonu da aynı olmadı. Gümüsteki sert satıslara ragmen altın fiyatlarındaki düzeltme yüzde 4.4 ile sınırlı kaldı.
■ Buna karsılık petroldeki düsüs yüzde 10′u buldu. Çünkü petrolün artısı da son bir yılda yüzde 90′ı bulmustu. Emtialar hangi hızla çıkmıssa düzeltme hareketi içinde aynı hızla düstüler.
■ Emtiaların toplu fiyat hareketini yansıtan Reuters CRB Endeksi’ndeki bir haftalık kayıp yüzde 9′u buldu. Bu kayba karsılık 29 Nisan’da ulastıgı 370 düzeyi, 2 Temmuz 2008′deki 473 düzeyinin yüzde 22 altında kaldı.
‘Tehdit Algılaması’ tam olarak cökerse; altın, petrol fiyatlarında ve piyasalarda neler olabilir?
Bu sorulara cevap aramaya geçmeden bir tezi hatırlayalım: 2001 sonrası olusan bütün fiyatlamalar, 2001-2011 arasında olusan “restlesmeler” ve bu “restlesmeye” dayanan “sosyal-siyasal-finansal” alt dinamiklere baglı…
Nasıl mı? Detayları açalım ve ana sorulara cevap arayalım…
Degerli dostlarım, 1945-1989 arasında “Amerika-Rusya” arasındaki “dengeye” göre sekillenen dünya düzeni, 1989-2001 arasında “karsılıklı parçaların” olmadıgı basit tabiriyle; Amerika’nın ve “küresel yapının” tek basına kaldıgı bir yapıya dönüstü… Bu “tek kalma” durumu dünya sistemini tasıyamazken, yeni yapı “2001-11 Eylül saldırısı” sonrası olusmaya ve Amerika-Rusya restlesmesi yerini “Amerika- Ortadogu kaynaklı İslami terör” algılamasına bırakmaya basladı…
Bu denklem, “petrolün 147 dolara, altının da 1500 dolar üstüne” tasındıgı yapının özüydü. Bu yapı, dünya piyasalarını genlestirirken, “kontrol altına alınmak istenen” bölgeler askeri isgale ugradı ve dünya “bu tehdit algılaması” esliginde 10 yılını geçirdi… Ne zamana kadar? BİN LADİN vurulana ve “ALGILAMA” çökene kadar!
Peki bundan sonra neler olabilir?
Olasılık 1: İntikam duygularının zirve yapması sonucu terör artacak, restlesme keskinleserek “dünya daha net bir tehdit” algılamasına geçecek. Bugün düser gibi görünen “emtia fiyatları” yeniden toparlanacak ve “siddet artarsa” yeni zirveler olusacak!
Olasılık 2: Terörün “dozu düserek”, Amerikaterör restlesmesi dünya düzeninden tamamen ayıklanma yoluna girecek. Bu degisim aynı zamanda “yumusak gücün” yeni siyasi ortama hâkim olması ve “askeri-endüstriyel” yapının yerini “finansal-entelektüel” yapıya bırakması anlamına da geliyor. Bu seçenekte de “emtia” fiyatları çok derin sekilde etkilenecek ve özellikle altın ve petrolde önemli fiyat degisimleri olacak. Bir not; bu seçenek hayata geçmeye baslamıs gibi görünüyor ama henüz karar vermek için “çok erken”!
Olasılık 3: Dünya belli bir süre aynen 1989- 2001 arasında oldugu gibi “yeni tez-antitez” döngüsünü göremeyecek ve siyasi-ekonomik dinamikler dalgalanmaya devam edecek…
Sonuç 1: Dünya “kararsızlık” dönemi sonrası yeni bir “esige” dogru hareket edecek! Bugünler “sallantıda kaldıgımız” dönem! Tehdit algılaması “çökmüs” gibi görünse bile kesin karar için henüz erken! Peki Türkiye? Türkiye’de neler olabilir?
1- Türkiye, 2007’de IMF’den kurtularak “etki alanını genlestirerek, bunu ekonomik açılımlarla perçinledi”! Bu degisim “dünya düzeninden” etkilenme katsayısının düsmesi açısından olumlu!
2- Son dönemde özellikle Mavi Marmara’dan sonra, Türkiye’nin “etki alanındaki” ülkeler “küresel müdahalelere” maruz kaldılar ve Libya, Suriye ve sıradaki ülkelerde çok ciddi degisimler oldu-oluyor-olacak! Bu ekonomik anlamda Türkiye adına olumsuz bir gelisme!
3- Bu degisim Türkiye’nin dıs politikasını “zora sokarken”, ekonomik açılımı da “zorlanabilir” noktasına dogru kaymaya baslayabilir.
4- Amerika’nın tavrı çok net ve Türkiye’nin “küresel stratejik ortagından” ayrı kalması çok kolay olmadıgı gibi, Amerika’nın politikalarına “içdıs” dengeler yüzünden “uyması da” bir o kadar zor!
5- Amerika-terör restlesmesi “Türkiye’yi yeni dünya düzeninin” merkez ülkesi haline getirirken, olusacak yeni yapının “nasıl bir etki yaratacagı”, yapının detayları henüz ortaya çıkmadıgı için, belli degil. Çok daha önemli olabiliriz, tam tersi “yumusak güç” bize olan ilgi ve ihtiyacı azaltabilir…
Degerli dostlar, yasananlara sadece “Ladin” üzerinden bakmak dogru olmaz. Ladin’in ortaya çıkısına-tasfiye edilmesine ve eszamanlı olarak Mübarek‘ten Kaddafi‘ye, Kaddafi’den Esad‘a konuya detaylı-derin bakmak ve “geliyorum” diyen yapıyı çok iyi analiz ederek strateji gelistirmek önemli…
Sonuç 2: Dünya “yeni bir teze” dogru gidecek ve tüm fiyatlamalar degisecek! Bu degisim nasıl olacak karar vermek için henüz erken! Türkiye’nin de kaderi bu degisimden etkilenecek, analiz etmeye devam edecegiz…
Turkuvaz renkli sulara karsı, deniz suyunda haslanmıs muz alır mıydınız?
ÇOK uzaklardan görüyorum ki iki gündür özellikle internette en çok konusulan konulardan biri Pascal Nouma ve Nihat Dogan kavgasıydı. Olaylı ada konseyinin ve Pascal’ın diskalifiye olmasının ardından adaya gittik. 30 dakika süren keyifli bir deniz yolculugunun ardından çok keyifli tropik görüntüler esliginde yarısmacıların kaldıgı noktaya ulastık. Pırıl pırıl turkuvaz rengi sular, bembeyaz kumlar boyunca uzanıyordu. Her yerden sarkan palmiyeler görüntüyü daha da güzellestiriyordu. Birkaç dakikalıgına ugrayıp denize girmek için mükemmel olan bu bölgede bir gece geçirmek bile deli insanların isi gibi geliyor insana. Ancak çogu ünlü olan ve İstanbul’da sahane hayatlar süren bu insanlar simdi kapkara bir tencerede pisen ve çok kötü görünen deniz suyunda haslanmıs muza talim ediyorlar. İste benim ada izlenimlerim…
NİHAT DOgAN: Ben bu adanın KRALIYIM
KAVGALI günün ardından yapılan olaylı konseyde artık tek basına yasama kararı alan Nihat Dogan adaya vardıgımızda kendi kulübesini insa etmeye baslamıstı. Elinde testere agaçları bir araya getirmeye çalısıyordu. Arada “Ben bu adanın kralıyım” diye bagırmayı ihmal etmiyordu. Beni görünce çok sevindi. Asena ve arkadaslarının duyacagı sekilde “İste simdi adaya gerçek bir kadın geldi” diye söylendi. “Gel Nihat’ım bir soluklan, nefeslen. Çökelim su palmiyenin altına coconutlar tepemize düsmeden” diyebildim. Oturduk agacın dibine. Önce tatlı tatlı Pascal zaferini anlattı. “Bizim hiçbir seyden korkumuz yok, Nihat Dogan sakal gibidir kesersen daha gür çıkar” deyiverdi. Ben gülünce o da tutamadı kendini. “Ramiz Dayı gibisin” deyince “O bir dizi kahramanı ben Allah’ına kadar gerçegim” diye celallendi. Hemen özlem konusunu açtım. En çok annesini ve abisinin kızını özlemisti. Birdenbire “Ben burada açım diye mutlaka o da yemek yemiyordur” diye hıçkıra hıçkıra aglamaya basladı. Herhalde genç bir kız ve iyi arkadaslar amcasıyla diye düsündüm. Yasını sordum yegeninin; megerse üç yasındaymıs. Bir de kaçak çay içmeyi özlemis. Son soruyu da o bana sordu. “İbrahim Tatlıses iyi miymis?” dedi. Bildigim kadarıyla anlattım. “Özledigin kız var mı” diye sordum. Çok degil ama az özledigi biri varmıs. Sonra konuyu degistirdim. “Türkiye’ye mesajın var mı?” dedim. Gözlerini mercan kayalıklarını da asıp ufuklara kilitledi ve kısarak “Halkım seçim zamanı provokasyona gelmesin” dedi…
ASENA: Nihat elenirse intihar eder
ADANIN Asena ve saz arkadasları bölümünde Ebru Destan ve Özge Ulusoy ile lafladık biraz. Hepsi de Pascal’ın gidisine yıkılmıs. Zaten görüntüleri izlemissinizdir. Kızları delirtmek için “Nihat” demeniz yeterli. Ama içlerinde en kurulmusu Asena. “Nihat elenirse intihar eder, tek amacım onu elemek” diyor. Kızların adada açlıktan sonraki en büyük sorunları kum. Artık gözleri kum görmek istemiyormus. İçinde kum olmayan tek yer olan bir palmiye agacının kökü, oturmayı en sevdikleri yermis.
İleri mimari tekniklerle çadır yapmıs!
HİÇ kuskusuz adanın en eglenceli adamı Taner. O bambaska bir boyutta. Bambaska bir yarısın içinde. Onun en çok sordugu konu meshur olup olmadıgı ve dönünce kızlarla takılma katsayısının yüksekligi. Beni yeni yaptıgı çadırına götürdü heyecanla. Bu çadırı yaparken kızılderili çadırları ve en ileri mimari tekniklerden yararlanmıs. Anlattıgı kadarıyla çatıyı kubbe gibi yapmaya çalısmıs. Su basmasın diye de yüksege yapmıs. Kendisine kazık atıp Facebook hesabını kullanan Meter isimli arkadasına çok kızgın. Dönünce ona gösterecekmis. Mersin’i ve annesini çok özlemis. Taner’in keyfi yerinde. Zaten adada keyifli olan tek isim de o. Ancak 15-20 dakika fazlası bünyede ifrazat yaratabiliyor.
Geçen seneki yarısmacılar çok sanssızmıs!
HATIRLARSANIZ ben geçen yılki Survivor adasına da gitmistim. Panama’daki adalarda hayat kesinlikle Dominik Cumhuriyeti’nden zordu. Çünkü Panama’da hem nem hem de çok büyük sıcak vardı. Yarısmacılar çok ciddi günes yanıklarına maruz kalmıstı. Ancak onlar da balık konusunda sanslılardı. Dominik adasında balık yakalamak özellikle dalgalar yüzünden çok zor. Fakat burada havada nem çok düsük. Aksamları da ciddi ciddi serin oluyor. Yani hava sartları yarısmacıların lehine.
Hey yetiskin; bak ne kadar cirkinsin!
‘Tiyatrocu’ denince, benim aklıma sadece tiyatroyu meslek olarak icra edenler gelmiyor. Tiyatronun gelisimine katkıda bulunan, tiyatronun bugününü ve gelecegini aydınlatmak için emek veren, kalbi heyecanla çarparak oyunlara bilet alan ve tiyatro salonları arasında mekik dokuyan herkesi de sahneye hiç çıkmasalar bile, bir nevi ‘tiyatrocu’ olarak kabul ederim ben. ‘Tiyatro’, hayatımın vazgeçilmezlerinden, hayatım boyunca kuracagım cümlelerde özne rolünü üstlenecegi garanti olan sayılı kelimelerden… Bu kelimenin sonuna eklenen ‘cu’ eki de en az kelimenin kendisi kadar kıymetli; kelimenin nefesi, sesi… ‘Tiyatrocu’ tiyatroya can veren… ‘Tiyatrocu’ rolünün sahnede ya da sahne dısında olmasına aldırmadan, tiyatro için canla basla mücadele eden… “Ben tiyatrocuyum arkadas ve tiyatro benim arkadasım! Ben onun iyiligi için her seyi yaparım, her seye varım” diyen…
TAN, TAN VAKTİNE İNANCIMI PEKİsTİRDİ
Bu yıl 100′ü askın oyuna giden, seyirciyi bu oyunlar hakkında bilgilendiren, ‘tiyatro’ dendiginde kalbinden yükselen gülümsemenin parıltısı gözlerinde beliren Tiyatro Elestirmeni Yasam Kaya, benim ‘iliklerine kadar tiyatrocu arkadaslarım’ listemin demirbasları arasında! Aynı zamanda bir psikolog olan Yasam, 2006′dan beri İstanbul Devlet Tiyatrosu’ndan Öykü Basar ile birlikte, ülkemizdeki zihinsel engelli bireylere profesyonel tiyatro egitimi veriyor. Bu ikilinin, ‘tiyatrocu’ sıfatını büyük bir heyecan, özgüven ve sorumlulukla üstlenen ögrencileri, bugüne dek farklı tarihlerde, ‘Keske Hayatım’, ‘Bedenin Dili’, ‘sahane Bir Komedi’ ve ‘Komik Bir Cinayet’ adlı oyunlarla seyirci karsısındaydı. Hafta basında Yasam beni aradı ve “Ögrencilerimden Tan Aytıs’ın basrolünde oldugu ‘Neverland’ adlı oyunun 4 Mayıs’ta galası var. Gel birlikte izleyelim” dedi.
Heyecanla kabul ettim bu teklifi. ‘Neverland’ yani Türkçe mealiyle ‘Olmayan Ülke’ ya da ‘Düsler Ülkesi’, bitmeyen çocuklugumun yaratıcılarından Peter Pan’in anavatanı! Dolayısıyla oyun, sadece ismiyle bile yüregimi karıncalandırdı. Sırf bu oyun hakkında yazabilmek için bu haftalık bu kösenin gününü persembeden cumaya aldım ve Yasam’la birlikte, basrolünde Down sendromlu Tan Aytıs’ın oldugu oyunun seyrine daldım. Hemen belirteyim; Türkiye’de ilk kez Down sendromlu biri, profesyonel bir tiyatro oyununda basrol oynuyor! İnsan, henüz 20′li yaslarının basında olan Aytıs’ı sahnede görünce hem gururlanıyor hem de “Böyle cesur ve özgüvenli gençlerimiz oldukça bu ülke bütün engelleri asar” diye umutlanıyor. ‘Neverland’i ‘yok ülke’ olmaktan çıkarıp gerçek bir ‘düsler ülkesi’ne çevirmeyi böyle ısıklı gençler basaracak. Tan, tan vaktinin er ya da geç geleceginin müjdecisi gibi!
DÜsLER ÜLKESİ DÜsTÜ, KANIYOR…
Cihan Saglam’ın yazıp yönettigi oyunda, Öykü Basar, Tugrul Karanfil, Ezgi Karaca, Fatih Altun, Yusufcan Sancaklı, Kemal Aydın ve Enis Alper Yapıcı da rol alıyor. Bir evin bodrum katında geçen oyun, bir abla (Öykü Basar) ve kardesi (Tan Aytıs) arasındaki diyaloglar üzerinden kapitalist toplumun, “Bir varmıs, bir yokmus” diye baslayan masallarla büyüyen çocukları nasıl “Masallar hiç yokmus” diyen ve kendi varlıgını bile gerçeklestiremeyen yetiskinlere dönüstürdügünü gözler önüne seriyor. Yetiskin kelimesinin ‘kin’ kısmı, özellikle evi basan askerler tarafından ablaya uygulanan iskence sahneleri sırasında, ayna tuttugu seyirciye, kulaklarını kanatacak kadar yüksek bir sesle haykırıyor: “Selam yetiskin; ben toplum tarafından ötekilestirildigin ya da toplumun dayatmasıyla birilerini ötekilestirdigin için içine yerlesen kinim! Aynada yani sahnede gördügün senin benimle tanıstıktan sonraki halin! Baksana; ne kadarda çirkinsin!”
Seyircileri heykel rolüne büründürerek onları aslında kel ama ahkâm kesmeye gelince fodul halleriyle yüzlestiren oyun; fasizmin çıkıs noktasının aile oldugunu, kendilerine dayatılanlarla büyüyen çocukların degil gökkusagıyla dans etmek onun altından geçerken dilek bile tutamaz hale geldigini, hiç yasamadan ölenlerin çoklugunu, yasar gibi yapanların gerçekten yasama cesaretini gösterebilenlere nasıl tuzaklar kurdugunu yani Peter Pan ve Wendy’nin ‘Düsler Ülkesi’nin nasıl düstügünü, düsüp kanadıgını, kanadıkça kana susadıgını gözler önüne seriyor. Aytıs basrolün hakkını veriyor; kurdugu göz temaslarıyla seyirciyi silkeliyor. Basar ise, performansıyla oyunun lokomotifi. ‘Neverland’; 8, 15, 22 ve 29 Mayıs’ta Taksim’deki İkincikat’ta! “İzleyin ‘tiyatrocu’ arkadaslar” diyorum ve 0212 292 32 47′yi arayıp yerinizi ayırtmanızı diliyorum.
Günün Haberleri
Balıkcı’ya mobbing davası
“Evliligim bozuldu, felc olma noktasına geldim. cAPA mobbing raporu verdi”
09 Mayıs 2011 Pazartesi, 19:14:15
..Tiyatrocu Hülya Karakas, Orhan Alkaya hakkındaki sikayetini ve dava sürecini Bloomberg HT’de Gülin Yıldırımkaya’ya anlattı:
Siz mobbing’i ilk kez raporla belgeleyen kisilerden birisiniz. Orhan Alkaya’dan sikayetcisiniz, (“Öyle bir gecer zaman ki” dizisindeki balıkcı) bir mobbing davanız var. Taciz, siddet… Ne yaptı?
İnsanın üzerinde fiziki siddetten daha cok etki bırakan psikolojik siddet. cok kötü bir dönem gecirdim. Genel sanat yönetmenligi degisikligi oldugu dönemdi.
Sizin müdürünüz gibi miydi?
Genel sanat yönetmeni. Bütün kurum hakkında sanat yönetimi hakkında karar veren kisi. Orhan Alkaya genel sanat yönetmeni olmustu ve benim oynadıgım bütün oyunları sahneden kaldırdı. O dönem oynadıgım daha yeni oynanan oyunu hicbir gerekce sunmadan oynatmadı. Önerdigim bütün projeleri cesitli gerekcelerle üstelik son derece kabaca ifade ederek reddetti ve ben o dönem yalnızlastım. Zaten mobbing’deki en önemli icerik kisinin kurum icerisinde yalnızlastırılması. Tiyatromda 17 ay calıstırılmadım. Kuruma ugrayamıyordum bile. Meslektaslarım kendilerince olumlu sebepler yaratarak benden uzaklastılar ve yalnızlastım. O dönem evliligim bozuldu, yüksek tansiyon hastası oldum hatta yüksek tansiyondan felc gecirme asamasına geldim, asırı kilo almaya basladım, saglıgımı kaybediyordum, psikolojim bozulmustu, isimi yapamaz hale geldim. Ve capa Tıp Fakültesi’nde cok uzun sürecli bir mesaim basladı. Mobbing raporumu almak üzere hikayemi anlattım ve oranın psikoloji bölümünde doktorla görüsmelerim basladı. Mobbing raporu öyle kolay verilmiyor.
Video icin tıklayınız…
Bunu nasıl belgeleyeceksiniz, degil mi?
cok ciddi uzmanlar tarafından sorgulanıyorsunuz, hikayeniz dinleniyor, testlere tabi tutuluyorsunuz. Sizin bile ”Nasıl anlayacaklar bunu?” dediginiz cok ilginc yarın tiyatroda kullanabilecegim cok önemli malzemelerim var. Bugün öyle bakabiliyorum ama benim icin cok zorlu bir sürecti. 5 ayın sonunda mobbing raporumu aldım tabii bu bana yasal hak veriyor. Yaklasık bir bucuk yıldır bazı nedenlerden ötürü belli bir avukatı bulma, o avukata ulasma, kurum icerisinde yeni yönetimin oturmasını bekleme gibi sürecleri bekledigim icin simdi artık mobbing davam savcılık önünde. Ben artık hukuk önünde bu meselenin halledilmesini bekleyen biriyim. Benim dısımdaki insanlara umarım böyle hikayeler yasamazlar; onlara da bir örnek teskil etmesi icin bu konuda hic geri adım atmadım ve atmayacagım da.
cok fazla kisiye yol da gösterebilecek bir örnek. Mobbing’e maruz oldugunu bile fark etmeyebilir insanlar, dediginiz gibi cok bilinen bir sey degil…
Tabii, ben de farkında degildim, bir arkadasım yönlendirdi ”Senin yasadıkların mobbing”dir diye. Ve ben neredeyse ilklerden biriyim, sonra tabii cok genisledi. simdi özel mobbing alanları kuruldu, basbakanlık bu konu ile ilgili bir genelge yayınladı. cünkü Cumhurbaskanı’nın önüne de cok acı mobbing hikayelerinin gittigini ve onun bu konuda cok özel bir caba sarf ettigini biliyorum. Yönetimlerin de bunun farkına varması ve yasalasması gerekiyordu. Bunlar hep kadınla basarının aynı seyde olmasından kaynaklanıyor. Kadın olmanın, özellikle sanat ortamında kadınların daha rahat olması beklenirken, daha basarılı isler yapmaya baslamıssınız, iktidar alanında duran seyleri talep etmeye baslamıssınız, sizin üzerinizde erkek meslektaslar tarafından ne yazık ki -hepsi icin söyleyemeyecegim cok sahane erkek meslektaslarımın da oldugunu söyleyebilirim- önemli bir bölümü özellikle yönetmenlik alanının, iktidar alanlarının kadınların ellerine gecmesini asla istemiyorlar.
Siz sehir tiyatrolarında bir sekilde tekrar devam ettiginize göre…
Zaten ben kadrolu sanatcısıyım.
Degisiklik mi oldu? Yoksa su an aynı gerginlikle aynı atmosfere girip cıkıyor musunuz?
Hayır. O gerginlik artık bitti tabii, genel sanat yönetmenimiz bir kadın bir tiyatro sanatcısı, yönetmen-oyuncu Aysenil samlıoglu. Orhan Alkaya görevden alındı. cok kısa bir süre görevde kaldı zaten 17 ay. 17 ay yetti kurumun zayıflamasına
Bu dava yüzünden mi ayrıldı?
Bunun da etkisi var. cok cesitli nedenleri var. Onları simdi burada konusmak istemiyorum. Zaten basarısız bir dönem oldugunu, kisisel görüsüm öyle, basarısız bir dönemdi o yüzden de cok kısa bir dönem kaldı. Görevden alındı ve yerine bir baska yönetim geldi. simdi sehir tiyatrolarında sular daha durulmus durumda, herkes daha iyi ve adaletli bir sekilde isini yapıyor.
Gecmis olsun diyelim size. Tabii bu arada Orhan Alkaya’da devam eden bir yargı süreci dediginiz gibi cevap hakkını saklı bırakalım. Elbette sizin cephenizden dinledik olan biteni. Peki sizce neden siz, size neden böyle bir sey yapıldı? Ayse Fatma degil de neden Hülya Karakas?
Belki baskaları farkında degildi.
“Genel de olabilir” diyorsunuz?
Ben daha agır bir sürec yasadıgım icin…
Öncesinde bir tartısma mı olmustu acaba? Bir menfaat alanı catısması?
Hayır hicbir zaman birbirimizi sevdigimizi söyleyemem. Benim cok sevdigim hazzettigim biri olmadıgını cok rahatlıkla söyleyebilirim. cok inandıgım biri olmadıgını söyleyebilirim. Bunlar ama bir insan üzerinde mobbing uygulamak icin bir gerekce degildir. Herkes birbirine esit mesafede durur, geregini yaparsa o genel sanat yönetmeni herkese esit mesafede yaklasmak zorunda beni sevmek zorunda degil ama beni de kucaklamak durumunda Ayse’yi de Fatma’yı da hepimizin kendi yeteneklerimiz ölcüsünde o tiyatroda is yapabilmemizi saglayabilecek konumdaki kisi. Kaldı ki herkesin cevap hakkı vardır ama mobbing raporunu alan, uzmanlar gözünde benim. Hukuk sonrasında onun da bir cevabı olabilir. Belki de hukuk diyecek ki ”Hayır sen haksızsın”
.Anahtar Kelimeler
bloomberg ht, gülin yıldırımkaya, balıkcı, öyle bir gecer zaman ki, mobbing, orhan alkaya, hülya karakas
