Pazartesi Haberi Zaman Haberleri
Posted by: admin on May 16,2011 No Comments
Pazartesi Haberleri, Zaman Haberi, Zaman gazatesi, zaman haber, haber zaman, haber zamanı, haberler, haberci, günün haberi, zamansız haber, zamanla ilgili haberler, zamansız gelen haber, zaman köşesi, zaman köşe yazarları,
Secimleri sabote etmek isteyenler
12 Haziran’da yapılacak genel secimleri pek cok cevre ‘heyecansız’ buluyor.
Haksız da sayılmazlar aslında. Kamuoyu arastırmaları hep benzer sonuclar veriyor cünkü. O sonuclara gore AK Parti acık ara onde gidiyor. CHP eskisinden kotü degil; ama iktidar olmaya hâlâ cok uzak. En kritik parti MHP. Baraj üstünde cambazlık yapıyor. 8 senedir ülkeyi yoneten bir partinin bir donem daha iktidara gelecegine kesin gozüyle bakılıyor…
Tabii ki bu ongorülerin tamamında normal sartlar altında secim yapılacagına dair bir inanc yatmakta. Dileyelim oyle olsun! Çünkü bu ülkenin normallesmesi, normal sartlar altında sandıga gidilmesine baglı. Halk yanlıs bir tercih kullanmıs bile olsa, hic endiseniz olmasın, ilk fırsatta hatasını düzeltecektir…
Acı bir gercegi kabul etmek lazım ki Türkiye hicbir secime güllük gülistanlık bir havada gitmedi, gidemedi. Siyaset mühendisleri her secim oncesi alavere dalavere yapmaya yeltendi ve halkın tercihlerini yonlendirmek istedi. En sık kullanılan metot teror. Ufukta sandık goründügü an etraf hep toz dumana büründü. Sokaklar hareketlendi, güvenlik gücleri ile bazı gruplar arasında catısmalar yasandı, topluma korku ve endise pompalandı. Sagduyulu halk provokasyona alıstı alısmasına ama provokatorler hic bos durmadı ve yeni metotlar gelistirerek etki-tepki dalgaları olusturdu.
Secimlere bir ay kala sahit oldugumuz vakalar, bir kısım derin güclerin bos durmadıgını ve karanlık dehlizlerinde yeni senaryolar üzerine canhıras bir telasla calıstıklarını gosteriyor. Gorünen o ki toplumdaki ayrısmayı korükleyecek tahrikler daha da artacak. Şu kısa sürede yasananları hatırlayın lütfen. YSK bazı BDP destekli adayların basvurusunu tuhaf gerekcelerle reddetti. Kıyamet kopmadı mı? Şiddet eylemleri dalga dalga yayılırken BDP saflarından yürekli bir ses yükselmedi ki derin tuzagın carklarına comak sokulabilsin. Birileri tahrik etmeye de tahriklere kapılmaya da bayılıyor. Ardından Tunceli’de 7 PKK militanı oldürüldü. Her cenaze, yeni eylemlere sebep sayıldı ve teror bazı sehirleri esir aldı. Bu arada Kastamonu mitinginde gorevli polis konvoyuna PKK saldırdı ve o hain pusu büyük bir ofkeye yol actı. Birkac gün once Uludere’de askerî birlige sızmak isteyen 12 PKK’lının oldürüldügü duyuruldu. Ne olacak simdi? Hayatını kaybeden militan adedince cenaze gelecek bolgeye. Her cenaze yeni bir provokasyon doguracak. Ortaya cıkan manzara ülkenin Dogu’sunu ayrı gerecek, Batı’sını ayrı. Çünkü protesto yapan adamın ortaya cıkaracagı manzara toplumun diger kesiminde endiseyle karsılanacak. Tabii bu arada PKK’nın yeni eylemler yapmayacagını kimse garanti edemez. Şehit cenazeleri üzerinden nefret tohumu ekmeyi âdet haline getirdi orgüt…
Bu secimlerin derin operasyonu hassaten Kürtler üzerinden yapılıyor. Bir kısım Kürtler ise buna ta bastan can atıyor. Derin devlet ile derin PKK el ele vermis, siyaset ve toplum mühendisligi yapıyor. Bir taraftan Kürtleri AK Parti’den koparmak ve insanların oylarını sadece Kürt ırkcılıgı yapan bir partiye yonlendirmek istiyor; diger taraftan da Türkcü duygular üzerinden siyaset yapan ama halkın genel teveccühüne bir türlü mazhar olamayanları barajın üstüne tasımak icin cırpınıyor.
Deger mi bu kadar vahsi gayeler icin toplumu birbirine kırdırmaya! Bu ülkeye de yazık, bu ülkenin insanlarına da yazık, kaynaklarına da yazık, istikbaline de yazık… Ancak toplum ve siyaset mühendislerinin umurunda degil. Onlar statükonun yıkıldıgını ve bu secimlerin son fırsat oldugunu düsünüyor. Ellerinden gelse secimleri iptal ettirmek istiyorlar. Eger bu mes’um gayeye ulasmaları mümkün olmazsa kamuoyu anketlerinden cıkan istatistikî sonucları altüst edebilmek icin her seyi deniyorlar, deneyecekler. Kaybettiklerini ve normal sartlarda kazanamayacaklarını biliyorlar cünkü. Bir kez daha sandıkta yenilmeyi statükonun sonu olarak gorenler, karanlık senaryolarla toplumun bütün kesimlerini kusatmaya calısıyor. Sagduyulu olmak, tahriklere kapılmamak, yalan yanlıs bilgilere meyletmemek, cirkin senaryolara boyun egmemek gerekiyor…
Ne kadar da birbirinize benziyorsunuz
PKK liderlerinden Murat Karayılan bir kitap yazmıs. Kamuoyuna yansıdıgı kadarıyla Karayılan İslam’ın Kürtleri parcaladıgını düsünüyor. Bu fikir bana cok tanıdık geldi. Vaktiyle asırı Türkcüler de boyle soylerdi. Türk-İslam sentezi hâkim olunca bu sacma düsünceler rafa kalkmıstı. Ne var ki simdilerde ulusalcı Türkcüler yine aynı ilkel noktaya gelmis oldu.
Zerdüstlüge ovgüler dizmis Karayılan. Bunu da yadırgamadım. Irkcı Türkler de Şamanizm’i oyle overdi. Şaman iken cok daha dinamik oldugumuza, İslamiyet’i kabul edince (hâsâ) uyusturuldugumuza inanırdı. Kürt ırkcıları da aynı gerekceyle İslam oncesi dinlerine sarılarak cahiliye doneminden medet umuyor.
Vaktiyle PKK’nın haber ajansı, PKK militanları arasında yapılan bir anketi yayınlamıstı. O ankette en sevilen dinî lider soruldugunda Zerdüst ilk sırada yer almıstı. İkinci Hazreti İsa, ücüncü de Hazreti Muhammed secilmisti. Bu sonuc tesadüf degildi, cünkü orgüt icinde en sıcak bakılan din sıralandıgında da Zerdüstlük ilk sıradaydı. Bunu kendileri yayınladı, biz de o anketi haber yaptık. Nedense cok icerlediler haberimize. Kandil gecelerinde alelacele mevlit bile okuttular. Şimdi cuma namazı kılıyorlar parklarda. Sanırsınız Kandil’deki kamplarda da cuma namazını eda ediyorlar. Parklarda bile vatandas kılıyor, orgütün has adamları onları seyrediyor. Aslında bunu da yadırgamıyorum. Türk ırkcılıgı yapanlar da Şaman âdetlerine ozenir, kımız icer, at eti yemeyi hayal eder, kopuz dinlemeyi ibadet sanır ama namaza niyaza gelmezdi. Arada bir cenaze namazına geldiklerinde de cami avlusunda beklesmeyi tercih ederlerdi. “Tanrı Dagı kadar Türk, Hira Dagı kadar Müslüman’ız” dendiginde bunlar solugu ulusalcılıkta aldı; yani İslam’sız milliyetcilige ‘ulusalcılık’ adını vererek İslam oncesi kimlige sıgındılar…
Karayılan’a donecek olursak, orgüt lideri, İslam’a kızgınlıgını daha da derinlestirerek (!) Kürtler arasında da bir hayli koklü bir kültür olan Naksilik tarikatına da demedigini bırakmamıs. Karayılan’ın bu hali asırı Türkcülerin vaktiyle bütün tasavvuf ve tarikatlara karsı takındıgı düsmanca tavrı hatırlatıyor…
Gorünen o ki ırkcı düsünceler birbirine cok benziyor. İslam inancından ve kültüründen haz almıyorlar. Normaldir de! Çünkü İslam daha ta bastan ırkcılıgı net bir dille yasaklamıs, insanların Adem ile Havva’dan geldigini, dolayısıyla hicbir kimsenin hic kimseden üstün olamayacagını telkin etmisti. İslam’a gore üstünlük ‘ancak ve ancak takva ile’ mümkündür. İnsanların kabile kabile asiret asiret yaratılmasını İslam tanısmaya sebep sayıyordu. Yani farklı kültürlerin zenginligini vurguluyor bu din. İslam Peygamberi en yakın arkadaslarından birinde kücücük bir üstün ırk inancını gorünce ‘Sende hâlâ cahiliye kokuyor.’ diyor ve fiilî orneklerle ırkcılıgın tamamına savas acıyordu. Hal boyle olunca ‘müspet milliyetcilik’ yolları bile bazıları icin kapalı gorünüyor ve ulusalcılık cıkar yol gibi gorünüyor. oyle olunca da ırkcının ırkcıdan farkı kalmıyor. Kutsanan ırkın adı degisiyor sadece, soylem aynı soylem. Arada bir halkla barısmak icin İslam’ı kullanmaya kalkısmaları bile birbirine benziyor. “Hık!” demis birbirinin burnundan düsmüs sanki…
Balyoz, matruskaya benziyor
Balyoz davasına sebep olan belgeler ortaya cıktıgında once ‘ne var bunda, bu bize EMASYA protokolünün verdigi bir yetki’ diyen generaller daha sonra agız degistirdi ve bütün belgeleri inkâr etti. Harp oyunu yapılmıstı onlara gore. Belgelere eklemeler yapıldıgını bile iddia ettiler. Donanma’nın kalbi Golcük’te, üstelik istihbarat biriminin tam merkezinde, 9 cuval Balyoz dokümanı ele gecirildi. Zanlılardan bir kısmı isi yine piskinlige vurdu, akıl dısı onermelerde bulundu.
Tam fırtına diniyordu ki bu sefer de Eskisehir’de yeni belgelere ulasıldıgı anlasıldı. Birkac gün once Eskisehir’deki belgeler nedeniyle tutuklamalar yapıldı. Belgelerin birbirini teyit etmesi, güncellenen bilgilerle darbe planlarının diri tutulması su ana kadar isi piskinlige vuranları da sasırtmıs durumda. Balyoz, matruskaya benziyor, her kapagı kaldırılan dosyanın icinden yenisi cıkıyor.
e.dumanli@zaman.com.tr
Ya bir ya da yok olacaksınız
ozel bir organizasyon icin İstanbul’a gelen Müslüman basketbolcu Kerim Abdülcabbar, Osmanlı hakkında su degerlendirmede bulunmus: “Dünyanın cesitli yerlerinden insanlar devlet hizmetine girerdi; kriter basarılı olmalarıydı.”
Abdülcabbar, ABD’de ırkcılık probleminin oldugunu, Osmanlı Devleti’nde boyle bir problemin bulunmadıgını belirtmis. Ünlü basketbolcunun sozleri Prof. Neumark’ın hatıralarında gecen bazı olayları hatırıma getirdi. Almanya’da Yahudileri giyim kusamlarından, tavır ve davranıslarından hatta sivelerinden teshis etmek mümkün degildir. Fakat Almanlar, soyadlarından kimin Yahudi asıllı oldugunu bilirler. Devlet felsefeleri ırkcılık üzerine bina edildiginden soyadı degistirmek mümkün degildir. Bu nedenle komik hatta müstehcen soyadlarına cok sık rastlanır.
Neumark Almanya’da dogmus, büyümüs; Alman okullarında okumustu. Belki Yahudi dilini bile bilmiyordu. Sinagoga gidip gitmedigini yazmıyor; gitmiyorsa büyük ihtimalle Yahudi asıllı olması da kendi hatırına bile gelmiyor, davranıslarını pek etkilemiyordu. Nazi fikriyatı devlet sistemine hakim olunca kendisine, “Sen Yahudisin, tehlikelisin!” denmis, devlet hizmetinde bulunmasına son verilmis.
Almanya’dan dıslanan bu bilim adamlarının fizikci, kimyacı, matematikci olanlarını ABD aldı. Einstein, Eisenberg gibileri de bunların arasındaydı. Boyle bilim insanlarından mahrum olmayı goze almak cinnet degil de nedir? Almanya’dan kacan tıpcı, hukukcu, iktisatcı bazı bilim adamları da ülkemize geldi. Bunlardan biri de Neumark’tı.
1933 yılı… Memleketimiz cok fakir; milletimiz savaslardan cıkmıs; eli is tutan insanımız az. Okuma yazma oranımız cok düsük. Üstelik Neumark’ın muhatap olacagı insanlar Müslüman; onların da fanatik olmasından ürküyor, cünkü İslamiyet hakkındaki düsüncesi pesin hükümlerle yogrulmus. Onu kabul eden bir baska devlet de yok. İlk gün goreve baslamak üzere endiseli bir sekilde üniversiteye gider. Üniversitenin bahcesine adım atınca soldaki postaneyi gorür; oraya yonelir. Çalısanlar arasında bir zenci gorünce sasırır. Kartını yazarken zenciyi ve calısma arkadaslarının ona nasıl davrandıgını izler. Yanındakilerle sakalasarak, gayet dostane bir muameleye tabi tutularak calıstıgını gorür. Neumark rahat bir nefes alır; kartını, “Demek ki bu topraklarda ayrımcılık yok, ben de burada yasayabilirim.” diye sevinerek yazar.
Bu konuda Batı’nın olcüleri ilkeldir. İnsanları kaderlerinden dolayı dıslayabilir, yeteneklerini onemsemeyebilir. Kendisinden olmayanı düsman kabul eder. Avrupa’nın bu hastalıgını, ABD de farklı bir sekilde devsirmistir. Hepsi de yabancı oldukları icin beyazlar kendi aralarında pek ayrımcılık yapmadılar ama ayrımcılıgı kendi renklerini tasımayan zencilere yonelttiler.
Osmanlı’nın olcüsü İslamî idi. Anne-babamızı, milletimizi secmekte en azından beseri olcülerimize gore hür degiliz, bunlar bizim kaderimizdir. Allah’a inanan bir insan, onun takdir ettigi kadere nasıl düsmanlık besler?
Batılıların aklı basında, vicdan sahibi olanlarının kurtulmak istedigi ayrımcılıgı bu topraklara tasımak vebal degil midir? Kader beni Sakarya’nın Akyazı ilcesinde dünyaya getirdi. Abdülhamid Han zamanında kanallar acıldıgı icin bu bolge bataklıktan kurtulmus, goc almaya baslamıs. Müslüman olan pek cok kavim yasamaktadır; hicbirini ayrı milletler olarak gormeyiz. Amcamıza gosterdigimi hürmeti yaslı bir Bosnak’a, Çerkez’e, Kürt’e gosteririz. Rahatca kız alıp veririz. Bu dokuyu bozmaya kimin ne hakkı var? Sosyal bünyemizi dinamitleyenlere Batı’nın kucak acması neden aklımızı basımıza getirmiyor? Sorulsa, bütün yetkililerinin terore karsı olduklarını soyleyecekleri Belcika’da Sabancı’nın katillerinin kollarını sallayarak dolasmaları bizlere cok sey anlatmıyor mu?
Ne gariptir ki ırkcı olan Avrupa’nın dinî korlügü yoktur. Yüz binlerce Bosnak, gozlerinin onünde sehit edilirken sadece seyretmediler; katillere yardım ettiler. Bu zavallıların onlara gore Müslüman olmaktan baska sucları var mıydı? Avrupalı, dininden ve kültür havzasından olmayanı düsman gorür. Müslüman olduktan sonra Türk ile Kürt’ün hicbir farkı yoktur. Bugün onların degirmenine su tasıyanlara yardım edebilirler. Onlardan umdukları bitince, onlara duydukları dostluk da biter. Tarih bize bunu anlatıyor
Varlıgımızın teminatı ecdadımızın su sozünde gizlidir: Ya bir olacaksınız ya da yok olacaksınız.
m.niyazi@zaman.com.tr
Abdeste, namaza yeni baslayanların soruları
Yeni baslayanlardan gelen iki soru soyle ifade edilmis.Birinci soru: Ben namaza yeni baslayınca abdeste de yeni basladıgım kendiliginden anlasılacaktır.
Bu acemiligimden dolayı cevremden ikazlar alıyorum, sunu yanlıs yapıyorsun, sunu unutuyorsun gibilerinden. En son aldıgım uyarılardan biri de, abdest alırken okunacak duaları bilemeyisim. Ben su anda sadece abdestimi alabiliyorum, bu sırada okunacak duaları ezberlemedigimden dua okuyamıyorum. Dua okumazsam abdestim bosa mı gitmis olur? Bunu ogrenmek istiyorum.
Cevap: Abdest alırken okumanız tavsiye edilen dualar abdestin farzından vacibinden degil, sadece adabındandır. O duaları okumadan aldıgınız abdest sahihtir, bir süpheye düsmenize hic gerek yoktur. Şoyle de ifade edebiliriz. Abdesti alırken seleften nakledilen o duaları okuyanlar sevap alırlar, okumayanlar ise günaha girmezler, abdestlerinde bir eksiklik soz konusu olmaz.
Ancak abdeste baslarken en basta okumamız gereken Besmele sünneti, bunlardan ayrı bir onem arz etmektedir. Peygamberimiz, abdestin basında Besmele cekmeyi hem tavsiye etmis hem de kendisi abdeste hep Besmele ile baslarken buyurmus ki:
- Besmele cekmeden baslanan abdestin sevabında eksiklik vardır!.. Yani Besmele’siz baslamayın abdestinize!.. Bu konudaki bir baska hadis-i serifte de buyrulur ki:
- Abdestine Besmele ile baslayanın, her tarafı temiz olur. Besmele’siz baslayanın ise sadece abdestte yıkadıgı yerleri temiz olur!.. oyle ise abdeste Besmele ile baslama sünneti hic ihmal edilmemelidir.
Sozü buraya getirmisken Besmele’nin basta cekilmesi gerektigini ifade eden su onemli hükmü de hatırlatmıs olayım.
Yemek yerken basta cekmeniz gereken Besmele’yi nerede aklınıza gelirse orada cekebilirsiniz. Çünkü yemegin her lokması ayrı bir ibadet sayılır. Ancak abdestte boyle degildir. Abdestin basından sonuna kadar hepsi tek ibadet sayıldıgından, basında Besmele cekilmezse sonradan cekilen Besmele, basında cekilmis gibi sünnetten sayılmamaktadır.
Bu sebeple, abdestin basında elinizi suya uzatırken hem niyetinizi hatırlayacaksınız hem de hemen Euzü-Besmele cekerek abdestinize Besmele ile baslamıs olacaksınız…
Bu itibarla, Besmele’nin abdestin basında iken cekilmesi geregini unutmamalı, abdeste baslarken dalgınlıga düsüp de Euzü-Besmele cekmeyi sonraya bırakmamalıyız!..
İkinci soru: Namaza yeni basladım ve bircok tereddüdüm var. Bunları zamanla asacagım insaallah. Ancak namazı tam bir huzurla kılabilmem icin baktıgım seylerin kalbimi mesgul etmemesi niyetiyle gozlerimi kapıyorum. Boylece gozümü gonlümü tümüyle namazın icinde tutmayı düsünüyorum. Ancak bunun uygun olmayacagını, namazda gozlerin acık bulunması gerektigini de soylüyorlar. Hangisini tercih etmeliyim? Gordügüm seylerin kalbimi mesgul etmemesi icin namazda gozlerimi kapalı tutmam daha uygun olmaz mı?
Cevap: Namazda kalp huzuru gercekten cok mühimdir. Bundan dolayı namaza baslarken once zihindeki namaz dısı konuları tahliye etmeye calısmalı, bütün duygularımızla namaza yonelmeye gayret etmeliyiz ki; namaza hem kalbimizle hem de kalıbımızla yonelmis olalım. Bu sebeple namazda tam bir huzur saglamak icin gozleri bazen yummakta mahzur olmayabilir. Ancak bu hal, devamlı olmamalıdır. Çünkü namazda devamlı olması gereken hal, gozün kapalı olması degil secde yerine bakacak sekilde hep acık olması, ayakta iken secde yerine, otururken de kucaga bakılıyor olunmasıdır. Kalp huzurunun, boylece hep belli yerlere bakmakla temin edilmesi gerekmektedir.
Bundan dolayı ilgili kitaplarda, namaz kılarken kıyamda gozler secde yerine bakmalı, tahiyyata oturunca da kucaga bakmalı, gozleri saga sola kaydırarak, yahut da tümüyle kapayarak kılmanın mekruh oldugu unutulmamalı, denmektedir.
Demek oluyor ki, namazda arada sırada kafa ve kalp birligini saglamak icin gozler kapansa da bu tedbir devam eden bir alıskanlık haline getirilmemeli, acık gozle secde yerine bakarak kılmayı esas almalı, bunu sünnetin bir geregi olarak bilmelidir.
a.sahin@zaman.com.tr
Degisimin gerisinde kalmak
İtham iddiası delil ister; zannî, tahminî, sübjektif iddialara benzemez. Aslında o türlü yaklasımlara hukuken “iddia” da denilemez. Ve iddianın ispatı müddeiye (sahibine) düser; iddianın ispatı icin delil gerekir, reddi icin degil. İspatlanmayan iddia, aslen yok demektir. Ona baska bir sey denir. Su-i zan gibi; iftira, bühtan gibi…
İkide bir “okyanus otesi” lafını kullanmak, bos, yakısıksız, cirkin bir yaklasım tarzıdır. Hocaefendi’nin cevabî acıklamasını seyrederken gozlerim doldu. Su-i zanları iddia haline getirmek kimseye bir sey kazandırmaz. onemli olan, su-i zan psikolojisinin düzeltilmesi ve hayata, dünyaya, Türkiye’ye dogru acıdan bakma degisimlerinin gerceklestirilmesidir. Bunu basarmadan tıkanmanın getirecegi sapmaları onlemek zordur. İtidal dengeniz bozulur, sonradan kendi kendinize de yakıstıramayacagınız sapmalara kaymak durumunda kalırsınız.
Bazı seyler degisiyor, isteseniz de istemeseniz de degisiyor. Benim de degismesini istemedigim bazı seyler var ama, olcü ben degilim ki. Degisen realiteyi gormek ve ona gore davranmak zorundayım. Akıl, sagduyu bunu gerektirir. Gormezlikten gelmek, yok saymak, cıkar yol degil.Sayın Erdogan’ı dinliyorum, yeni yerlesim projelerini anlatırken… Yeni bir ufku isaretliyor… Bu, onemli bir olgu. Gormek lâzım. Ayrıntıları konusmak, tartısmak ayrı bir konu. once farklılıgı tesbit etmek ihtiyacı var. Boyle yapmazsak düsünemeyiz, tıkanırız. Her büyük degisim zordur.
Demokrat Parti’nin imar faaliyeti de cok sasırtıcıydı. Şoyle bir İstanbul tasavvur edebiliyor musunuz bugün: Sahil yolları yok, Barbaros Bulvarı yok, Vatan Caddesi, Millet Caddesi yok, Azapkapı-Karakoy yolu yok, Yavuzselim-Çarsamba yolu yok, yok oglu yok! Bu İstanbul oyle kalabilir miydi? Ama Vatan Caddesi acılırken hepimiz hayretle bakıp soyle diyorduk: “Nedir bu yahu? Burası havaalanı pisti mi olacak?” İlk defa Bogaz Koprüsü yapılırken de, inanılmaz bir sey gibi gorünüyordu. Daha onceki hayatın da güzellikleri vardı tabii. Her seyden once İstanbul’un nüfusu bir milyondan azdı. Yollar elverisli degil ise de, trafik yogunlugu düsüktü. Şimdi ozel otomobille gecikerek gittigin bir yere, o zamanki sartlarda tramvayla, dolmusla daha cabuk gidebilirdin. Ama oyle kalmayacagı, oyle tutulamayacagı ve devam edilemeyecegi belliydi. Şehir goc alıyor, büyüyordu.
İstanbul, gerekli sosyo-ekonomik tedbirler alınarak nüfusu bes milyon olan bir sehir olarak korunabilir miydi? Boylesi cok iyi olurdu ama zordu. Hele yasanan siyasî istikrarsızlıklar icinde bu bir hayal gibiydi. Şimdiki durum nedir? Biz deprem gercegini simdiki capıyla eskiden bilmezdik… İstanbul eskidi, yaslandı. Gecekonduları, kacak yapıları falan bırakın; İstanbul’un en oturmus yerlerinden olan Fatih ilcesindeki binaların yası kac? Beton kalitesi nedir, korozyon oranı nedir? Sorma gec! Çok ciddi bir mesele var. Bu yeni projeler bir cıkıs yolu ve yonü gosteriyor. Baska bir cozüm düsüncesi yok ki.
Ben “güclendirmeye” inanmıyorum. onemli olan, binanın tasıyıcı gücüdür, direnc yetenegidir. Dıstan rotuslayarak binayı güzellestirirsiniz ama güclendiremezsiniz. Onun kemikleri (betonu, kolonları, demirleri) aynı kalacak. İstanbul dügümlendi, acıklanan proje bu dügümü acmak icin üretilmis tek on projedir. Tartısılmalıdır, fakat tartısılacak baska bir onerinin bu konuda var olmadıgı da bilinmelidir.
Her donemin ayrı bir lider ihtiyacı var. 1960′lı yıllar, Demirel’i üretti ve alternatifi yoktu. Ne Bilgic alternatifti, ne Bozbeyli, ne Mehmet Turgut ne de dısta Ecevit… O zaman 41 yasındaydı simdi ise 90′a yaklastı. Bugünün sartları acısından Demirel fikrî bir yardım degeri ifade edecek halde degil. Müdâhil olmaya calıstıgı yerlerde hata yapıyor. Bilerek yaptıgını sanmıyorum, yeterli olamıyor. Bazı degisimlerin gerisinde kaldı, bircokları gibi. Ve bircokları gibi goremedigi gercek su: Bazı teminat unsurları bazı “münhasır temsil” iddiaları dısında ve fakat AK Parti’nin aslî terkip yapısı icindedir. Degisimlerin gerisinde kalanlar bunu anlayabilmekte zorluk cekiyor.
a.selim@zaman.com.tr
Siz ne tür bir tiryakisiniz?
Sigara ve Saglık Ulusal Komitesi Baskanı Prof. Dr. Elif Daglı, “Sigara yasaları ile eli kolu baglanan sigara endüstrisi kendine hedef olarak gencleri secti. Maalesef her üniversiteye girdiler.
Adeta üniversiteleri mekân tuttular. Ayrıca bagımlılıgı ve cazibeyi artırmak icin sigaraya katkı maddesi kattılar. Satıs noktalarında gizli reklamlar koydular. Ülkemizin ve uluslararası yasaların hice sayılarak genclerin endüstriye teslim edilmesi cok üzücü.” diyor.
Genclerimizi sigaraya karsı mutlaka korumamız gerekiyor. Bunun icin de once neden sigara ictigimizin ve sigaraya nasıl bagımlı hale geldigimizin cok iyi bilinmesi lâzım.
Tiryakilerin büyük cogunlugu sigaraya genclik, hatta bazen cocukluk doneminde baslar. İlk sigarasını ileri yaslarda icip de sigaraya bagımlı hâle gelenlerin sayısı cok daha azdır. Bunun icin sigara endüstrisi neredeyse tüm enerjisini gencleri sigaraya baslatmak icin harcar.
Herkesin sigaraya baslamada kendine gore farklı sebepleri vardır. Bu, bazen büyüdügünü ve artık ozgür oldugunu cevresine gosterme arzusudur. Bazen ozentidir. Bazen arkadaslarının cogu ictigi icin onların arasında yer edinmek veya dıslanmamak icindir. Bazen bu nasıl bir seymis ben de deneyeyim merakıdır. Bazen sigara icen ünlü kisilere benzeme veya kendini onlarla ozdeslestirme hevesidir. Bazen de sigara reklâmlarından etkilenmedir.
Sigaraya baslamada anne, baba veya okulda ogretmenin sigara iciyor olması cok onemlidir. Çesitli arastırmalarda sigara icen cocukların dortte ücünün anne veya babasından en az birinin sigara ictigi, buna karsılık sigara kullanmayan ebeveynlerin cocuklarında sigara alıskanlıgının cok seyrek oldugu belirlenmistir. Lise cagındaki erkek ogrenciler icin de erkek ogretmenlerin sigara iciyor olmasının cok belirleyici oldugu bilinmektedir.
Hastalarımdan biliyorum, Ana-dolu’da babaları, amcaları veya dedeleri tarafından cok kücük yaslarda sigaraya baslatılan erkek cocukların sayısı hic de az degildir.
***
Sigara bagımlılıgı nedir?
Belirli bir süre sigara icenler sigara bagımlısı olur. Genel olarak madde bagımlılıgı Dünya Saglık orgütü tarafından “Bir insanın psiko-aktif bir maddeye karsı daha once deger verdigi diger islerden ve nesnelerden daha fazla oncelik tanıma davranısı” olarak tanımlıyor. Bu tanıma gore ‘sigara bagımlısı’ olan birinin davranısları büyük olcüde sigaranın etkisi altındadır. Kendine ve cevresine zarar verdigini bilerek sigara icmeyi sürdürür, icilen sigara miktarı giderek artar, sigarayı bıraktıgında yoksunluk belirtileri ortaya cıkar. Sigaranın sinir sistemi üzerine olan uyarıcı, rahatlatıcı, keyif verici etkileri de sigara bagımlılıgının gelismesinde onemli rol oynar.
Türleri de var
Fiziksel ve psikolojik olmak üzere iki türlü sigara bagımlılıgı vardır. Sigarada bulunan binlerce kimyasal icinde fiziksel bagımlılıga yol acan madde nikotindir. Nikotin, merkezi sinir sistemi uyarıcısıdır ve bir ilac olarak sınıflandırılır. Nikotin tıpkı alkol, eroin ve kokain gibi hatta bazı bilim adamlarına gore onlardan bile daha fazla bagımlılık yaratan bir maddedir.
Bir sigarada yaklasık 0.8 gr tütün ve 10-20 miligram nikotin bulunur. Sigara icilirken nikotin saniyeler icinde beyne ulasır ve burada dopamin adı verilen bir kimyasalın artmasına sebep olur. Dopamin, bizi rahatlatan ve haz veren bilgi akısını beyin hücreleri arasında saglayan kimyasaldır. Her sigara icildiginde nikotin beynimizde aynı yolu tetikledigi icin haz hissedilir ve diger tüm madde bagımlılıklarında oldugu gibi her seferinde aynı hazzı hissedebilmek icin daha cok sigara icmemiz gerekir ve boylece sigara bagımlısı oluruz. Amerika’da en sık konulan psikiyatrik tanının nikotin bagımlılıgı oldugunu hatırlatmak isterim.
Psikolojik bagımlılık
Bazı kisiler sigaraya psikolojik olarak bagımlıdırlar. Bu bir tür ogrenilmis hatalı davranıstır. Sigaraya psikolojik olarak bagımlı olanlar ozellikle birtakım ugrasları veya davranısları sırasında sigara icer. Meselâ, bazıları sinirlendiklerinde, bazıları sabah kahvaltısından sonra kahve icerken, bazıları televizyon seyrederken, bazıları okurken yazarken veya calısırken, bazıları kâgıt veya tavla oynarken, bazıları araba kullanırken, bazıları telefonla konusurken…
Buna bir de davranıs alıskanlıgını eklemek gerekir. Sigaradan cekilen her nefeste giderek kuvvetlenen el ve agız hareketleri zamanla bir alıskanlık haline gelir. Meselâ günde bir paket sigara icen ve her sigaradan en az 10 kere nefes ceken biri, günde 200 kere yılda 70 bin kere aynı hareketleri tekrarlıyor demektir. El ve agzı belirli hareketlere alısan kisi, bu hareketleri tekrarlamak icin de sigara icme istegi duyar.
Kalıtsal olabilir
Yapılan arastırmalar, sigara bagımlılıgının olusumunda cevresel faktorler yanında bazı kalıtsal faktorlerin de etkili olabilecegini gosteriyor. Sigara icme ile ilgili genler normalde beyinde sinir hücreleri arasındaki iletisimi kolaylastırırlar. Bunlar icinde kısaca CHRNA5 adıyla bilinen genin nikotin bagımlılıgı riskini belirlemede cok onemli oldugu anlasılmıstır. Bu gende spesifik bir varyasyonu olanların 17 yasından once sigara icmeye baslamaları halinde, nikotin bagımlılıgı ihtimalinin iki ila bes kat fazla oldugu belirlenmis. Burada ilginc olan nokta bu genetik varyasyona sahip olanların 17 yasından sonra sigaraya baslamaları durumunda nikotin bagımlılıgı riskinin yüksek olmamasıdır.
Bu cok onemli bir bulgudur, cünkü genclerin erken yasta sigara ile tanısmaları onlenebildigi takdirde bunlarda bagımlılık gelisimi de onlenebilecektir. Sigara üreticilerinin reklâm kampanyalarında gencleri hedef almalarının bosuna olmadıgı kolayca anlasılır.
14 Mayıs 2011, Cumartesi
Bahceli’den, Tuncay ozkan taklidi
MHP Genel Baskanı Devlet Bahceli hakkında ‘partisi icin otenazi istiyor’ diye yazdıgımda abarttıgımı düsünenler olmustu. Gelismeler maalesef beni dogruladı, Bahceli partisini baraj altına cekecek ne varsa yapıyor.
“Ülkücü hareketi bitirme misyonuyla hareket ediyor” komplo teorisini üretenler, iddialarının delillerini onun icraatlarından topluyor. CHP’nin bile hazırladıgı raporla ‘Türkiye’nin bir gercegi’ diyerek cemaatlere zeytin dalı uzattıgı donemde MHP intiharı seciyor. Diline pelesenk ettigi ‘okyanusun otesi’ ifadesi degil sadece, referandum ve Ergenekon davası süreclerinin basından beri dozu gittikce artan bir ofke patlaması var.
Bugün onun agzından duydugumuz seyler Tuncay ozkangillerin ürettigi sloganlar. Bahceli’nin, Tuncay ozkan’ın agzıyla konusarak partisini büyütmek istedigine ihtimal vermiyorum. Siyasetin kitabını kahvehanelerde yazanlara sorsanız ‘intihar’ tespitini paylasır. Kendini karaya vuran balinalar gibi Bahceli ve etrafındaki birkac kisi anlasılmaz bicimde siyaseten intihar ediyor. Etrafındaki birkac kisi demisken Recai Yıldırım’dan bahsetmemek olmaz. İlk kaset skandalından sonra istifa eden ‘Aileden Sorumlu’ Genel Baskan Yardımcısı Recai Yıldırım gecen ay Adana’da bir televizyon konusmasında hükümeti elestirirken su cümleyi kurmustu: “Bu iktidar, birkac tane Menzil, birkac tane Fethullah, birkac tane bilmem hangi cemaatin bakanlarının olusturdugu iktidardır.” Normal sartlarda o gün gorevden el cektirilmesi gerekirdi. Hocaefendi Hizmeti’ne, Menzil Tarikatı’na ve bütün cemaatlere savas acmıs bir milliyetci parti olabilir mi? Buralardan oy almayı düsünmüyorsa nereden alacak MHP? “Yozgat, Erzurum ne zaman MHP’nin kalesi oldu ki” diyerek ülkücü hareket konusunda cahilligini gosteren yoneticilerden sonra gelinen nokta dikkat cekici. Recai Yıldırım’ın skandal kasetteki sozleri MHP yonetimindeki bir grubun zihniyetini dısa vurması acısından onemliydi. Ve taban acısından skandal gorüntüler kadar rahatsız ediciydi. Sag secmene, millete, Hz. Osman’a ve Alevilere yapılan hakaretler siyasi skandaldı. Milletin degerlerine karsı boyle husumete, dine ‘kitlelerin afyonu’ diyen Marksist partilerde dahi rastlanmıyor artık.
Bahceli, siyaset mühendislerinin hakkında verdigi siyaseten olüm fermanına direnecegine onların isini kolaylastırıyor. Deniz Baykal gibi sarsılmaz gorünen isim direnemedi. “onder Sav’da oyun bitmez, Kemal Kılıcdaroglu’nu iki hamlede yere serer.” diye düsünülüyordu; yerinde yeller esiyor. Mustafa Sarıgül bangır bangır geliyordu. Partinin ilan edilmesine günler kala tası taragı bırakıp cekildi; kimse anlam veremedi. 15 tane sag menseli aday CHP’de listelere sokuldu; nasıl oldugu hâlâ tartısılıyor. Bahceli, kahveye girip meydan okuyan kof kabadayı gibi. Karsısına cıkan iri kıyıma sirinlik yapıp “var mı ikimize yan bakan?” pozu veriyor. Siyaseti dizayn eden iradeye karsı cıkamadıgı icin cemaat karsıtlıgıyla aman diledigini sanıyor. Mühendisleri bilmem ama bu millet zor affediyor, benden soylemesi. İnanmıyorsa ANAP ve DYP’nin 2007 seciminde yasadıklarına baksın.
MHP, yüzde 8′lik kemik tabanının üstüne merkez sagdaki iktidardan memnuniyetsiz kitleden oy tasıyabildigi olcüde büyüyor. Dindarlara mesafeli, cemaatlere hasmane tutum sürdügü müddetce oradan oy alması imkânsız. Tabanında kısmi erime de sürpriz olmaz. Kaset krizleri ve cemaatlerle yasanan polemikler sonrasında MHP’den umudu kesenlerin bir kısmı kerhen AK Parti’ye kayar. Bosalttıgı alanı ise HAS Parti doldurabilir.
b.korucu@zaman.com.tr
Devletten ihale alana yoksulu istihdam sartı
Çalısma Bakanlıgı, yoksullukla mücadele kapsamında bir dizi tedbiri hayata geciriyor. İstihdamda, bir yıldan fazla issiz kalanlara, ailede baska calısanı olmayanlara ve yesil kartlılara oncelik verilecek. Çalısma Bakanı omer Dincer, devletten ihale alanlara ‘yoksulu istihdam etme sartı’ getirildigini soyledi.Çalısma Bakanlıgı, yoksullukla mücadele icin yeni bir stratejiyi hayata geciriyor. Buna gore üc grubun istihdamına oncelik verilecek. Bir yıldan fazla süredir issiz kalanlar, ailede baska calısanı olmayanlar ve yesil kartlılar, muhtemel is imkânlarından oncelikli faydalanacak. Kamu İhale Kurumu ile yapılan anlasma kapsamında bundan sonra devletten ihale alan patrona ‘yoksulu istihdam etme sartı’ getirildi. İhaleyi kazanan firma, personelini kendisi belirlemeyecek, Türkiye İs Kurumu’nun (İskur) gosterdigi kisileri istihdam edecek. Kurum, patronlara, belirlenen üc grup arasından eleman onerecek. Uygulamayı Zaman’a anlatan Çalısma Bakanı omer Dincer, soz konusu sistemin kamuda da gecerli olacagını soyledi. Dincer, secimden sonra sosyal yardımların tek catı altında toplanacagını ve daha etkin hale getirilecegini de vurguladı.
Yoksulluk, ekonomide büyümeye paralel olarak büyük gerileme gosterdi. Türkiye’de 2002′de yüzde 22,4 olan yoksul hane sayısı, 2009′da yüzde 14′e geriledi. Ancak fakirlik hâlâ büyük bir problem teskil ediyor. Bu durumu dikkate alan hükümet, yoksullukla mücadele icin ‘oncelikli istihdam’ stratejisini yürürlüge koyuyor. Bir yıldan fazla süredir is arayanlar, ailede baska calısan olmayanlar ve yesil kartlıların istihdamı icin iki yontem gelistirildi. Bunlardan birincisine gore İskur, oncelikli olarak bu kisilerin istihdamına egilecek. Herhangi bir isveren, isci talep ettiginde bu üc gruba girenlerden birini onerecek. Talep edilen pozisyon icin bu gruba girenlerden birisi ise yerlestirilecek. Ancak istenilen pozisyon ile calısacak kisinin nitelikleri tutmuyorsa ya da bu üc gruptan kimse yoksa o zaman diger issizler tercih edilecek.
oncelikli istihdam stratejisinin ikinci ayagını ise dolaylı kamu istihdamı olarak bilinen hizmet alımlarında yoksullara istihdam saglanması olusturacak. Kamu kurumlarının tamamına yakını, güvenlik, santral, kayıt, büro isleri, temizlik, cay ve getir gotür gibi pozisyonlar icin hizmet alım yontemiyle calısıyor. Devlet kurumları, ihaleye cıkarak bu hizmetleri alabilecegi firmalarla anlasıyor. Firmalar da kendi elemanları ile devletin bu tür ihtiyaclarına cevap veriyor. Taseronluk sistemi olarak da bilinen bu uygulama, en fazla hastaneler ile güvenlik hizmetlerinde kendini gosteriyor. Hastanelerin tamamında, kayıt ve benzeri isleri taseron firma calısanları yapıyor. Kamu kurumlarındaki güvenlik gorevlilerinin tamamına yakını taseron firma calısanlarından olusuyor. Bu tür isler icin istihdam edilen kisilerin sayısı yüz binlerle ifade ediliyor. Bu istihdamda yoksulların oncelikli yer almasını saglayabilmek icin Kamu İhale Kurumu ile Çalısma Bakanlıgı anlasmaya vardı.
Konuyla ilgili Zaman’a bilgi veren Çalısma Bakanı omer Dincer, “Mart ayında Kamu İhale Kurumu ile Çalısma Bakanlıgı’nın yaptıgı bir calısma ile merkezî idarenin tasra teskilatında ve merkezde hizmet alım sozlesmesi ile hizmet veren taseron firmalar, isci teminini İskur’dan yapacak. İskur’dan eleman alırken de alacagı kisileri once bu kuruma kaydettirip sonra almasının onüne gectik. Alacagı kisiler, İskur’a kayıtlı olacak. İskur da üc sarta baglı olarak eleman onerecek. Bir yıldan fazla süreli issiz olanlara oncelik verilmesi, tüm dünyada onceliklidir. Altyapıyı hazırladık, genelgeleri cıkardık ve uyguluyoruz. Anamuhalefet yapacagız diyor. Biz zaten uyguluyoruz.” dedi.
Dincer, secimlerin ardından sosyal yardımlara iliskin onemli bir organizasyon degisikligi yapılacagını acıkladı. Bütün sosyal yardımların tek catı altında toplanacagını aktaran Dincer, “Sosyal hizmetler, sosyal yardımlar, primsiz odemeler, SHÇEK, Sosyal Yardımlasma ve Dayanısma Fonu bir bakanlık altında toplanacak ve bir elden yonetilecek. Dünyadaki en etkili sosyal yardım sistemini kuruyoruz.” diye konustu. Türkiye’nin popülist politikalardan cok cektigine isaret eden Bakan Dincer, emeklilikte yas sınırlamasının kaldırılmasının ve insanların 38 yasında emekli edilmesinin bedelinin hâlâ odendigini vurguladı. Dincer, “CHP’nin aile sigortasının iceriginde ne var hâlâ bilmiyoruz. Sadece popülist bir tavır. Uzun sürede ne getireceginin hesabını yapmıyor. İktidara gelemeyecegini bildigi icin, uygulama sansı olmayacagı icin kolayca vaatte bulunuyor.” dedi.
Yoksula sosyal yardım bir hak olarak verilecek
Hükümet, sosyal yardım yapmak yerine bu durumdaki aileleri yoksulluktan kurtarmaya oncelik veriyor. Çalısma Bakanlıgı, yoksul aileye rehberlik edecek sosyal destek danısmanları istihdam edecek. Danısman, ailenin fotografını cıkaracak. Çalısabilir olanlar İskur’a kaydedilip oncelikli olarak is bulmaları saglanacak. İkinci adım olarak bu kisiler meslekî egitimden gecirilecek. Ücüncü olarak ise okul cagındaki cocuklarına egitim imkânı saglanacak. Çalısma Bakanı omer Dincer, “Bütün cabalara ragmen aile veya kisi yoksulluktan kurtulamıyorsa iste o zaman yardım yapılacak. Yani o kisi bir anlamda yardımı hak etmis olacak. Sosyal yardım da yardım gibi olmayacak. Hak olarak, vatandaslık hakkı olarak düzenli maas odenecek. Maas, aile fertlerinin geliri yükselinceye kadar verilecek. Bu maas kisiye, aileye ozel olacak; ailenin neye, ne kadara ihtiyacı varsa ana gore verilecek. Ailenin bu ihtiyacını da sosyal destek uzmanı belirleyecek.” bilgisini verdi.
Kılıcdaroglu, Tüzmen’i gordü geri adım attı
Eski bakanlardan Kürsad Tüzmen, kendisine ‘yolsuzluk’ isnadından bulunan CHP Genel Baskanı Kemal Kılıcdaroglu’nu TOBB Genel Kurulu’nda yakalayarak, acıklama istedi. CHP liderinin, Tüzmen’e, “Lafım size degil, siz dürüst birisiniz.” dedigi ogrenildi.CHP lideri Kılıcdaroglu, Ankara’da haftasonu düzenledigi mitingde Ak Parti iktidarı doneminde gorev yapan eski bakanlarından soz ederek, ‘yolsuzluk isnadında’ bulunmustu. Kılıcdaroglu’nun saydıgı isimler arasında Kürsad Tüzmen de vardı. Tüzmen, TOBB ETÜ’de düzenlenen Odalar Birligi genel kuruluna herkesten once gelerek yerini aldı. Salona Kılıcdaroglu’nun girmesini bekleyen Tüzmen, CHP Lideri’nin salona girmesiyle birlikte harekete gecti. Kılıcdaroglu’nun karsısına cıkan Tüzmen, “Soyleyecek her hangi bir sozünüz varsa bana soyleyin, meydanlarda degil. Ben sizi genel müdürlük doneminizden biliyorum. Siz beni müstesarken tanıyor muydunuz?” diye sordu.
Kılıcdaroglu’nun ise Tüzmen’in bu cıkısana karsılık, “Ben sizi dürüst birisi olarak bilirim, lafım size degil.” diye karsılık verdigi ogrenildi. Tüzmen ile Kılıcdaroglu konuyu bu sekilde tatlıya baglarken, CHP Genel Baskan Yardımcılarından Umut Oran’ın bundan rahatsız oldugu ve Tüzmen’in arkasından bir seyler soyledigi one sürüldü.
Kürsad Tüzmen, TOBB Baskanı Hisarcıklıoglu’nun kürsüye cıkmasının ardından Basbakan Recep Tayyip Erdogan ile Kılıcdaroglu’nun arasına oturarak her iki liderle de sohbet etti.
‘Bu sempozyum Müslüman bilim adamlarını harekete gecirecek’
Uluslararası Kur’an ve Bilimsel Hakikatler Sempozyumu dün sona erdi. Sızıntı, Yeni Ümit ve Hira dergilerinin düzenledigi İstanbul’daki 2 günlük toplantı, Arap ülkeleri, Afrika, Uzakdogu ve Türkiye’den bilim adamlarını agırladı.Bilimsel gerceklerle Kur’an arasındaki uyumun ornekler üzerinden anlatıldıgı sempozyumun kapanısında onemli tespitlere yer verildi. Prof. Suat Yıldırım, “Bu toplantı kâinat kitabının Kur’an ısıgında okunması isini yapmıstır.” derken, Din İsleri Yüksek Kurulu Baskanı Hamza Aktan, hem dinî hem de müspet ilimlerle ilgilenen uzmanların bir araya gelmesinin onemine isaret etti. Mısırlı Prof. Hamid Atiyye Muhammed ise sempozyumun Müslüman bilim adamlarını harekete gecirecegine dikkat cekti: “Bundan sonra İslam uleması Kur’an’dan hareketle yeni bilimsel gelismelere imza atacak.”
Sızıntı, Yeni Ümit ve Hira dergileri tarafından düzenlenen ve Kur’an ile modern bilimler arasındaki iliskinin ele alındıgı “Uluslararası Kur’an ve Bilimsel Hakikatler” sempozyumu ikinci gününde sunumlarla devam etti.
İslam ülkelerinden ve Türkiye’den bilim adamı ve davetlinin katıldıgı sempozyumda, Kur’an-ı Kerim’de isaret edilen cocugun iki yıl emzirilmesi, hayvanlarda sütün olusumu, tefekkür ve mucize arı, karınca ve enformasyon teorisi arasındaki iliski, nuraniyet ve kuantum gibi konularda tebligler sunuldu. Tebliglerde ve yapılan degerlendirmelerde Kur’an-ı Kerim’in modern bilimlerdeki buluslar ile bilimsel gerceklere kaynaklık ettigi, bilimsel gelismelerin Kur’an’ın İlahi bir kelam oldugunu tasdik etttigi dile getirildi.
Emzirme hem cocuk hem de anne icin onemli
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Saglıgı ve Hastalıkları Anabilim Dalı ogretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Bakır, “Çocugun iki yıl emzirilmesi” adlı tebliginde anne sütüyle ilgili Kur’an-ı Kerim’de gecen ayetlere ve anne sütünün cocuk, anne ve toplum saglıgı acısından onemine dikkat cekti. Lokman Sûresi’nin 14. ayeti ile Bakara Sûresi’nin 233. ayetinde annelere cocuklarını 2 yasına kadar emzirmelerinin tavsiye edildigini dile getiren Bakır, bugün gelinen noktada yapılan objektif bilimsel calısmaların da bu durumu ispatlar nitelikte oldugunu kaydetti. Bakır, ABD’de yapılan bir arastırmaya gore, anne sütü alan bebeklerde olüm oranının yüzde 20 daha az gorüldügünü soyledi. Anne sütünün insan icin yaratıldıgını belirten Bakır sunları soyledi: “Anne sütünde protein miktarı azdır. Çünkü bebegin o yasta cok fazla proteine ihtiyacı yoktur. Eger bebek o yasta keci sütüyle beslenmis olsaydı bebegin bobregi bunu kaldırmazdı. Bebegin demire ihtiyacı oldugu icin anne sütündeki demirin bebege gecisi inek sütünden 5 kat daha fazladır. Filipinler’de yapılan arastırmalar ishal oranının anne sütü alan bebeklerde daha az gorüldügünü ortaya koyuyor. İskocya’da yapılan bir arastırmaya gore de solunum yolu enfeksiyonları anne sütüyle beslenen bebeklerde daha az gorülüyor. Bunların dısında obeziteyi onlemesi, zeka düzeyini olumlu yonde etkilemesi, annelerin dogumda aldıgı kiloları rahat vermesi, meme kanserini onlemesi ve saglık harcamalarını azaltması gibi faydaları bulunmaktadır. Arastırmalarda, ABD’de eger bebekler anne sütüyle beslenmis olsa saglık harcamalarının 3,6 milyar dolar azalacagı ongorülüyor.”
İnek sütüne yakın süt üretmek icin koca bir fabrika kurmak gerekir
Sempozyuma Mısır’dan katılan Prof. Dr. Hamid Atiyye Muhammed de hayvanlarda sütün olusumuna iliskin bir sunum yaptı. Bir inegin sütüne yakın bir süt üretebilmek icin bir futbol sahası büyüklügünde fabrikanın kurulması gerektigini belirten Mısırlı profesor, bir litre sütün olusabilmesi icin tam 500 litre kanın hayvanın memesinden gecmesi gerektigini kaydetti. Kur’an-ı Kerim’de deveden sıkca bahsedildigini aktaran Muhammed, devenin hem binek aracı hem de etinden ve sütünden faydalanılan yegane mübarek bir hayvan oldugunu ifade etti. Devenin 2 hafta yemek yemeden, su icmeden ve 50 derece sıcaklıkta yasayabildigini belirten Muhammed, “Anlayana devede cok büyük dersler var. Devenin kafatasındaki havalandırmalı kemik yapısı bir anlamda klima gorevi gorüyor. Sıcak havayı sogutarak beyne zarar vermesini onlüyor. 10 saat durmadan yürüyebiliyor. Tüm bunlar Kur’an’da devenin isminin bir hikmete binaen gectigini gosteriyor.” dedi.
“Mucize ve Tefekkür: Arı” konulu bir teblig sunan Dokuz Eylül Üniversitesi, Buca Egitim Fakültesi Biyoloji Egitimi Bolümü ogretim Üyesi Prof. Dr. İrfan Yılmaz, Kur’an-ı Kerim’de arı ile ilgili surenin (Nahl) enteresanlıgının surenin sıralanısıyla basladıgını belirtti. Yılmaz, “Nahl Sûresi Kur’an-ı Kerim’e ilâhî hikmet geregi 16. sure olarak yerlestirilmis ve bal arısının kromozom sayısı da 16. Sanki daha ilk basta surenin mucizevî durumuna biyolojik bir hakikatla dikkat cekiliyor.” diye konustu.
Sempozyumun 2. gününde sunulan tebliglerin bazıları sunlar: Prof. Dr. Murat Güler tatlı-tuzlu su arasında perde olması, Yard. Doc. Dr. Hüseyin Akyüzoglu Taberi’de kevni ayetlerin tefsiri, Dr. Aslan Mayda meninin yaratılması, Fas’tan katılan Prof. Dr. Abdulmecid Belabid cekirdegin fizyolojisinin olusumu, Doc. Dr. ozhan Kayacan karınca ve enformasyon teorisi acısından kainata bakıs, Prof. Dr. Yunus Çengel nuraniyet ve kuantum alemi… Sempozyum sunulan tebliglerin ardından kapanıs degerlendirmeleri yapılarak sona erdi.
Din İsleri Yüksek Kurulu Baskanı Prof. Dr. Hamza Aktan:
Uzmanların teblig sunması cok onemli
Bu sempozyumun, bizleri heyecanlandıran ve Rabb’imizin kitabına sahip olus mutlulugunu tattıran bir yonü var. Dünyanın muhtelif ülkelerinden hem dinî hem de müsbet ilimlerle ilgilenen, branslarında uzman bilim adamlarının boyle bir sempozyumda teblig sunması son derece onemli.
Mısırlı Prof. Dr. Hamid Atiyye Muhammed:
Bu sempozyum Müslüman bilim adamlarını harekete gecirecek
Türkiye’deki bilim adamları ile Müslüman dünyasının ilim adamları kaynasma fırsatı buldu. Sadece Türkiye’de degil, diger İslam ülkelerinde de düzenlenmeli. Bu sempozyumun en onemli sonucu da insallah 500 yıldır sessizligini koruyan Müslüman ilim adamlarını harekete gecirecek olması. Ümit ediyorum ki bundan sonra İslam uleması Kur’an’dan hareketle yeni bilimsel gelismelere imza atacaklardır.
Faslı Prof. Dr. Abdulmecid Belabid:
Hocaefendi’nin ektigi tohumların agac oldugunu gordüm
Fethullah Gülen Hoca’nın ektigi tohumların agac oldugunu gorüyoruz. Bu sempozyumu yasları cok genc olan kisiler organize ediyor. Gercekten bu delikanlılardan ogrenecek cok sey var. Sizinle beraberiz. Fethullah Gülen projesi toplum projesidir, sizler de bu yolda devam ediniz.
Bu toplantı Kainat kitabını Kur’an ısıgında okunması isini yapmıstır
Toplantı daha cok pozitif ilimler denilen ve cagdas bilimler alanında uzman bilim adamları teblig sundular. Tebliglerde Kur’an’ı Kerim’in indirildigi zamanda bilinmeyip de asırlar sonra daha iyi anlasılan ve müspet ilimlerdeki gelismeler neticesinde daha iyi acıga cıkan konuları ele alındı. Kuran’ı Kerim Cenab-ı Allah sadece belli bir asır icin gondermedi. Kıyamete kadar gelecek bütün nesillere, bütün ihtisas sahiplerine ve bütün bilimsel seviyelere hitap edecek sekilde bir rehber olarak gondermistir. Kur’an’ı Kerim’in bircok ayeti, Kur’an’da ima ve isaret edilen bir takım gerceklerin Kur’an’ın nazil olmasından asırlarca sonra daha iyi anlasılacagını bildirmektedir.
Fussılat Suresinin son 53. Ayetinde anlam olarak soyle buyurulmaktadır: Ben insanlara ayetlerimi Kur’an’ın delillerini, Kur’an’ın hak oldugunun delillerini gerek dıs dünyada gerek kendi oz varlıklarında gosterecegim. Taki onlar da bu Kur’an’ın Allah katından gonderilmis bir gercek oldugunu iyice bilecekler. Bu ayet bildiriyor ki; Kur’an’ın nazil olmasından cok sonra Kur’an’da birtakım daha sonraki ilmi gelismelerle daha iyi anlasılacak hususlar ortaya cıkacaktır. Bu toplantımızda Kur’an’ı Kerim’deki bu kabil bazı konular o ilim alanının uzmanları tarafından arastırılarak bir teblig halinde sunuldu. Bildigimiz üzere Kur’an’da 750 kadar ayet vardır ki onlar akla hitap eder ve ilme havale edilir. Bunlar üzerinde iyi düsünülmesi istenir. Kur’an’ın terminolojisinde iki kitap vardır. Birincisi bu büyük kainat kitabıdır. Allah’ın irade sıfatından gelmektedir. Bazılarının tabiat dedigi kitap. obür kitap ise Cenab-ı Hakk’ın Kelam sıfatından gelen ve semadan indirilen Kur’an’ı Kerim’dir. Her ikisinin de kaynagı aynı zattır. Allah Kur’an’ı Kerim’i büyük kainatın bir acıklayıcısı olarak gondermistir. Kainatın bir nevi kullanma klavuzu olarak gonderdi. İste bu toplantı bu kainat kitabının Kur’an ısıgında okunması isini yapmıstır. Mesela zoolojo, jeoloji, astronomi ve kimya gibi alanlarda uzmanlasmıs, arastırma yapmıs bazı bilim adamlarımız Kuran’da temas edilen bu meseleleri yeni kesiflerin ısıgı altında inceleyen tebligler sundular. Bu tebliglerle bunları gorenler Kur’an’ı Kerim’in Allah katından olduguna daha bir inancı ve yakini artırıyor ve Kur’an’ın emrettigi tefekkür gerceklesiyor. Tefekkürü bu sekilde gerceklestirmis oluyoruz.
Burada bir konuya da dikkat cekmek gerekiyor. Bazıları yapılan isin sadece müspet ilimlerde birtakım kesifler yapılmıs olup bittikten sonra Müslümanlar “Bu Kur’an’da da var” diyorlar seklinde düsünülüyor. Bu da mucizevi bir ozelliktir. Ancak bizim bu calısmamız sadece bununla yetinmiyor. Kur’an’ı Kerim’de bir kısım ayetler hedef gosteriyor. “Bakın size bir ipucu veriyorum Bu konuda calısın bazı güzel neticeler var diyor. Kur’an’ın her bir ayeti tek bir gayeyi tasımaz. Birden fazla egitici ozellikleri de tasıyabilir.
Mahkeme, OYAK’ın bedava mülk imtiyazına ‘dur’ dedi
ERDEMİR’i 2005′teki ozellestirmeyle satın alan OYAK’ın, büyük bir imtiyaz sagladıgı belirlendi. Kamu kurulusuyken ERDEMİR’in kullandıgı Hazine’ye ait yüz binlerce metrekarelik araziyi ele geciren OYAK, Maliye’nin isgal tazminatı istemesi üzerine mahkemeye gitti. Ancak beklemedigi bir kararla karsılastı: Arazilerin tahsis amacı ortadan kalkmıstır. Bedelsiz kullanımı hukuksuzdur.Ordu Yardımlasma Kurumu’nun (OYAK), 2005′te ozellestirme yoluyla devraldıgı Eregli Demir-Çelik Fabrikaları AŞ’nin (ERDEMİR) yüz binlerce metrekarelik Hazine arazisini devlet kurulusuymus gibi kira odemeden kullandıgı ortaya cıktı. Devletin ozel mülkiyetinde yer alan ve 6 yıldır hicbir ücret odenmedigi belirlenen arazinin toplam büyüklügü 1 milyon 450 bin 233 metrekare. Alınan bilgilere gore kontrolorlerin raporu üzerine Maliye Bakanlıgı, ERDEMİR’den bu araziler icin 2007 ve 2008 yıllarını kapsamak üzere 1 milyon 280 bin TL ecrimisil (isgal tazminatı) istedi. Maliye’nin kira talebi üzerine ERDEMİR, Zonguldak İdare Mahkemesi’ne dava actı. Ancak mahkemeden, hukuksuz imtiyaza gecit vermeyen bir karar cıktı. 2009′da ERDEMİR’in kullandıgı tasınmazların bedelsiz tahsisinin kamu idarelerine tanınmıs bir ayrıcalık oldugunu belirten mahkeme, bunun sozlesme ile devredilmesinin mümkün olmadıgına ve ozellestirme sonucu kazanılmıs bir hak olarak aynen devam edemeyecegine hükmetti. Kararda, ERDEMİR’e daha once bedelsiz olarak tahsis edilen Hazine ve devlet arazilerinin tahsis amacının ortadan kalktıgına dikkat cekildi. Boylece OYAK bünyesindeki ERDEMİR’in arazileri ozellestigi tarihten itibaren herhangi bir bedel odemeden kullandıgı, bu kullanımın hukuksuz oldugu mahkeme kararıyla tescillenmis oldu. Karardan sonra OYAK’ın yeni bir dava actıgı ve bu kez Maliye’nin istedigi 1 milyon 280 bin liralık ecrimisile itiraz ettigi ogrenildi. Soz konusu dava halen devam ediyor.
Kontrolorün raporunda, ERDEMİR tarafından bu alanlar dısında bedelsiz tahsis islemine konu olmayan ve farklı amaclarla kullanılan 250 bin metrekare dolgu alanı icin de farklı tarihlerde ecrimisil istendi. Milli Emlak kontrolorünün raporunda ise devlet kuruluslarına bedelsiz tahsis saglayan 3522 sayılı kanun yürürlükteyken bile ozellestirilen ERDEMİR’in bundan faydalanamayacagı belirtilerek, ozellestirmenin yapıldıgı 2005 ile 2006 yılları icin de kullanım bedeli istenmesi gerektigi vurgulanıyor. Ancak Maliye’nin yalnızca 2007-2008 yılları icin ecrimisil istedigi, diger yıllar icin herhangi bir islem yapmadıgı kaydediliyor.
Türkiye’nin demir-celik sektorünün en onemli aktorü konumundaki Eregli Demir ve Çelik Fabrikaları TAŞ (ERDEMİR), 1960 yılında kanunla devlet tarafından kuruldu. 2005 yılında ozellestirilen ERDEMİR’in yüzde 46,12 oranındaki devlet hissesi 2 milyar 770 milyon dolarla en yüksek teklifi veren OYAK’a devredildi. ERDEMİR’in 49,29′luk hissesine, sermayesinin tamamı OYAK’a ait bulunan Ataer Holding AŞ sahip. ERDEMİR’in ozellestirilmesinin ardından Eregli’de kurulu 1 milyon 450 bin 233 metrekarelik fabrika arazisinin Hazine’ye ait oldugu ve bedelsiz kullandıgı belirlendi. ERDEMİR’in Maliye’ye milyon liralık isgal tazminat faturasını gündeme getiren süreci 2007 yılında bir Milli Emlak kontrolorünün Eregli ilcesinde yaptıgı teftis sonucu hazırladıgı rapor baslattı. Kontrolor raporu dogrultusunda Milli Emlak Genel Müdürlügü tarafından Zonguldak Defterdarlıgı’na 2.7.2008 tarihli yazıyla ERDEMİR’e yapılan bedelsiz tahsis islemi kaldırıldı. ERDEMİR, tahsis kaldırma islemine karsı Zonguldak İdare Mahkemesi’ne bakanlık aleyhine yürütmeyi durdurma davası actı. Mahkeme, yürütmeyi durdurma talebini reddederken, sirketin itirazı sonucu Zonguldak Bolge İdare Mahkemesi yürütmenin durdurulmasına karar verdi. Davanın esasına gecildiginde Zonguldak İdare Mahkemesi, bedelsiz tahsis kaldırma isleminin hukuka uygun olduguna karar verdi. Bakanlık karar üzerine 22.5.2009 tarihinde bedelsiz tahsis islemini yeniden kaldırdı. Karadeniz Eregli Mal Müdürlügü, bedelsiz kullanılan araziler icin 2007 ve 2008 yıllarındaki kullanım icin yaklasık 1 milyon 280 bin TL ecrimisil bedeli gonderdi. OYAK istiraki ERDEMİR, ecrimisile karsı da dava actı.
Sitemiz CanlıSohbet Canlı Chat ve Sohbet Odaları aramalarında " Google " tarafından desteklenmektedir... iLetisim: YaLiN@Minic.Gen.TR
