Sabah Haberleri

Posted by: admin on May 8,2011 No Comments

Sabah Haberleri,Sabah, Haber, Haberler, Akşam Haber, Posta, Yeni Haberler, Ege Haber, Hava Durumu, Ekonomi Haberleri, Parti Haberleri, Seçim Haberler, Dünya Haber, Türkey Haber, Canlı Haber, Meyda Haber, Magazin Haberleri,

Sabah Haberleri

AK Parti’yi statuko bekcisi olmak tehlikesi bekliyor…
Turkiye’de Askeri Demokrasi’nin ve Vesayet Rejimi’nin egemen oldugu dönemlerde siyasetin en gecerli uzmanlık dalı “Toplum Muhendisligi”ydi…
Bu meslegin asker ve sivil mensupları, toplumun cok temel verilerini “Degismez” ya da devlet baskısıyla “Degistirilebilir” olarak kabul ederlerdi.
Bu yanılgının sonucunda ortaya cıkan ve ortaya cıkmaları kacınılmaz olan ama toplum muhendislerinin öngöremedikleri sonucları, uzun yıllardır krizler biciminde yasamaktayız.
Bunların basında da “Kurt Realitesi”nin görmezden gelinmesinden dogan ve bölucu teröru de iceren sonuclar var.
Toplum muhendisi siyasetciler yanılgılarını ekonomi alanına da tasımıslardı.
Örnegin dunyadaki döviz kurlarının Ankara’da Merkez Bankası görevlileri tarafından belirlenebilecegini varsaydıkları icin, Turkiye uzun yıllar döviz krizleri icinde bunalmıstı.

Degisim muhendisligi dönemi
Bunun gibi malların ve hizmetlerin fiyatlarının devlet tarafından belirlenebilecegi yanılgısı ekonomik hayatımıza egemen olmustu.
Pahalı petrolu ucuza satmak, karaborsada (veya serbest pazarda) fiyatı 100 olan urunu KİT’ten tahsisle 50′ye satın almak, dogal görulmustu.
Turgut Özal’ın 1980′lerde Turk siyasetinde yukselmesi ile “Toplum Muhendisligi”nin yerini, “Degisim Muhendisligi” almaya basladı.
Dunyayı anında algılamak, gercekleri görmezden gelmemek, yeni kosullara önceden hazırlıklı olmak ve degisimin önunde gitmeye calısmak, yeni dönemin temel tercihleriydi.
Turk siyaseti 28 subat 1997 Muhtırası ile baslatılan post-modern askeri darbe ile Toplum Muhendisligi dönemine geri dönmeyi denedi.
Abdullah Öcalan’ın ABD tarafından Turkiye’ye teslim edilmesi ile “Kurt Realitesi” icindeki sorunların da buharlastıgı varsayıldı.

28 subat’ın tasfiyesi ”
Jakoben Laiklik” politikası ile “Din”in sosyal bir olgu olmaktan cıkartılabilecegi zannedildi.
Toplum muhendisliginin bu son direnisi de AK Parti’nin iktidar olması ve post-modern darbenin siyasi isbirlikcilerinin secmen tarafından tasfiye edilmesi ile sona erdi.
simdi AK Parti’nin iki dönem iktidar olması ertesindeki ucuncu bir genel secime haziranda gidiyoruz.
Gecmiste toplum muhendisligi ve Derin Devlet ile özdes kabul edilen CHP, yeni yönetimi ile eskisinden farklı davranmaya, somut projeler uretmeye, degisime ayak uydurmaya calısıyor.
Bu noktada AK Parti’yi uzun yıllar iktidar olmanın getirdigi statukoculuk tehlikesinin bekledigini görmezden gelmememiz gerekmektedir.
AK Parti yönetimi ve özellikle Basbakan Erdogan “Degisim”in gucunu ve etkilerini özellikle Ortadogu’ya dönuk olarak izlenen dıs politikada herhalde hissetmekteler.
cok kısa sure öncesine kadar yakın ve hatta sahsi iliskiler kurulan Ortadogu yönetimleri, Libya’dan Suriye’ye uzanan alanda sallanmakta ve hatta cökmekteler.

Degisim cok hızlandı
Turkiye bu yeni gercegin ısıgında yeni bir Ortadogu siyaseti olusturamadıgı takdirde, su ana kadar atılan butun adımlar bir anda sıfırlanabilir.
İc siyasette ise Avrupa Birligi uyeligi icin gerekli adımlar atılmasındaki önculuk sanki AK Parti icin önemsizlesmis gibi görunmekte. Her alanda “Özgurlukculuk” icin yukselen seslere karsı AK Parti’den sanki “Otoriter Devlet”in sözcusu ve köhnemis statukonun sahibi bu partiymis gibi reaksiyonlar geliyor.
AK Parti genc kusakların, degisimin, özgur dunyanın Turkiye’deki yansıması konumuna yeniden girmeyi denemezse, toplum muhendisliginin yeni deneyicisi ve statukonun bekcisi görunumunde, ucuncu dönem iktidarının husranla sona erecegini görebilir.

İnternetin denetimi de siyasi icerikli bir olgudur…
Bilgi Teknolojileri ve İletisim Kurulu (BTK) Baskanı Tayfun Acarer yogunlasan “İnternete sansur geliyor” haberleri uzerine yaptıgı acıklamada söyle demis:
“Yönetmeligin subat ayında yayınlanmasına ragmen mayısta tartısılmasına anlam veremiyorum. Eger bir sansur iddiası varsa neden bunu söylemek icin 2.5 ay beklendigini merak ediyoruz. Konunun simdi gundeme getirilmesinin nedeni konusunda yorum yapmayacagım ama subatta alınan bir kararın mayısta gundeme getirilmesinin nedeni bence siyasi. Baska bir izahını yapamıyorum.”
Bu kadar önemeli bir kamu kurulusu baskanının Turkiye gerceklerine Fransız kalmasını anlamak kolay degil.
Bundan bir ay sonra bir genel secim var.
İletisimin de kapsamında oldugu tartısmaların nedeninde “Siyaset”in bulunmaması mumkun mu?
Özgurluklerin kapsamı siyasi bir mesele degil midir?
Bu sadece internete girmenin devlet denetiminde olmasına iliskin tartısma ile bitmiyor ki?

Her yerde siyaset var
Basılmamıs kitapların toplatılması uzerindeki tartısmalarda da siyaset var, tutuklulukların mahkûmiyetin yerine gecmesi durumunun tartısılmasında da var siyaset.
Secime bir ay kala İzmir’deki CHP’li belediyelere yolsuzluk iddialarına dayalı olarak polisin baskın yapması tartısılırken, bu siyaset dısı bir durum mu olusturuyor sanki?
Veya universitelere giris icin olusturulan merkezi sınav sisteminin her gun yeni bir fiyasko haberine konu olmasının ve bu sınavların duzenlenmesinin sorumlusu olan kisinin hâlâ görevinde kalmasının siyaset dısında tutulması mumkun mu?
Aynı sekilde bir heykel icin Basbakan “Ucube” dedikten sonra o heykel secim atmosferinde belediye tarafından parca parca tahrip ediliyorsa, bu olayı nasıl siyaset dısında tutabilirsiniz?
İstanbul’a 2′nci Bogaz Projesi ne kadar siyasi icerikli ise, internete sansur tartısmaları da siyasidir.

Paketli internet
Ayrıca bu tartısmalar yeni baslamadı.
Bilgi Teknolojileri ve İletisim Kurulu tarafından hazırlanan ve 23 subat 2011′de yayınlanan “İnternetin Guvenli Kullanımı Yönetmeligi” yayınlandıgı gunden beri bu tartısmalar yapılıyor.
Bu tartısmalar hem internete girmekte “Paket” secimleri sunulması uzerine, hem de hosting firmalarına 138 kelimelik bir yasaklar listesinin gönderilmesi ile hızlandı.
Son olarak da “Eksi Sözluk”un kurucusu Sedat Kapanoglu’nun yaptıgı acıklama ile “Sansur uygulaması basladı mı” mı endisesi zirveye cıktı. Buna göre 21 Nisan’da Kurul bir yazı ile hosting sirketi “sadecehosting”i uyarmıs ve “Sonlandırılacaklar” listesine “sourtimes. org”u da eklemisti.
Bu aynı zamanda Eksi Sözluk’un de yasaklanması anlamına geliyordu. cunku “sourtimes.org” adresine girildiginde zaten Eksi Sözluk’e yönleniliyordu.

Fatura siyasi iktidara
Kurul Baskanı Acarer’in dunku acıklamasında “Her adımımızda acaba sansur mu diyecekler diye dusunur hale geldik” seklinde konusması, bana göre olumlu bir gelismedir.
Kamu adına olusturulan kurullardakilerin veya kamu yetkisi kullanan savcıların, polislerin attıkları her adım ve aldıkları her karar sonucta siyasidir ve olumsuz her gelismenin faturası dogrudan siyasi iktidara ve Basbakan’a kesilmektedir.
Ayrıca bir kurula girip “Bu mustehcen, bu edepli” demek icin ne kadar porno yayın varsa bunların hepsini izlemeye calısmak da gercekten yorucu bir istir.
“Denetleme” gerekcesi ile de olsa bu isi devamlı yapmak kisilerin dunyaya ve insanlara bakıs acılarında sapmalara sebep olmaz mı?

Zil, sal ve utanc
Tarih, 28 Ocak 1938… Tövbe, “28 İkincikanun” demeliydim, cunku 1938 yılında ulkemizde “ocak” diye bir ay yoktu.
Siz de, ne olmus o tarihte diyeceksiniz. Anlatacagım.
İspanya’dan yeni geldim ya, bir sure dilimden dusmez artık. cok keyifli, cok kafa dengi bir yazar kesfettim: Juan Eslava Galan.
Benim yaslarımda, kabak kafalı, ak sakallı, gözlerinin ici gulen sevimli bir adam. Öykuleri, romanları da varmıs, asıl İspanya’nın yakın tarihini kendi kafasına göre anlattıgı kitapları peynir ekmek gibi satıyor.
cok temiz, duru bir İspanyolcası var, ben bile anlıyorum. Bir haftadır onunla hasır nesirim: “Hickimsenin Hosuna Gitmeyecek Bir İc Savas Tarihi” (Una Historia De La Guerra Civil Que No Va A Gustar A Nadie)…
Elbette her iki tarafı da yerden yere vuruyor. Fasistlerle komunistlerin ve anarsistlerin nasıl tepistiklerini ve arada insanlara nasıl yazık oldugunu anlatıyor. Hem uzuluyor hem iki tarafla da dalgasını geciyor.
Fakat kitabını bir Turk’un okuyacagını bilseydi, belki de “Bir Turk’un Hele Hic” diye altbaslık eklerdi.
Ortalarına gelmistim, arkasında dipnotları, bibliyografya, endeks falan da var tabii, bir de kronoloji tablosu eklemis.
su kronolojiye bir bakayım dedim. Bakmaz olaydım. Tokat yemis gibi oldum.
Bakın ne yazmıs: “28 Ocak 1938′de Kemal Ataturk’un Turkiyesi, Burgos hukumetini tanıdı!”
İspanyolca cumlenin aslı da söyle: “1938, enero, 28: La Turquia de Kemal Ataturk reconoce al gobierno de Burgos.”
cevirdim sayfayı… 10 Kasım 1938: Modern Turkiye’nin babası Kemal Ataturk öldu. Franco’nun hukumetini önceki 28 Ocak gunu tanımıstı. (“Muere Kemal Ataturk, padre de la Turquia moderna. Habia reconocido al gobierno de Franco el anterior 28 de enero.”)
Vay vay vay…
1938 yılının ocak sonu… İc savasın tam göbegi…
Baslayalı on sekiz ay gecmis, bitmesine daha on dört ay var.
O gune kadar asi general Franco’nun Burgos hukumetini bir Hitler Almanyası tanımıs, bir Mussolini İtalyası, bir Salazar Portekizi, bir de fasist Japonya.
Amerika Birlesik Devletleri, İngiltere, Fransa gibi “duzgun” devletler, karar vermek icin savasın bitmesini bekliyorlar.
Biz, kusatma altındaki Madrid’den Valencia’ya tasınmıs İspanyol Cumhuriyeti’nin mesru hukumetini pic gibi bırakmısız.
Basvekil Celal Bayar, hariciye vekili Tevfik Rustu Aras. Bunlar da guya “İnönu’nun alternatifleri” ha…
Nicin aculluk etmisiz? Tercihimizi Franco’dan yana kullanmak icin önemli bir gelisme mi olmus? Hayır. Fasistler Talavera ve Toledo uzerinden Madrid’e dayanmıslar ama alamamıslar, kuzeyden denemisler, Guadalajara daglarından, sökturememisler, Akdeniz kıyısıyla ikmal yolunu guneyden kesmek istemisler, Jarama uzerinden, basaramamıslar.
Gerci Bilbao ve Santander’i ele gecirmisler ama mac henuz ortada. Cumhuriyetcilerin Teruel ve Ebro muharebelerinde yenilmelerine, guclerinin tukenmesine, ic savası “kazanamayacaklarının” anlasılmasına daha cok var, ama Turkiye yekten Franco’yu tercih ediyor.
Turkiye Cumhuriyeti, İspanya Cumhuriyeti’ne sırtını dönuyor. Hani su “cok dost ve muttefik” oldugumuz Sovyetler Birligi’nin destekledigi İspanya Cumhuriyeti’ne…
İspanya İc Savası’na her ulkeden binlerce gönullu kosup giderken Turkiye’den ilac icin bir tek Allah’ın kulunun katılmamıs olması öteden beri kafamı kurcalardı ama bu kadarı da agır geldi.
Zil, sal ve gul ha? Yazıklar olsun.

Basbakan Erdogan: Kamu net borc stokunu % 61′den 25′e dusurduk
Basbakan Erdogan, “reel faizi sıfıra yaklastıralım” deyince bazıları yine hareketlendi. Guya faizlere mudahale ediliyormus. Oysa faize bir mudahale yok. Sadece ekonomiyle ilgili bir durum tespiti yapılıyor.
O tespit de su… Turkiye ekonomisinde durumlar degisti, kamu borc yuku eskisi gibi degil. Devlet ic ve dıs borclarını azalttı. Yani bizim devletin sonunda iki yakası bir araya geldi. Basbakan da haklı olarak para sahiplerine, “artık size vatandasın vergisini yuksek reel faiz vererek yediremem, size ancak enflasyon kadar faiz veririm” diyor. Gurultu de iste bu yuzden cıkıyor.
Reel faizin sıfıra yakın dusurulmesine karsı cıkanların butun endisesi, bundan böyle yuksek reel faiz almadan islerini nasıl surdurecekleri, nasıl gecinecekleri dusuncesi… Yoksa faize mudahale falan yok. Butun gelismis ekonomilerde olan ve bizde de coktan olması gereken sonunda oluyor. Bir de tam aksi, eger Turkiye ekonomisinin bugunku sartlarında yuksek reel faiz surdurulurse, iste o zaman faize mudahale edilmis olur. Zira hicbir ekonomik gerekcesi yokken birileri rant saglasın diye faizler yuksek tutulmus olur.
Dusuk reel faize, sanki rekabetci serbest piyasayı savunuyorlarmıs gibi “faize mudahale ediliyor” diye karsı cıkanlara simdi sormak lazım. “Merkez Bankası, yuksek reel faizle döviz kuruna mudahale edip, kurlara baskı yaparken ve Turkiye’nin ihracatta rekabet gucunu kaybettirirken aynı tezleri niye ileri surmediniz sahi siz?”
O zaman “rekabetci” olmak akıllarına gelmedi cunku “yuksek reel faiz- dusuk kur” politikası, faizciye yaradı. Ama artık Turkiye degisti.
Gelelim kosulların nasıl degistigine… Turkiye’nin kamu net dıs borc yuku 2002′de yuzde 25.2 seviyesindeydi, simdi yuzde 1.2′ye geriledi. Yani kamu dıs borcu 21 kat azaldı.
Dun Basbakan Erdogan, 4. Hazır Giyim Konferansı’nın acılısında yaptıgı konusmada, Merkez Bankası’na da mesaj gönderdi. “Merkez Bankası’na mudahale edemem. Ama arazide Merkez Bankası yok, ben varım. Biri, faizden zarar gördugunde beni buluyor” diyerek yuksek faizlerin olumsuz etkisinin halka ve siyasetciye nasıl yansıdıgını belirtti.
Gelelim reel faizin sıfıra indirilmesinden kimlerin rahatsız olduguna… Rahatsız olanlar, etkin calısmayan bazı bankacılar ve yuksek reel faizle gecinenler. Biliyorsunuz, piyasa ekonomisinin kurallarına göre, verimsiz calısan isletmeler piyasadan cekilir. Piyasa ekonomisinin bunları ayıklaması iyi olur. Ama bizde öyle bankalar ve bankacılar var ki hem verimsiz calısıp hem de guzel yasamak istiyor. Eger dusuk reel faizle bankalarınızı calıstıramıyorsanız, kapatın bankalarınızı ve gidin. Verimli calısan bankalar piyasada kalsın. Böylece finans kesimi daha kârlı hale gelir. Üstelik bu bankacılar, bu öneriye hic de yabancı degil. “Bu sartlarda calısamıyorsanız, sirketlerinizi kapatın” gidin önerisini kendileri yıllarca reel sektöre yaptılar ve hâlâ yapıyorlar.
Bir zahmet baskasına önerdiginizi önce kendiniz uygulayın. Eger İsrail’de, İtalya’da, G. Kore’de oldugu gibi dusuk faizlerle calısamayacaksanız bankacılıgı bırakın. Verimli calısanlar piyasada kalsın ve Turkiye ekonomisini buyutsun.
Bu ulkede kamunun iki yakası artık bir araya geldi, devletin butcesi iyi durumda, devletin sizlerden yuksek faizle borc almaya ihtiyacı yok. Demem su ki… Kosullar degisti. Bu ulkede artık zaman, sizin zamanınız degil. Zaman, halkın zenginlesmesinin ve kazanmasının zamanı.

* Kamu net borc stoku, ic ve dıs borc yukumlulugu toplamından kamu sektörunun elinde bulundurdugu varlıkların dusulmesiyle bulunur. Bulunan rakam milli gelire oranlanır.

cılgın Proje uzerine..
cılgın Proje, ulkemizdeki gazeteciligi de bir kez daha sorgulamamıza yol actı..
Bakın.. Bu ulkede gazete satmıyor.. En kabadayı gazetenin tiraj ortalaması 400 bin kusurlarda.. 72 milyonluk ulkeyi gecin.. Pek cok Avrupa ulkesinin iki, uc misli nufusa sahip 15 milyonluk İstanbul’da 300 bin satan gazete yok.. Hep örnek veririm.. Japonya’da tirajı on milyonun (10 000000) uzerinde uc gazete var.. 500 bin nufuslu Göteborg’un gazetesi Goteborg Morgen Post 500 bin satıyor..
Niye?..
İste iki sebepten ilki..
Turkiye’de haber gazeteciligi öldu.. Haber pesinde kosan muhabirlik sanatı bitti. En unlu, en para kazanan gazetecilerin muhabirler oldugu dönem bitti.. Haber simdi ajanslardan geliyor. En rakip gazetelere bakıyorsunuz.. Fotograflar ayni, yazılar ayni.. Fark yok.. O haberler de zaten bir gun evvel, sabahtan aksama, haber kanallarında döne döne ezberlenmis. Gazete, bir gun evvelin haberine tek satır yeni unsur eklememis..
simdi bakın.. Ben “cılgın proje” dedigimde 22 Eylul’du. Basbakan bu projeyi acıkladıgında 27 Nisan.. Aradan tam yedi ay gecmis.. Proje acıklanınca görulmus ki, bu tek kisinin beyninde olusup gelisecek bir sey degil.. İstanbul Anakent Belediye Baskanı isin icinde.. Tabii Anakentten bir yıgın adam.. Kabinede mutlak bilen bakanlar ve o bakanların uzmanları, burokratları var.. Hepsini gecin.. Ekranda izledigimiz o bilgisayarlı cizgi filmi yapan ekip var.. Yani olaydan haberdar en az, ama en az 100 kisi var ve Turkiye Cumhuriyeti’nde tek, ama tek bir gazeteci bu 100 kisiden birine ulasamıyor yedi ayda..
Gazetelerde haber diye cıkanlar, tahminlerden ibaret. Akıllarına gelen her seyi yazmıslar.. Onca tahminden birisi, o da uzaktan yakından ilgisi yok, ama andırıyor diye “Biz yazmıstık” oluyor..
simdi soruyorum. Siz olsanız, “Haber” icin gazete alır mısınız?.
Peki nicin alırsınız?. Köse yazarı okumak icin..
cılgın projeyle ilgili yıgınla elestiri yayınlandı, köselerde.. Hâlâ da yayınlanıyor..
En guzeli Ahmet Hakan’dan geldi..
Ahmet “Gazete iktidar taraflısıysa, köse yazarları projeyi göklere cıkardılar. Muhaliflerse yerin dibine batırdılar” dedi.. Buyuk capta dogru.. Tabii bu dogruda, projeyi “Bir AKP uretimi” olarak sunan Basbakan’ın da payı vardı. Tarihe gececek, dunya cografyasını degistirecek bu “İnsanlık” projesini, bu kentte, bu ulkede, bu dunyada yasayan herkesi kucaklayarak acıklama yerine “Biz ve ötekiler” ayrımının altını fena halde cizerek yaptıgı bir konusma ile sununca, muhalifler “Madem bizim degil, o zaman ‘Tu kaka’ demeleri gerektigini dusunduler.. Bir ay sonra secim var. Bir secim malzemesi olarak sunulan projeyi nasıl överler..
Buna karsılık iktidar yanlıları “Secim vaatlerinin en buyugu, burun kıvıramayız” diye kaleme sarılmak zorunda kaldılar..
Böyle olunca, daha gazeteyi alırken, daha kösedeki imzaya bakarken, yazının icerigini yuzde 95 olasılıkla dogru tahmin etme durumundasınız demektir. Peki icerigini bildiginiz yazı icin gazete alır mısınız?.
Haberciligi bu kadar bitmis, yorumculugu bu kadar sekillenmis gazetelerin bugunku tirajları mucize aslında..

***

En hosuma giden elestiriyi Murat Bardakcı yaptı..
“Ben biliyorum ki Mimarlar Odası, Muhendisler Odası dava acacaklar. Mimarlar Odası, İstanbul icin neye karsı cıkarsa o proje İstanbul’un hayrınadır.”
İki cumle icinde bu kadar cok sey ifade edilir.. İstanbul Mimarlar Odası’nın yıllardan beri ne projelere karsı cıktıgını, davalar actıgını, yurutmeyi durdurma kararları cıkardıgını biliyorum.. Tabii bu isim bir simge.. Bu ulkede Sivil Toplum Örgutu adı altına sıgınan bazı kurumların neleri engelledigini cok iyi bilenlerdenim.. “İstemezukculer” derim ben bunlara yıllardır.
İzmir’de neler durduruldu. Hâlâ da duruyor, yıllardır..
AKM niye kapalı?. Sanırsınız iktidar?. Hayır?.. Bir sendikanın actıgı dava.. Bu dava yuzunden civi cakılamıyor, kapı acılamıyor..
Bardakcı “İnsanlar anlamadıkları islerle mesgul olmasalar, dunya buyuk bir sessizlige burunurdu” diyen İngiliz sözunu naklederek, Montrö’yu okumadan tartısanlara da yanıt verdi, bir televizyon sorgulamasını örnekleyerek. Ne soruyu soran gazeteci (!) nin, ne yanıtı veren uzman (!) ın. dunyadan haberi var.. Ama konusmus Allah konusmuslar. Bardakcı, ortak hocamız, bu ulkenin en önde gelen Devletler Hukuku uzmanlarından Seha Meray’ın (Nur icinde yatsın) iki ciltlik Montrö Bogazlar Sözlesmesi’nden kaynaklanarak “Sözlesme ile kanal projesinin hicbir ilgisi yoktur” diyor.
Bir baska cok sık elestiriyi Ahmet Altan yazdı.
“Bu ihtiraslı cesaret, bize Turkiye’nin nerelere geldigini de gösteriyor.
İsmiyle “musemma” böyle “cılgın projeyi” hayata gecirebilecek bir duzeye varmıs bir ulke Turkiye.
Kimse, “Biz böyle bir projeyi gerceklestiremeyiz” demedi.
Herkeste Turkiye’nin bunu yapabilecegine guven tam.
Projenin yapılıp yapılamayacagı degil, yararlarıyla zararları tartısılıyor.”
Dogru.. Gercekten ismiyle musemma, yani adına cuk oturan bu proje icin “Yapamayız” diyen tek kisi yok. Daha dun, Avrupa’dan “Yolcu beraberi” toplu igne getirdigimiz Turkiye, dunya cografyasını degistirecek, fevkalade teknolojik ve fevkalade pahalı bir projeyi gerceklestirebilecek duzeye gelmis ve buna herkes, en basta da Ahmet Altan inanıyor..
Bir hafta evvel “Bu munasebetsiz ulkede yasamam ne talihsizlik.. Keske Avustralya’da coban olsaydım” diyen yazısının murekkebi henuz kurumayan Ahmet’in, bu noktaya gelmesi, ulkesinin degerini ve gucunu anlaması da ayrıca guzel.. Sevgili dostum yakında nasıl bir cennet ulkede yasama talihi icinde oldugumuzu da itiraf edecektir. İnanıyorum..

Huzurlu aile ortamı icin Fatih Terim
Galatasaray’ın sportif basarısızlıgının en buyuk nedeni Florya’nın raydan cıkmasıdır. Bir takımın basarısı icin huzurlu aile ortamı gerekir. Galatasaray dört yıl ust uste sampiyon olurken Fatih Terim’in Florya’da olusturdugu Galatasaray ailesi huzurlu, mutlu, birbirini seven bir topluluktu. Bu da basarıyı getirmisti. 1999 depremi yasandıgında Fatih Terim dahil tum takım aileleriyle birlikte Florya’da yatmıstı. Bugun Florya dagınık, huzursuz ve saygının sevginin kayboldugu bir spor kompleksi. Bir aile icinde huzur, sevgi ve saygı yoksa dunyanın en iyi futbolcularını bir araya getirseniz takım olamazsınız. Kaybolan bu degerleri yeniden insa edecek tek kisi Fatih Terim’dir. Florya’nın girisinden yemekhanesi, yatakhanesinden cevre duzenlemesine, disiplinine, sevgi ve saygı ortamına ancak Fatih Terim ile duzen gelir. Üc baskan adayı da hic gözunu dısarıya dikmeden, kompleks yapmadan, eger ortak hedefleri Galatasaray’ı basarıya göturmekse Fatih Terim uzerine yogunlasmalı ve İmparator’u Florya’ya geri getirmelidir. Terim parayı da, parasızlıgı da, sokagı da, salonu da iyi bilir.

Leave a Reply

Canlı Sohbet, Canlı hat, Sohbet Odaları, Chat, Mirc, Canlı Sohbet Odaları, Sohbet Odası, Sohbet Sitesi, Çet, Muhabbet, SohbetParki.NET
Sitemiz CanlıSohbet Canlı Chat ve Sohbet Odaları aramalarında " Google " tarafından desteklenmektedir... iLetisim: YaLiN@Minic.Gen.TR
Sohbet Chat kizlarla sohbet Video Parki Haber Parki mirc Kadın Parkı Cocuk Parkı chat odası chat parkı MyNet