Sohbet | Chat | Sohbet | Video | Haber | Mirc | Kadin | Cocuk |

Etiket Arşivi Canlı Haber

Sıcak haber parkı

Ücretsiz ve en doğru haberin merkezı Sıcak haber parkına hoşgeldiniz. Sitemizden Sıcak haber parkı aracılıgı ile türkiye ve dünyadaki gelişen en sıcak haberleri takip edebilirsiniz.

Sıcak haber parkı, sıcak, haber, parkı, sıcak haber, haber parkı sıcak, canlı haber, canlı sıcak haberler, güncel sıcak haber parkı,

Haber Manşetleri

Erdoğan, ona da ‘One minute’ dedi!
“Erdoğan skandallar yüzünden Berlusconi ile görüşmüyor”
17 Eylül 2011 Cumartesi, 11:12:38

.İlgili Haberler

Berlusconi Merkel’e küfür etmiş
Madonna’dan Silvio’ya eleştiri
Berlusconi’ye ültimatom
Başı dertten kurtulmuyor
Tüm ilgili haberler
.İtalya lideri Berlusconi’nin seks skandallarının Başbakan Erdoğan ile arasını açtığı iddia edildi. Berlusconi’ye yakın bir iş adamı basına sızan ses kaydında “Erdoğan skandallar yüzünden Berlusconi ile görüşmüyor” diyor.

İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi hakkında yürütülen ve 100 binden fazla telefon konuşmasının dinlendiği soruşturma tam teşekküllü bir skandala dönüştü. Savcılıktan sızan son konuşmalarda Almanya Şansölyesi Angela Merkel’den Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a kadar birçok liderin ismi de geçiyor. Milliyet’in haberine göre, dünyanın altıncı büyük savunma şirketi Finmeccanica’nın dış ticaret yöneticisi Paolo Pozzessere, danışmanı Debbie Castaneda ile yaptığı bir görüşmede Berlusconi ve Erdoğan’ın dostluğunun bozulduğunu anlatıyor. Kayıtlara göre Pozzessere telefonda “Başbakan Tayyip Erdoğan, Berlusconi ile ilişkisini kesti. Nedeni ise Berlusconi’nin skandalları” diye konuştu.

HAREMDE 30 KADIN
İtalyan işadamı Gianpaolo Tarantini ve eşinin Başbakan Silvio Berlusconi’den tehditle 500 bin euro aldıkları iddiasına ilişkin yürütülen soruşturma tamamlandı. Davaya bakan savcılar Tarantini’nin Berlusconi’nin meşhur “bunga bunga” partilerine katılmaları için yaklaşık 30 genç kadına para verdiğini açıkladı. Kadınların bazılarına Berlusconi ile cinsel ilişki kurmaları için de para verildiği öne sürüldü. Savcılar, Tarantini’nin kadınları, “genç ve zayıf” olmaları kriterlerine göre seçtiğini söyledi. Diğer yandan skandalları yorumlayan La Stampa gazetesi, Berlusconi’yi kastederek “İtalya daha iyisini hak ediyor” diye yazdı.

Partiye katılan bazı kadınların isimleri de iddianame sonucunda afişe edildi. Basına sızan isimler arasında Berlusconi ile ilgili bir kitap yazan telekız Patrizia D’Addario, manken Francesca Lana, Romanyalı showgirl Ianna Visan, manken Camille Carderio Charao, manken ve oyuncu Sara Tomassi ile model Barbara Guerra bulunuyor. Partilere katılan grupta yer alan Almanya doğumlu manken Sabina Began’ın kadınlar tarafından “kraliçe arı” olarak nitelendirildiği de açıklandı.

‘ANGELA ŞİŞMAN’
İddianamenin en ilginç detaylarından biri ise oyuncu Manuela Arcuri ile ilgili. Belgelerde Berlusconi’nin Arcuri’ye kendisi ile cinsel ilişkiye girmesi karşılığında San Remo müzik festivalini sunmayı teklif ettiği, ancak genç kadının bunu reddettiği yer alıyor.

Soruşturma kapsamında dinlenen telefon konuşmalarından bir diğerinde ise Berlusconi’nin Almanya Başbakanı Angela Merkel için cinsel çekiciliği olmayan şişman kadın anlamına gelen “culona inchiavabile” ifadesini kullandığı ortaya çıktı. Başbakanlık konuyla ilgili yorum yapmayı reddetti.

‘DAHA İYİSİNİ HAK EDİYORUZ’
İtalyan savcıların Silvio Berlusconi hakkındaki soruşturmasının yeni detayları ülkede basını da isyan ettirdi. İtalyan gazetesi La Stampa, bugünkü başyazısında “İtalya daha iyisini hak ediyor” diye yazdı.

OĞLU BİLAL’İN NİKAH ŞAHİDİYDİ
Tayyip Erdoğan “sevgili dostum Silvio” olarak hitap ettiği İtalya Başbakanını 2003 yılında evlenen oğlu Bilal’in nikah şahidi yapmıştı. İtalya Başbakanı geline kolye, damada saat, Başbakan Erdoğan’a Venedik muranosu (camdan şamdan), Emine Erdoğan’a ise bilezik hediye etmişti. Nikahtan sonra aile cüzdanını gelin Reyyan Uzuner’e takdim eden Berlusconi, zorla gelini elini öpmüştü.

PUTIN: ELEŞTİRENLER SILVIO’YU KISKANIYOR
“Bunga bunga” kriziyle boğuşan Silvio Berlusconi’ye diğer dostu Rusya Başbakanı Vladimir Putin destek çıktı. Putin dün Berlusconi ile ilgili şunları söyledi: “Sinyor Berlusconi’yi güzel cinse olan ilgisi nedeniyle ne kadar rahatsız ederlerse etsinler -ki bu arada onu rahatsız etmelerinin tek nedeni kıskançlık- o sorumluluk sahibi bir devlet adamı olduğunu kanıtladı.”
.Anahtar Kelimeler
italya, türkiye, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, one minute, İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, haber manşetleri, haberler, haber oku, canlı haber, sıcak haber, gunun haberi, günlük haber, haber sitesi, haber türkl, trt haber,

Sabah Haberleri Perşembe Haber Sabah Köşe Yazarları

Sabah Haberleri, Perşembe Haberleri, Sabah köşe Yazarları, sabah gazetesi, sabah köşe yazıları, sabahcı, sohbetci, ege haber, izmir haer, haber ege, zaman haber, haber türk, haber sabah, sabahın haberleri, sabah erken haberleri, acil haber, sıcak haber, canlı haber, haber radyo, spor haberleri, Dünya haber, siyaset haberleri, türkiye haber, haber türkiye, türkiyeden haberler,

Yasamak denilen mucizenin kıymetini biliyor muyuz?
Yasanan zaman geride kalmadan onu degerlendirmek ancak sairlerin yapabilecegi bir seydir.
Bunu en carpıcı bicimde yapanlardan biri de Nâzım Hikmet’tir.
O’nun “Yirminci Asra Dair” siirini bilirsiniz…
“…Hayır,/ kendi asrım beni korkutmuyor/ ben kacak degilim./ Asrım sefil,/ asrım yuz kızartıcı,/ asrım cesur,/ buyuk/ ve kahraman./ Dunyaya erken gelmisim diye kahretmedim hicbir zaman./ Ben yirminci asırlıyım/ ve bununla ovunuyorum./ Bana yeter/ yirminci asırda oldugum safta olmak/ bizim tarafta olmak/ ve dovusmek yeni bir âlem icin…”
Nâzım Hikmet’in 20′nci yuzyılda gecen yasamının donum noktalarına bakınca, siirinde seslendirdigi yargılarda asrına karsı hosgorulu davrandıgını soylemek mumkun.
1902′de Selanik’te dogdu. 1938-50 arasını cezaevinde gecirdi. 1950′de Sovyetler Birligi’ne iltica etti ve ertesi yıl vatandaslıktan cıkartıldı. 1963′te oldu.

Adnan Menderes’in seruveni
Nâzım Hikmet’in ideolojisinin tam zıddını siyasette temsil eden Adnan Menderes sair olsaydı acaba o ne yazardı 20′nci yuzyıl icin?
O’nun yasamı da 20′nci yuzyılda basladı ve bitti…
1899′da Aydın’da dogdu. 1931′de CHP’den milletvekili oldu. 1946′da kurulan Demokrat Parti 1950′de iktidara gelince Basbakan oldu. 1960′ta askeri darbeyle devrildi ve 1961′de idam edildi.
Nâzım Hikmet siirinde “Dunyaya erken gelmisim diye kahretmedim hicbir zaman” diyor…
Nâzım Hikmet de, Adnan Menderes de yasasalardı…
İkisi de 20′nci yuzyılın son ceyreginden 21′inci yuzyıla aktarılan gelismeleri gorselerdi, dunyaya erken geldiklerinden oturu herhalde mutsuzluk duyarlardı.

cok farklı bir dunya
simdi doktriner ideolojilerin rafa kaldırıldıgı bir yuzyıldayız.
Nâzım Hikmet her egilimden insan icin “Vatan sairi” artık.
Adnan Menderes de “Demokrasi sehidi” bir devlet adamı.
Turkiye’de artık bir Komunist Parti var ve Moskova’da komunistler simdi marjinal sayılıyorlar.
İdam cezası Adnan Menderes’e uygulandı ama Abdullah ocalan’dan sonra Turkiye’de idam yasa dısı oldu.
Kitlelerin seruvenlerinden bireylerin yasamlarını ayırıp ele aldıgınızda, bu tur zamanlama trajedileri cıkıyor karsınıza.
Yasadıgımız yuzyılı bu tur durumlardan temizlemek acaba mumkun olacak mı?
Turkiye bu yolda onemli adımlar attı.
Artık askeri darbeyi planlamak bile adliyelik bir olay.

olumden sonra…
Dun Adnan Menderes’i idama goturen yolun baslangıcı olan 14 Mayıs’ın yıldonumuydu.
Gelecek ay 3 Haziran’da da Nâzım Hikmet’in olum yıldonumunu yasayacagız.
“Yasamak” denilen ve bir turlu tam hakkını veremedigimiz o mucizeyi elden kacırmanın ne demek oldugunu bir baska sairden dizelerle anlamaya calısalım.
Cahit Sıtkı soyle diyor “olumden Sonra”da…
“olduk olumden bir seyler umarak/ Bir buyuk boslukta bozuldu buyu/ Nasıl hatırlamazsın o turkuyu,/ Gok parcası, dal demeti, kus tuyu/ Alıstıgımız bir seydi yasamak./ simdi o dunyadan hicbir haber yok;/ Yok bizi arayan, soran kimsemiz./ oylesine karanlık ki gecemiz,/ Ha olmus ha olmamıs penceremiz;/ Akarsuda aksimizden eser yok.”

Yetiksizler
Yaslandıgım, “Kaybedenler Kulubu” filmini seyredince bir kere daha kafama dank etti: Bu filmde anlatılan insanlarla aramızda ucurumlar vardı.
Bizim gidip de kız bulacagımız bar yoktu (İstanbul’da toplam iki bar vardı, biri Jorj’un barı, tanımadıklarını almazlardı, oteki Divan Oteli’nin barı, paralı ve olgun serseriler takılırlardı…)
“Yatan kız” da yoktu oyle kolay kolay… uc bademcik ameliyatı, iki meme sıkmaca, bir popo oksama, o kadar. Kızlara “sizinle yatmıs mıydık” diye saka yapamazdık, kızlar da bize “fuck off” diyemezlerdi. (Yerli yersiz İngilizce’yi ancak Kolej ogrencileri kullanırlar ve tepki uyandırırlardı.)
Telefon edip de “cok yalnızım abi” diye aglayacagımız canlı yayın radyo programı ve de radyo kanalı yoktu (TRT’yi arayamazdık…)
Koltukta uyuklayıp hayvan belgeseli seyredecegimiz bir televizyon bile yoktu.
Nah bulurduk icmeye viski miski, “mojito”nun adını duymamıstık, pizza gibi pizzayı yirmi bes yasımızda yiyebildik.
Ama yalnız da degildik. Politika vardı, hayatımız cok hos degildi ama bos da degildi.
“Kaybedenler Kulubu”nde, yonetmen Tolga ornek’in buyuk bir ustalıkla anlattıgı “insan tipine” baktım da… (Turk sineması gogus kabartıcı bir yetkinlik duzeyine ulasmıs… Anlatım, kurgu, siyah-beyaz ile renklinin yer degistirmesine ve “parcalı ekran” estetigine dayalı sinema dili, grafik tasarımı, sanat yonetimi hicbir yabancı filmi aratmıyor. Al bu filmi, altına istedigin dilden altyazı koy, istedigin senlige sok, her ulkede oynat.)
Bu insan tipi İstanbul’a ozgu, yeni bir Turk.
Murat seker’in “cakallarla Dans” guldurusu, okumamıs ve bir turlu buyuyememis, cok sevimli ve bir o kadar da sopalık “İstanbul lumpenini” anlatıyordu, cagan Irmak’ın “Issız Adam”ı sorunlu ama asla bos gezenin bos kalfası degildi, burada Tolga ornek “yarı-aydını” anlatıyor.
Elbette “marjinal” bir yayınevi, elbette kıytırık bir FM, elbette Beyoglu barları, elbette İngilizce var ama az bucuk (Seattle’ın yerini falan biliyor.) Enis Batur ve Bukowski falan okur bu insan turu (Tolga Bey, keske Cortazar’ı hic karıstırmasaydın, o cok onemli bir yazardır.)
Ve de yalnızdır…
Nejat İsler’in oynadıgı, hem de cok iyi oynadıgı Kaan’a sesleniyorum: Nicin yalnızsın evladım, iki ucu saate baglı omur torpusu bir ise mahkûm degilsin, birlikte radyo programı yaptıgınız ve sonuna kadar kafanıza gore takıldıgınız bir can dostun var, evinize girip cıkan karı kız sayısının da haddi hesabı yok, nicin yalnızsın?
cunku “sınıfın” yok, ne iscisin ne isveren…
Karl Marx’la dalga gecmeyi biliyorsun ama tutunacak dalın yok.
cunku bir “meslegin” yok.
cunku egitimin belli degil. Kitap okuman da yarım yamalak ve abur cubur, hazmedilmemis felsefe kırıntıları, ne dedigi anlasılmayan siirler ve de “rock” muzigi tabii, hepinizi serserilige yonelten o alt tabaka estetigi.
“Sisteme baskaldırdıgını” sanıyorsun ama aslında hicbir halta baskaldıracak buzugun de yok. Yalnızca kendi kendini yiyip bitiriyorsun.
oooyle takılıyoruz iste aaabi yaa…
Evladım, ben sana git de Ziraat Bankası’na gir demiyorum.
Hayatını ziyan etme ozgurlugune sahip olmanın bedelini anlatıyorum. Bizim bu ozgurlugumuz yoktu.
“Kaybeden” olmayı pek sevdiniz, size cekici geldi (cunku aglamayı sevdiniz, cunku siz de, ne kadar yabancılasmıs gorunseniz, bu topragın cocuklarısınız), ama gunun birinde anlarsın bunun gercekte ne anlama geldigini.
Lafı guncele baglayalım da yazı damdan dusme kalmasın: Kime oy verdigini ve verecegini biliyorum.
Gecen secimde Ufuk Uras’a, bu secimde Sırrı Sureyya onder’e.

cirkin olan Facebook mu yoksa onu suiistimal edenler mi?
Dort dortluk olmasa da, surekli kullanıcısı olarak Basbakan Erdogan’ın Balıkesir mitinginde Facebook ile ilgili soyledikleri bayagı ilgimi cekti.
Bununla birlikte Erdogan’ın gelisen teknolojinin iletisim alanında yarattıgı olumsuzluklara ve sakıncalara dikkat cekerken sadece Facebook’tan, “cirkin teknoloji” diye bahsetmis olması da garibime gitti.
Bence yanlıs bir yaklasım.
cunku cirkin olan Facebook falan degil!
cirkin olan, gelisen teknolojiyi futursuzca kullanan densiz, ahlaksız ve hastalıklı bazı tipler!
Ve ne yazık ki bu densiz tipler sadece Facebook’a musallat olmus da degiller.
Bu densizler her yerdeler!
Bir bakıyorsunuz face’te, bir bakıyorsunuz gazetedeki e-posta adresinizde, bir bakıyorsunuz yazınızı alıntılayan bir baska haber sitesinin yorum bolumunde, Twitter’da, msn’de ve hatta bir bakıyorsunuz program yaptıgınız TV kanalının izleyicilerinin yorumunu almak icin anonsladıgı sms’inde!
Dedim ya ben dort dortluk bir Facebook kullanıcısı degilim ama elimden geldigince faydalanmaya calısıyorum.
Ne yapıyorum mesela?
Yazı gunlerimde yazımı duvarıma yerlestirip kâh okurlarımın, kâh arkadaslarımın o yazıya dair yorumlarını varsa elestirilerini, onerilerini almaya calısıyorum.
İlk baslarda gelen elestirileri vakit buldukca yanıtlamaya calısıyor ve elimden geldigince okurlarımla duvarım uzerinden yazıdaki konu ile ilgili yuruyen tartısmayı izlemeye calısıyordum.
Ama sonra baktım ki mumkun degil boylesine medeni bir durusu devam ettirmek…
Vazgectim son zamanlarda o nedenle.
cunku adam alenen kufur ediyor.
Hakaret ediyor. Alabildigine asagılıyor.
Sadece bana da degil yaptıgı bu terbiyesizlik.
Aileme, calıstıgım isyerinin patronuna veya yazdıgımın dogru olduguna inanan bir baska okuruma.
Yani alayına!
Agzına geleni sayıyor.
suursuzca hem de.
İnanın edilen o hakaretleri, tehditleri, kufurleri goturup bir savcının onune koysanız derhal o kisi hakkında sorusturma baslatır ve eger kanıtlayabilirse hakaretten ve alenen asagılamadan en az 6 ay yedirir!
Ama nasıl yapacaksınız bunu?
Hangisiyle ugrasacaksınız?
Bir kisi ya da on kisi degil ki bu densiz ve ruh hastası tipler.
Yuzlerce…
Belki de binlerce…
Bazen cok kızıyorum Facebook’ta kendi sayfamda, kendi mekânımda bana edilen o hakaretleri, kufurleri falan okuyunca…
Ve cekip gitmek istiyorum.
“Kapat su sayfanı! Bitsin gitsin!” diyorum ama sonra bu kufurbaz ve densiz guruhtan kacmanın mumkun olmadıgı gercegini hatırlıyorum.
cunku bu guruhun oradan kacsam bile baska bir yerden yakama yapısıp, (mesela gazetedeki kosede okurlarla iletisim kurmak amacıyla yazılan e-posta adresi uzerinden!) yine o igrenc ofkelerini, kinlerini uzerime bir sekilde kusmaya calısacaklarını iyi biliyorum.
Diyecegim su ki son olarak;
Evet bir cirkinlik, maalesef bir garabet var internetle ilgili. Ancak bu cirkinligi yaratanlar yine insanlar. Muhim olan bu insanlarla nasıl mucadele edilecegidir. Evet teknolojik olarak dunya standartlarını yakalamıs durumdayız ama bu teknolojiyi kirletenlerle mucadelede maalesef cok geriyiz!
Kusura bakmasın Sayın Basbakan ama Ulastırma Bakanlıgı’na baglı Telekomunikasyon Baskanlıgı standartları yuksek olmasına ragmen kendilerinden bekleneni gerceklestiremedi bu konuda.
Biliyor musunuz, dunyanın en geri kalmıs ulkesinde bile mumkun degilken bizim ulkemizde hâlâ bir yerlerde sifresiz internet hizmeti verilebiliyor.
Kisi isterse o serbest ag uzerinden sanal ortama dalıp istedigi pisligi rahatlıkla, korkusuzca sergileyebiliyor.
Bir kere baglantılarda artık sifre zorunlulugu olmalı kesinlikle.
Ve o sifre uzerinden kimlerin o baglantıyı kullandıgının derhal belirlenebilmesi icin de mutlak onlemler alınmalı.
En onemlisi ise interneti kotu emellerine alet edenlere karsı hukuken agır yaptırımlar uygulanmalı.
Gerekirse, “Sanal âlem uzerinden bir kisiye ya da kisilere hakaret edene, kufur edene, iftira atana, kotu niyetle cekilmis gizli kasetleri yayına verenlere, izleyenlere, baskalarıyla paylasanlara 10 yıldan baslamak uzere hapis cezası verilecektir!” denilebilmeli yani!

‘Bu daglara bir barıs gelse…’
Basmuzakereci ve Devlet Bakanı Egemen Bagıs’la geldigimiz Siirt’te siyaseten tam bir bahar havası var.
Gerilim olmadıgı gibi, siyasi calısma da pek yapılmıyor. Bir anlamda sonuc simdiden netlesmis gibi.
AK Parti 2, Bagımsız 1.
Siirt birkac acıdan ilginc bir secim cevresi…
Bir kere burada Basbakan Tayyip Erdogan’ın ozel yeri var. Siirt’in enistesi olması bir yana, siyasi yasamının donum noktaları da Siirt eksenli. siir okudugu icin mahkûmiyete de milletvekilligine de giden yol Siirt’ten gecti.
Bu yuzden her yerden biraz daha fazla Siirt’te bir Tayyip Erdogan oyu var.
AB’den sorumlu Devlet Bakanı Egemen Bagıs’ın da Siirtli olması AK Parti’nin sansını artırıyor.
Bir de Siirt’in “Sabancısı” olarak nitelenen isadamı Ethem Sancak etkisi var. Koydes ve Beldes hizmetleri, Botan cayı uzerinde kurulan 25 barajın yarattıgı istihdam AK Parti’nin artıları.
Bu artılara guvenen AK Partililer 3′te 3 yapma iddiasında… Ama Bakan Bagıs baska bir bicimde bu iddiasını dile getiriyor:
“Biz bu secimde 5′te 5 yapacagız…”
İlk bakısta “5 degil 3 milletvekili” tepkisi verilse de sozun arkası gelince kimse itiraz etmiyor.
“Beste bes yapacagız cunku Basbakanımız Tayyip Erdogan da, evladınız olarak ben de Siirt’in milletvekiliyiz. Meclis’te 5 Siirtli olacak supheniz olmasın.”
Siyaset iddialı olmayı gerektirir ama bir de Siirt’teki siyasi fotografın oteki yuzu var. BDP de burada eski esbaskanı Gultan Kısanak’la secim yarısını surduruyor ve bir hayli iddialı.
Gordugum kadarıyla BDP’nin tek adayının olması da baska bir ihtimali akla getirmiyor. İki partinin de tek amacı daha fazla oy almak.
Devlet Bakanı Egemen Bagıs’la birlikte Siirt, Pervari ve Tillo’ya kadar gittigimiz her yerde aynı seyi goruyoruz. İnsanlar secime bitmis gozuyle bakıyor. Farklı bir sonuc gercekten surpriz olur.
Tabii Siirt’te sadece bu iki parti yarısmıyor. Baska partiler de var ve bu partiler arasında yer alan CHP eskisine gore cok daha iddialı. Hatta CHP Genel Baskanı Kemal Kılıcdaroglu, Siirt’ten bir milletvekili bekledigini soyledi. Ancak isleri gercekten cok zor… Kentte AK Parti ve bagımsızlar dısında baska bir partinin varlıgı pek hissedilmiyor.
Gecen secimlerde 2 bin civarında oy alan CHP’nin 12 binleri asmasına mucize gozuyle bakılıyor.
Dogrusu AK Parti Siirt’e ozel onem veriyor. Belki siyasi vefanın da etkisi var ama Siirt, Turk, Kurt ve Arap etnik yapısıyla bir anlamda “ortak yasama”nın da simgesel kenti. Buradaki ortak yasam basarısı bolgeyi de derinden etkileyebilecek.
Dikkatimi cekiyor, Bakan Bagıs her gittigi yerde ozellikle iki konuya ozel vurgu yapıyor:
AB yolunda atılan adımlar ve cetelerle mucadele… Devlet Bakanı Bagıs, Pervari’de konusurken soyle diyordu: “Muhalefet partileri talimatları derin odaklardan alıyor. Milletvekili listeleri bile o talimatı verenler belirliyor. Bu yuzden milletin degerleriyle bulusmayan milletvekillerini milletin onune cıkartıyorlar.”

Baharın renkleri geldi de..
Orhan’ın agacı pespembe.. Bahcelerine bahar geldiginin mujdesi, evimin.. (Ahmed Arif’i anarak..)
Pembe agac.. Bu bir yabani elma turu.. Orhan, nur icinde yatsın, benim unutulmaz, benim can, benim en kibar arkadasım.. Bir gun elinde fidanla gelmisti.. Kendi elleriyle dikmisti, yemyesil on bahcenin ortasına.. Ertesi bahar cicek acınca anlamıstım farkı.. Sade cicekler degil, dallar, yapraklar, her sey pembeydi.. Pes pembe.. Ben boyle bir agac gormemistim, o gune dek.. Nerden bulmus, kendi bahcesi varken, niye getirmis benim bahceme dikmis?..
O zaman aklıma bile gelmezdi bunun “Her bahar beni hatırlayın” agacı oldugu.. “Her baharın taptaze, pespembe bir baslangıc oldugunu dusunun ve umutla, keyifle beni hatırlayın” mesajı vermek icin oraya dikildigi..
Ama biz seni zaten hic unutmuyoruz ki Orhan.. Bizim ekipten uc kisi bir araya geldik mi, senin lafın acılıyor mutlaka.. Bir de Kazım Baba’nın.. Arka bahceme “Tekke” adını koymustunuz.. Mac icin benden evvel gelirdiniz eve.. Kapıda kalınca, arka bahceye dolanır, biriniz salıncaga, biriniz sezlonga uzanır, sonra da uyur kalırdınız..
“Burasını miskinler tekkesine cevirdiniz” diye uyandırdım sizi bir gun.. “Tamam” dedin, “Buranın adı Tekke, artık..”
Her baharda “Tekke”nin acıldıgını arkadaslara ilan ederim, o gun bugun.. on kapı zili ile ugrasmasın, beklemesin, gelsin, cicekler, yesillerle dolu bahcede maca kadar keyif catsınlar diye..
Bu yıl ilan edemedik biliyor musun?..
Yahu havalar!.. Bir ısınır gibi oluyor.. Hadi, kazak mazak idare ediyoruz.. Ertesi gun buz.. Bir poyraz.. Degil oturmak, bahce kapısından kafayı uzatmak mumkunsuz.. (Aman duzeltmenler, hemen e-maile sarılmayın.. Biz aramızda konusurken bu lafı cok severdik..) Hani bir sarkı vardır, “Baharı gormeden yaz geldi gecti” diye.. Galiba o geliyor basımıza.. Havalar aniden bir ısınacak, pur ısınacak, bu defa da sıcaktan dısarda oturamayıp, iceri, klimalara kacacagız..
Bahar, bize gelmedi, ama hayvanlara geldi.. Yani bir “Bahar Havası” var onlarda, bizim sabahtan aksama birbirine soven, insanı politikadan nefret ettiren liderlere ornek olur..
Arka bahce kapısının onunde kedi maması kapları var.. once bir taneydi.. Benim kediler bahceye cıktıklarında da yesinler diye.. Kediler arasındaki internet, tweetlesme bizden ilerde olmalı.. Butun Alkent kedileri haber aldı. Her sabah yatak odamdan cıkıp, evin kapısına yuruyorum, holden, gazetemi almak icin. Gozum arka kapının camına ilisiyor.. Kediler sıra sıra bekliyorlar.. Arttırdık tabii, kapları..
Dun sabah, her nasılsa, camda goruntu yok.. “Kimse gelmemis mi” diye bahce kapısına yurudum, actım, kafayı uzattım, baktım..
Yani bu islere aklım erse.. ceksem, You Tube’a koysam tıklama rekoru kırar.. Bizim Kirpi Tahsin var ya.. “Aile oldular” demistim.. Gece saat on gibi, kediler el ayak cekince, Kirpi Tahsin ve ailesi gelip, kaplarda kalan son mamaları yerler. O sırada biz bahcede on kisi oturuyoruz, umursamadan.. Kirpi Tahsingiller insandan korkmaz, kacmazlar..
Baktım, dun sabah.. Kirpi Tahsin’in minik yavrusu kafayı uzatmıs kaba, mamayı goturuyor. Hemen ote yandan da dunya tatlısı bir sarman kedim var, onun kafası da kabın icinde.. Ayni kabı paylasan bir kedi, bir kirpi yavrusu.. Baktım baktım..
“Yahu biz neyi paylasamıyoruz” dedim, icimden.. “Biz neyi paylasamıyoruz, yahu, bu cennet vatanda?..”

Mustafa hakkında her sey
SAVAs AY15.05.2011Almanya’yı fetheden Anadolu Atesi’nin patronu Mustafa Erdogan ekibiyle nefes alıp veriyor. “Ask ve sevgi olmadan hicbir sey olmaz” diyen Erdogan’ın buyuk oglu Atlas yakında sahneye cıkacak

Bu hafta MOLA konugum Mustafa Erdogan. Anadolu Atesi grubuyla Troya gosterisini sergiledikleri Koln’de bir araya geldik ve soylestik. Haydi, siz de okuyun “Mustafa Hakkında Her seyi” ogrenin.

Garzane var ya hani. Bitlis Halayı yani, provada senin cocuklar ip gibi sıralanıp onu oynarken sahneye atlayıp araya karısmamak icin zor tuttum kendimi Mustafam.
“Eski folklorcu yoktur, folklorcu vardır” tezinin bariz ornegisin yani Savas Abi.

oyle, lakin bu performansa can dayanmaz. 3 saat kas gevsetip, kazık figurlerin tekmilii marke ettiler, 45 dakikada hazırlanıp 2 saatlik buyuk gosteriye cıkacaklar uyy!..
Almanlar ayakta alkısladı Troya’yı gordun abi. Kolay olmuyor bu duruma gelmek.

Hep kostumlu ve sov esnasında cekilen filmleri fotografları gorurduk. Sahne arkasında fotograf bereketi varmıs meger.
Ben dahil hepimiz 1-1.5 saat adale ısıtıp, kas gevsetiyoruz. Bu olmazsa hem verimli dans olmaz hem de sakatlıklar dogar.

AHTAPOT GİBİ
1965′lisin yanılmıyorsam. Hakkâri’den Brodway’a uzandın masallah. Eski gazetecisin. cagdas Gazeteciler Dernegi’nde Genel Sekreter Yardımcısı gorevi yaptın. Demokrasi Gazetesi’nin ve Soz Dergisi’nin Ankara Temsilciligi’ni yuruttun. Turkish Daily News Gazetesi’nde siyasi parti muhabirligi ve serbest gezi yazarlıgın, okuldan mulhem felsefeciligin, folklorculuktan kalma oyunculuk, ogreticilik ve koreograflıgın var. Ahtapot gibisin, nasıl sıgdırdın bunları bu omre arkadas?
1985′te Gazi universitesi’ne Halk Dansları Toplulugu kurmustum. 1997′den itibaren Bilkent universitesi’nde de halk oyunları uzerine calısmalar yaptım. 1999′da da ilk ozel dans toplulugu Sultans of the Dance’i kurdum. Sonrasında Anadolu Atesi olduk malum. Kardesim Yılmaz Erdogan’ın da supervizorlugunde Anadolu’nun zengin kulturunu danslarımızla dunyaya tanıttık.

Araya bir de evlilik ve 3 guzel meyvesi girdi. ozel yasamına girilmesini sevmezsin bilirim ama oglun Atlas’ı ille ki soracagım. Sizin kucukler grubunda var mı o da?
Provalara geliyor ve cok keyifleniyor. Yakında ilk kez sahneye cıkacak diye de cok heyecanlı. Biz o projeyle sadece Atlas’ın degil yuzlerce cocugun da gelecegini kurguluyoruz bir bakıma.

İkizlerde durum ne?
Hem Guney hem de Ares ritim kulagı olan, muzik calınca yerlerinde zıplayan cocuklar. ucu de iyi dans edecekler eminim.
#Sayfa#
TURNE oZLEM DEMEKTİR
Turne, dunyayı karıs karıs dolasmalar, evden sehirden memleketten uzak. Baba ve koca olarak devamsızlıktan kalmasan iyi.
(Gulerek) Hic sorma. Aile ozlemi beter ediyor insanı. Turnede de olsam kacıp 1 gunluk olsun hasret gideriyorum.

Koln’deyiz. İbrahim Tatlıses 3 adım otede, Munih’te tedavide. Gidip gorecek misin?
İstanbul’da Gulben’le gidip gorduk. Burada da uygun durumdalar ise ziyaret edebiliriz. sivan Perwer aradı. O da gormek istiyormus. Belki hep birlikte gideriz.

Yeniden ekibe doneyim. Tatlı sert yonetiyorsun gordugum kadarıyla. Allah icin cocuklar da gozunun icine bakıyor. Sana ve diger hocalara saygı sevgi buyuk.
Disiplin esas bir is yapıyoruz. Neticede Anadolu’nun on binlerce yıllık kulturunu yansıtıyoruz. Ask olmadan, saygı olmadan, ekip ruhu olmadan yurumez.

su anda bir ekip de Antalya’da gosterilerde. cin ordusu gibi kalabalık mısınız ne?
Kocaman bir aileyiz. Bin 500′den fazla danscı geldi gecti. Her an gosteriye hazır 500′e yakın oyuncu ve hoca var.

Folklorcular dısarı kız vermez derler sizde durum ne?
Ekipte birbirine sevdalanıp evlenen, yuva kuran hatta su anda cift olarak sahneye cıkan o kadar fazla arkadasımız var ki say desen sayamam valla.

Elemanlar hem gezip hem iyi para kazanıyor diyebilir miyiz?
Sistemimiz kolektif cogunluklu bir ekonomik modele dayanıyor. cok kazandıkca, cok gosteri yaptıkca kosullar rahatlıyor.

Kendi ellerinizle Gloria Aspendos Arena’yı kurdunuz Antalya’da. simdi İstanbul’da da yakısır size bir sabit mekan.
Halic’te Bilgi universitesi’nin az ilerisinde bir buyuk arsada kuracagız o dedigin mekânı kısmetse.
#Sayfa#
ERDOgAN’IN GoZDE DANScISI
Genel Yonetmen Mustafa Erdogan da ısınma calısmalarına bizzat katılıp, gosteri sonunda kılıc dansına katılıyor. 46 yasında olmasına ragmen zor hareketleri basarıyla gerceklestiriyor. Gosteri zamanı oryantal dans sovu salonu hareketlendiriyor. Asil, Hektor, Paris ve Amazon kralicesi, Andromeda ve Helen rollerini harika oynayan Perit Kuban, Halil Can, Victor Sydorvych, Banu Goktug, Ilgın Su, Fatma Gok gibi bas danscılardan olan Sinem Guven de guzelligi ve yaydıgı sahne ısıgıyla basta Mustafa Erdogan olmak uzere teknik heyetin de seyircilerin de gozde elemanlarından..

ATEs YANACAK
Mevlana ve Yunus Emre’yi muhtesem koreografilerle sahneleyecegiz.
Mısır Piramitleri onunde yaptıgımız gosteri dunyada yankı uyandırdı. simdi Amerikalılardan Nemrut’ta baslayıp cin Yasak sehir’de bitecek muthis bir seruven onerisi geldi.
Arizona, Sibirya Ekspres, Amazon Ormanları, Klimanjaro Dagı, Tibet tapınakları, Hint Okyanusu’nun dogal dekorlarında Anadolu Atesi yanacak.
Koln’deki gosteriyi Turk ve Yunan Baskonsolosları birlikte izledi. Bundan guzel ne olabilir. nLa Fontaine masallarını once dans sonra Hollywood filmi yapacagız. Kediler, kopekler, tilkiler, karıncalar, kaplumbagalar, gergedanları konu ederken kadroda Turk ve dunya sinemasının unlu oyuncuları da yer alacak. nErzurum Kıs Olimpiyatları’nda “bas barı kadınlara oynatıp yanlıs yaptı” diyen tek gazeteci sen oldun. Butun eski folklorcular gibi sen de muhafazakârsın diye dusundum gonul koymadım. nBir yerden bir yere turne gezerken adeta kucuk bir kasaba kıvamında hareket ediyoruz. Sadece Truva atı 14 parcaya bolunup 2 ayrı TIR’la tasınıyor.

Bu hafta MOLA konugum Mustafa Erdogan. Anadolu Atesi grubuyla Troya gosterisini sergiledikleri Koln’de bir araya geldik ve soylestik. Haydi, siz de okuyun “Mustafa Hakkında Her seyi” ogrenin.

Garzane var ya hani. Bitlis Halayı yani, provada senin cocuklar ip gibi sıralanıp onu oynarken sahneye atlayıp araya karısmamak icin zor tuttum kendimi Mustafam.
“Eski folklorcu yoktur, folklorcu vardır” tezinin bariz ornegisin yani Savas Abi.

oyle, lakin bu performansa can dayanmaz. 3 saat kas gevsetip, kazık figurlerin tekmilii marke ettiler, 45 dakikada hazırlanıp 2 saatlik buyuk gosteriye cıkacaklar uyy!..
Almanlar ayakta alkısladı Troya’yı gordun abi. Kolay olmuyor bu duruma gelmek.

Hep kostumlu ve sov esnasında cekilen filmleri fotografları gorurduk. Sahne arkasında fotograf bereketi varmıs meger.
Ben dahil hepimiz 1-1.5 saat adale ısıtıp, kas gevsetiyoruz. Bu olmazsa hem verimli dans olmaz hem de sakatlıklar dogar.

AHTAPOT GİBİ
1965′lisin yanılmıyorsam. Hakkâri’den Brodway’a uzandın masallah. Eski gazetecisin. cagdas Gazeteciler Dernegi’nde Genel Sekreter Yardımcısı gorevi yaptın. Demokrasi Gazetesi’nin ve Soz Dergisi’nin Ankara Temsilciligi’ni yuruttun. Turkish Daily News Gazetesi’nde siyasi parti muhabirligi ve serbest gezi yazarlıgın, okuldan mulhem felsefeciligin, folklorculuktan kalma oyunculuk, ogreticilik ve koreograflıgın var. Ahtapot gibisin, nasıl sıgdırdın bunları bu omre arkadas?
1985′te Gazi universitesi’ne Halk Dansları Toplulugu kurmustum. 1997′den itibaren Bilkent universitesi’nde de halk oyunları uzerine calısmalar yaptım. 1999′da da ilk ozel dans toplulugu Sultans of the Dance’i kurdum. Sonrasında Anadolu Atesi olduk malum. Kardesim Yılmaz Erdogan’ın da supervizorlugunde Anadolu’nun zengin kulturunu danslarımızla dunyaya tanıttık.

Araya bir de evlilik ve 3 guzel meyvesi girdi. ozel yasamına girilmesini sevmezsin bilirim ama oglun Atlas’ı ille ki soracagım. Sizin kucukler grubunda var mı o da?
Provalara geliyor ve cok keyifleniyor. Yakında ilk kez sahneye cıkacak diye de cok heyecanlı. Biz o projeyle sadece Atlas’ın degil yuzlerce cocugun da gelecegini kurguluyoruz bir bakıma.

İkizlerde durum ne?
Hem Guney hem de Ares ritim kulagı olan, muzik calınca yerlerinde zıplayan cocuklar. ucu de iyi dans edecekler eminim.
Bogazımızı dugumleyen filmler
İyi film nasıl belli olur? Cannes’ın ilk filmleri sanki bu konuda bir fikir jimnastigi yapma fırsatını getirdi bana… soyle bir tanımlama yani: iyi film, bir yerinde birden gozlerimizden yaslar getiren, bogazımızda birseylerin dugumlenmesine neden olan filmdir. cunku her film bir hikaye anlatır ve hayat denen muammadan bir yansıma getirir. Filmin gercekle bulustugu ve bize olabildigince ozgun birseyler tasıdıgı bir sahne, birden bizi yuregimizden vurur ve gercekten akmasa da birkac damla yasın aniden akmasına neden olur. İste o an iyi bir film izledigimizi fark ederiz.
ornegin İskoc kadın yonetmen Lynne Ramsay Kevin Hakkında Konusmalıyız filmindeki anneyi, cocuklugundan beri nefretle buyumus, bir turlu ana-babasını ve genelde insanları sevememis, sonunda da en kanlı bir dizi cinayet islemis melek yuzlu, ama seytan ruhlu ogluyla hucrede bulusturdugunda, nefesiniz kesilir. Sinemadan baska hangi sanat bu bulusmanın korkunclugunu boyle anlatabilirdi? Tilda Swinton ve de parlak yeni oyuncu Ezra Miller’in de katkılarıyla?
Ya da Gus Van Sant’in nedense yarısmaya alınmamıs ve Belirli Bir Bakıs bolumunu acan son filmi Restless’de, ikisi de yasama ozurlu genc kahramanları, olumcul hastalıgı adım adım ilerleyen Annabel ve anababasının bir kazada olumlerinden sonra kendisine gelememis Enoch, hic tanımadıkları insanların cenazelerine gitme huyu ve doga tutkusu gibi iki ana konuda anlastıklarında… Ya da ilk kez yattıkları sahnenin tum cinsellikten sıyrılmıs arı siirselliginde bulustuklarında… Yine gozyaslarınız icinize akmaya baslar. Mia Wasikowska ve de gecen yıl olen Dennis Hopper’in oglu Henry Hopper’in de muthis katkılarıyla… Benzer bir etkiyi Woody Allen dahiyane bicimde kurulmus filmi Paris’te Geceyarısı filminde yapar. ozellikle birden kendisini 1920′lerin mutlu Paris’inde bulan genc Amerikalı, donemin unluleriyle birer ikiser karsılasıp ornegin Hemingway’le edebiyatla savasın iliskilerini tartısır veya Luis Bunuel’e bir satoda yemek yedikten sonra birturlu dısarı cıkamayan bir grup burjuvanın oykusunu anlatmasını tavsiye ederken… Malum, Bunuel bu ogudu dinlemis ve once Mahvedici Melek, sonra da Burjuvazinin Gizli cekiciligi filmlerinde bu oykuyu anlatmıstır!..
İtalyan Nanni Moretti yarısmadaki Habus Papam filminde ayni etkiyi bir tur kara komedi aracılıgıyla saglar. Onun kahramanı, Papa secildigi gun bu buyuk sorumlulugu kaldıramayarak isyan eden, buyuk bir bunalım geciren ve kendisini Vatikan’dan sokaklara atan bir Papa ve bu rolu buyuk bir ustalıkla yuklenen yaslı oyuncu Michel Piccoli’dir. Yonetmenin Katolik kılisesine bas kaldırmasına ragmen din dusmanı olmayan ve inanca saygısını koruyan tavrı da filmi ozel kılan nedenlerden biridir.
Ve de o garip, ama cekici İsrail filmi Dipnotu’nda yonetmen Joseph Cedar kavga, giderek dusmanlık icinde olan bilim adamı baba-oguldan ogulu, kendi kariyerini, hatta hayatını babasına yapılmıs buyuk haksızlıgı gidermek icin tehlikeye atan bir kisilik olarak sundugunda, yine bogazınız dugumlenir. Tum bunlar, insanlıgın buyuk macerasından ustaca yansıtılmıs gorkemli kesitlerdir. Ve festival daha sadece uc gununu doldurmustur!..

Bogazımızı dugumleyen filmler
İyi film nasıl belli olur? Cannes’ın ilk filmleri sanki bu konuda bir fikir jimnastigi yapma fırsatını getirdi bana… soyle bir tanımlama yani: iyi film, bir yerinde birden gozlerimizden yaslar getiren, bogazımızda birseylerin dugumlenmesine neden olan filmdir. cunku her film bir hikaye anlatır ve hayat denen muammadan bir yansıma getirir. Filmin gercekle bulustugu ve bize olabildigince ozgun birseyler tasıdıgı bir sahne, birden bizi yuregimizden vurur ve gercekten akmasa da birkac damla yasın aniden akmasına neden olur. İste o an iyi bir film izledigimizi fark ederiz.
ornegin İskoc kadın yonetmen Lynne Ramsay Kevin Hakkında Konusmalıyız filmindeki anneyi, cocuklugundan beri nefretle buyumus, bir turlu ana-babasını ve genelde insanları sevememis, sonunda da en kanlı bir dizi cinayet islemis melek yuzlu, ama seytan ruhlu ogluyla hucrede bulusturdugunda, nefesiniz kesilir. Sinemadan baska hangi sanat bu bulusmanın korkunclugunu boyle anlatabilirdi? Tilda Swinton ve de parlak yeni oyuncu Ezra Miller’in de katkılarıyla?
Ya da Gus Van Sant’in nedense yarısmaya alınmamıs ve Belirli Bir Bakıs bolumunu acan son filmi Restless’de, ikisi de yasama ozurlu genc kahramanları, olumcul hastalıgı adım adım ilerleyen Annabel ve anababasının bir kazada olumlerinden sonra kendisine gelememis Enoch, hic tanımadıkları insanların cenazelerine gitme huyu ve doga tutkusu gibi iki ana konuda anlastıklarında… Ya da ilk kez yattıkları sahnenin tum cinsellikten sıyrılmıs arı siirselliginde bulustuklarında… Yine gozyaslarınız icinize akmaya baslar. Mia Wasikowska ve de gecen yıl olen Dennis Hopper’in oglu Henry Hopper’in de muthis katkılarıyla… Benzer bir etkiyi Woody Allen dahiyane bicimde kurulmus filmi Paris’te Geceyarısı filminde yapar. ozellikle birden kendisini 1920′lerin mutlu Paris’inde bulan genc Amerikalı, donemin unluleriyle birer ikiser karsılasıp ornegin Hemingway’le edebiyatla savasın iliskilerini tartısır veya Luis Bunuel’e bir satoda yemek yedikten sonra birturlu dısarı cıkamayan bir grup burjuvanın oykusunu anlatmasını tavsiye ederken… Malum, Bunuel bu ogudu dinlemis ve once Mahvedici Melek, sonra da Burjuvazinin Gizli cekiciligi filmlerinde bu oykuyu anlatmıstır!..
İtalyan Nanni Moretti yarısmadaki Habus Papam filminde ayni etkiyi bir tur kara komedi aracılıgıyla saglar. Onun kahramanı, Papa secildigi gun bu buyuk sorumlulugu kaldıramayarak isyan eden, buyuk bir bunalım geciren ve kendisini Vatikan’dan sokaklara atan bir Papa ve bu rolu buyuk bir ustalıkla yuklenen yaslı oyuncu Michel Piccoli’dir. Yonetmenin Katolik kılisesine bas kaldırmasına ragmen din dusmanı olmayan ve inanca saygısını koruyan tavrı da filmi ozel kılan nedenlerden biridir.
Ve de o garip, ama cekici İsrail filmi Dipnotu’nda yonetmen Joseph Cedar kavga, giderek dusmanlık icinde olan bilim adamı baba-oguldan ogulu, kendi kariyerini, hatta hayatını babasına yapılmıs buyuk haksızlıgı gidermek icin tehlikeye atan bir kisilik olarak sundugunda, yine bogazınız dugumlenir. Tum bunlar, insanlıgın buyuk macerasından ustaca yansıtılmıs gorkemli kesitlerdir. Ve festival daha sadece uc gununu doldurmustur!..

AK Partili celik hastanelik oldu
yeni haber
İHAGiris Saati : 15.05.2011 11:48
Guncelleme : 15.05.2011 11:49 Adana’nın Ceyhan ilcesinde partisince duzenlenen mitingde konusan AK Parti Genel Baskan Yardımcısı ve AK Parti Adana Milletvekili Adayı omer celik, Adana’ya donus yolunda rahatsızlandı.

Ceyhan’da partisince duzenlenen mitingde konusan omer celik, Adana’ya donus yolunda otobuste rahatsızlandı. Aksam saatlerinde Adana’da secim burosu acılısı yapacak olan celik’e ilk mudahaleyi yanında bulunan Adana Milletvekili Dr. Necdet unuvar yaptı. Daha sonra Seyhan Uygulama Hastanesi’ne goturulen celik’in asırı yorgunluk ve stresten dolayı rahatsızlandıgı belirtildi. celik, igne yapıldıktan sonra doktorlar tarafından dinlenmesi icin evine gonderildi.

Meselenin adını dogru koyalım, halline calısalım
Toplumsal sorunların varlıgını reddetmek, onların gercekte var olmadıklarını savunmak ve bunu surekli tekrarlayarak icsellestirmek, kısa, hattâ orta vâdeli rahatlamaları beraberinde getirebilir. Ancak bu tur “olanın olmadıgına inanma ve inandırma” siyasetleri sorunları uzun vâdede busbutun icinden cıkılmaz hale sokmaktan baska bir islev gormezler. cunku bunlar bir taraftan toplumun bir bolumunun var olmayan bir gerceklige yonelik inanc gelistirmesine neden olurken, obur taraftan da varlıgı inkâr olunan “sorunun” temsilcilerini radikallestirirler.
Turk siyasetinin adını bile koymakta zorlandıgı “Kurt Meselesi” bu hususta verilebilecek en guzel misâllerden birisidir. Yıllarca “Guneydogu Meselesi” benzeri isimlerle atıfta bulunulan bu sorun, toplumun bir kesiminin “Turkiye’de herkesin Turk oldugu” inancını icsellestirmesine, buna karsılık varlıkları inkâr olunanların da magduriyet temelli, kuvvetli milliyetci vurgular iceren bir kimlik siyasetine daha sıkı bicimde sarılmalarına yol acmıstır.
Burada bir parantez acarak soz konusu sorunun ulus-devlet insaı sonrasında kangren hale gelmekle beraber, Cumhuriyet oncesi gecmisi oldugunu belirtmekte fayda vardır. “Arnavut Sorunu”nu icinden cıkılmaz hale getiren İttihadcı millet tasavvuru ve siyasetlerinin bu meselenin kaynagı olmaması gibi, Erken Cumhuriyet millet tasavvuru ve sonrasında izlenen siyasetler, meselâ12 Eylul Rejimi uygulamaları, “Kurt Sorunu” nun su anda karsımızda durdugu sekle evrilmesinde belirleyici rol oynamakla beraber, bizatihi onun yaratıcısı degildirler.
Meselenin detaylarında kaybolmak yerine buyuk resme baktıgımızda gorecegimiz, hızla merkezilesmeye calısan bir imparatorluk yapısının milliyetcilik cagında, Avrupa mudahalesinin de hızlandırıcı etkisiyle cok sayıda ulus-devleti dogurmasıdır. Sınırları isyanlar, bagımsızlık savasları ve barıs konferansları neticesinde karakusî kıstaslarla belirlenen bu ulus-devletler, imparatorlugun buyuk olcekte yasadıgı sorunla kucuk olcekte muhatap olmuslardır. Bosna’dan Kosova’ya, Kıbrıs’dan Makedonya’ ya yayılan bir alanda gunumuze ulasan catısmalar aslında “imparatorluk unsuru”ndan “ulus-devlet azınlıgı” statusune gerileyen toplulukların trajedilerinden baska birsey degildir.
Yeni Turk ulus-devletinin kuruldugu saha da 1915 Tehciri ve Turk-Yunan Nufus Mubadelesiyle ciddî bir turdeslesme surecinden gecmesine karsın bu catısmanın dısında kalmamıstır. Tıpkı kapsayıcı Osmanlı kimligiyle boylesi sorunların onune gececegini dusunen imparatorluk ricâli gibi, Cumhuriyet kurucuları da benzeri bir kimlikle ulus-devletlerinde soz konusu catısmanın yasanmayacagını umit etmisler ve gelistirdikleri millet tasavvurunu “olan”a degil “olması gereken ideal”e dayandırmıslardır. Bu alanda kurucu liderler, ulus-devlet insaı coskusu icinde yeni “ideal”in bazı kesimlerce icsellestirilmesinin eskisine gore cok daha zor oldugu gercegiyle yuzlesmek istememislerdir.
Yukarıda degindigimiz gibi Kurt Sorunu, Osmanlı mirâsıdır. Tanzimat sonrası merkezilesmesine tepki olarak gelisen Kurt proto-milliyetciliginin on dokuzuncu asır sonundan itibaren ortaya cıktıgını ve Osmanlılık tanımının sınırlarını esnetmeye calıstıgını soylemek yanlıs olmaz. once Kahire sonra Cenevre’de yayınlanan Kurdistan dergisinin nesriyatı, Azm-i Kavî Cemiyeti benzeri orgutlenmeler bunun ciddî kanıtlarıdır. II. Mesrutiyet sonrasında bu milliyetcilik onculu akımın ivme kazandıgı da dogrudur. Nitekim Roj-i Kurd, Hetav-ı Kurd benzeri dergilerin yayınları, Kurt Teâvun ve Terakki Cemiyeti gibi yapılanmalar bunu ortaya koymaktadır. Bu hareket Osmanlı dagılmasının gundeme gelmesiyle daha buyuk bir sıcrama yapmıs ve Mutareke Donemi’nde Kurt entelektuellerin bir bolumu gercek bir kimlik siyasetinin sozculugunu yapmıslardır. Ancak temel mesele kendisini Osmanlılık ideolojisiyle ve kimligiyle, belli zorlamalarla da olsa, eklemlestirebilmis bu kimlik siyasetinin aynı islemi Cumhuriyet ideolojisi ve Turkluk tanımıyla yapamamıs olmasından kaynaklanmaktadır.
Bunun nedenleri ise yukarıda zikrettigimiz yeni “ideal”in alt kimliklere cok daha az hayat hakkı tanıması (daha dogrusu tanımaması), din ortak paydasında bulusmaya set ceken sekuler milliyetci bir ideolojinin egemenligi ve 1915 Tehciri sonrasında Kurtlerle merkez arasındaki 1878-sonrası ittifakının temel nedenini olusturan dıs “tehdit”in (Avrupa mudahalesiyle kurulacak bir Ermeni devletinde etnik ve dinî azınlık durumuna dusme) ortadan kalkmasıdır. Buna karsın Turk siyaseti bu gercekle yuzlesmek, ona anlamlı politikalarla cevap vermek yerine onu reddetmis ve varlıgını dile getirenleri cezalandırmıstır. 12 Eylul ile zirvesine ulasan bu red-tecziye sarmalı ise sorunun gunumuzdeki sekline evrilmesine neden olmustur.
Dolayısıyla yapılması gereken ilk is meselenin adını dogru koymaktır. Bu yapılmaz ve sorun oldugundan farklı tanımlanırsa onu halletmek mumkun olamaz. İkinci olarak meselenin “bireysel” duzeyde cozulemeyecegi gercegi gorulmelidir. Tıpkı Kemalist ideolojinin “dileyen herkesin ibadet edebildigi” bireysel dindarlık tasavvurunun Turkiye’nin laiklik sorununu halledememesi gibi, kapsayıcı ust kimlige itiraz etmeyen Kurt vatandaslarımızın devlet gorevlerine gelmelerinin engellenmemesi temelindeki bireysel cozum bu meseleyi nihayete erdiremez.
Son donem Osmanlı tarihi bu tur cozum cabalarında karsılasılan basarısızlıgın tarihidir. Meselâ1905′te İttihad ve Terakki Cemiyeti, Ermeni siyasî teskilâtları ve entelektuellerine bireylere esit haklar tanıyan anayasal ozgurluk temelinde ortak hareket teklifiyle yaklasmak istediginde, bunların “toplumsal esitlik,” “toplum olarak tanınma” ve bu cercevede hakları olması dısında bir cozumu kabul etmeyecekleri cevabını almıstı. 1908 sonrası Arnavut ve Arap liderlerle yapılan muzakereler de aynı noktada tıkanmıstı. Bir asır sonra benzer bir yaklasımın basarılı olacagını ummak gercekle yuzlesmeme gayretinden baska birsey degildir.
Sorunun varlıgının reddiyle gelinen nokta ortadadır. Bu asamada onu cozemeyecek araclarda ısrar ise Chloroquine tedavisiyle iyilesebilecek bir hastaya kına kına kabugu tozu vermekte ısrar ederek olumune yol acmaya benzer. İki neslin dusuk yogunluklu ic savas ortamında dogup buyudugu ulkemizde gercek tedaviye en kısa surede baslanması zaruridir.

Haberi Dinle

Yorum YapEditore e-postaYazıyı Gondercıktı AlTumunu Tek Sayfada Goster
Paylas:
googlefacebookdiggtwitteryahoomixxstumbleupondeliciousmyspacefriendfeedgoogle buzzlinkedinxing Esnafa kredi mujdesi
yeni haber
AAGiris Saati : 19.05.2011 09:51
Guncelleme : 19.05.2011 12:40 Rekabet Kurumunun, esnaf ve sanatkarların 15 bankaya olan kredi ve kredi kartı borclarının yeniden yapılandırılmasına izin vermesi esnafı rahatlatacak.

Turkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Baskanı Bendevi Palandoken, yaptıgı yazılı acıklamada, Rekabet Kurumunun, esnaf ve sanatkarların 15 bankaya olan kredi ve kredi kartı borclarının yeniden yapılandırılmasına izin vermesinin, bankalara 100 bin liraya kadar ticari kredi ile kredi kartı borcu olan esnaf ve sanatkara rahat bir nefes aldıracagını belirtti.

En kısa zamanda Rekabet Kurumu’na basvuran bankalarla protokol imzalanacagını belirten Palandoken, ”Protokol imzalanmasının ardından borc yapılandırılması konusunda basvurular baslayacak. Basvuru tarihi esnaf ve sanatkarımıza daha sonra duyurulacaktır” bilgisini verdi.

Yapılandırma kapsamındaki 15 bankaya olan ticari kredi borcu olan esnaf ve sanatkarın, bu protokolle birlikte, daha dusuk faizle ve 36 taksitle odeme imkanı bulacaklarını kaydeden Bendevi Palandoken, takipteki kredi borclarının yeniden yapılandırılmasıyla borclu esnafın bankalardaki sicilinin de temizlenmis olacagına dikkati cekti.

Esnaf ve sanatkarların anlasma yapılan bankalara olan borclarının toplam borcun yuzde 90′ını karsıladıgını belirten Palandoken yapılandırma listesindeki bankaları ise soyle sıraladı:

”Akbank, Anadolubank, Denizbank, Eurobank Tekfen, HSBC Bank, sekerbank, Tekstil Bank, T.Finans Katılım Bankası, T.Garanti Bankası, T.Halk Bankası, T. İs Bankası, Alternatif Bank, T.Ziraat Bankası, T. Vakıflar Bankası ve Yapı Kredi Bankası.”

Bahislerde favori kim?
yeni haber
ANKAGiris Saati : 19.05.2011 10:51
Guncelleme : 19.05.2011 11:16 Bahis sirketi William Hill’in IMF baskanlıgına potansiyel adaylara iliskin bahis listesinde Devlet eski Bakanı Kemal Dervis onde.

Cinsel taciz suclamasıyla New York’ta tutuklanarak cezaevine gonderilen IMF Baskanı Dominique Strauss-Kahn’ın yogun baskılar uzerine istifa etmesinden sonra potansiyel adaylara iliskin spekulasyon iyice artarken, bahislerde Devlet eski Bakanı Kemal Dervis’in favori oldugu goruldu. Bahis sirketi William Hill’de liste bası olan Dervis’i, Hindistan Planlama Komisyonu Baskan Yardımcısı Hintli Montek Singh Ahluwalia ve Alman Bundesbank eski Baskanı Axel Weber izliyor.

*IMF BAsKANI İSTİFA ETTİ

The Guardian gazetesi, bahisleri yorumladıgı “Bir Turk IMF icin Favori” baslıklı haberinde 18 Mayıs ogleden sonra itibariyle “Uluslararası Para Fonu’nda Dominique Strauss-Kahn’ın halefi olarak Turk politikacı ve ekonomist Kemal Dervis onde” diye yazdı.

“DERVİs’İN IMF İLE GucLu BAgLARININ OLDUgU BİLİNİYOR”
Dervis’in zaten “guclu bir aday” olarak goruldugunu kaydeden gazete, “Birlesmis Milletler Kalkınma Programı eski Baskanı olan Dervis, Washington’daki Brookings Enstitusu’nun kuresel ekonomik programının basındadır ve IMF ile guclu baglarının oldugu biliniyor” yorumunu yaptı.

Buna karsın İngiliz gazetesi, Kemal Dervis veya Ahluwalia gibi kisilerin boyle bir goreve getirilebilmesi icin “Avrupa’nın siyasi elidinin IMF uzerindeki geleneksel hakimiyetinden vazgecmesi gerekecegi” belirtildigi haberde, ABD’nin Dunya Bankası, Avrupa’nın ise IMF’yi yonetecegi yonundeki mutabakatın cercevesinde simdiye kadar IMF’nin 10 baskanının tumunun Avrupalı, bunlardan dordunun de Fransız olduguna dikkat cekti.

“Ancak son gunlerdeki New York’taki gelismelerin statukoya son verebilir” gorusunu de dile getiren The Guardian, yine Axel Weber’in, Alman Basbakanı Angela Merkel’in favori adayı oldugunu anlasıldıgını, IMF’deki oy kullanma sistemine gore de Avrupa ve ABD tarafından desteklenen adayın basarma sansısının kesin gibi oldugunu kaydetti.

IMF baskanı istifa etti
yeni haber
AAGiris Saati : 19.05.2011 07:19
Guncelleme : 19.05.2011 11:03 Cinsel saldırı suclamasıyla tutuklanan Uluslararası Para Fonu (IMF) Baskanı Dominique Strauss-Kahn, kurumu korumak ve zamanını masum oldugunu kanıtlamak icin harcamak uzere istifa ettigini bildirdi.

IMF’nin bildirisinde, istifa mektubunu IMF İcra Kuruluna sunan Strauss-Kahn, mektubunda ”İcra Kurulu’na buyuk bir uzuntuyle istifasını sunma zorunlulugunu hissettigini” belirtti.

Strauss-Kahn mektubunda, ”kendisine yoneltilen tum suclamaları kesin bir ifadeyle reddettigini, seref ve fedakarlıkla hizmet ettigi bu kurumu korumak istedigini” kaydetti.

Strauss-Kahn, tum gucunu, zamanını ve enerjisini, masum oldugunu kanıtlamak icin harcamak istedigini belirtti.

LİSTEDE DERVİs VAR
ote yandan Alman “Die Welt” gazetesi, cinsel saldırıda bulundugu suclamasıyla tutuklanan eksi baskan Dominique Strauss-Kahn’ın yerine baskan olabilecek kisiler hakkında yayınladıgı bir haberde, 8 aday arasında, Turkiye’nin ekonomiden sorumlu eski Devlet Bakanı Kemal Dervis’e de yer verdi.

“Kim IMF Baskanı olacak?” baslıgıyla verilen haberde, Fransa Ekonomi Bakanı Christine Lagarde’nin yeni IMF Baskanı olma sansının cok yuksek oldugu belirtilmekle birlikte Dervis’in de, Strauss-Kahn’ın yerini doldurabilecek guclu bir aday olabilecegi ifade edildi.

Haberde Dervis ile ilgili olarak, “Turkiye’nin ekonomiden sorumlu eski Devlet Bakanı Kemal Dervis, Dominique Strauss-Kahn’ın yerini doldurabilecek guclu bir aday olabilir. Eger isterse. Ve eger Angela Merkel (Almanya Basbakanı) bir Turk’u Avrupa’lı olarak kabul etmeye razı olursa, cunku kendisi bir Avrupalı’yı istedi” denildi.

Dervis’in babasının Turk oldugu, annesinin de Hollanda’lı ve Alman bir aileden geldigi belirtilen haberde, Dervis’in, London School of Economics’i bitirdikten sonra ABD’deki Princeton College’de doktorasını yaptıgı ve 1977 yılından itibaren 22 yıl boyunca Dunya Bankası’nda gorev yaptıgı anlatıldı.

Turkiye’de bakanlık yaptıgı 2001 ve 2002 yıllarında ulkedeki agır ekonomik krizin asılmasında basarılı bir strateji gelistirerek, Turkiye’nin AB uyeligi yolunu duzledigi, bu strateji sayesinde Turkiye’nin 2008 ve 2009 yıllarındaki ekonomik krizden de buyuk olcude korundugu ifade edildi.

Dervis’in gunumuzde Turk hukumetinin bir uyesi olmadıgına ve kalkınmakta olan bir ulkeden de gelmedigine isaret edilen haberde, “Ancak o ideal bir uzlasma adayı olabilir: Yeteri kadar Batılı, kalkınmakta olan ulkelere uygun. Ve Turk hukumeti de kendisini destekler” seklinde ifade kullandı.

Haberde, Strauss-Kahn’ın yerine secilebilecek en guclu aday olarak gosterilen Lagarde’nin ise, İtalya ve Almanya tarafından da desteklenebilecegi gorusune yer verilerek, diger adaylar arasında gosterilen eski Almanya Maliye Bakanı Peer Steinbruck’un ise, diplomatik olmadıgı ve aklına geleni soyleyen bir kisi oldugu icin ABD, İngiltere, Fransa ve İsvicre’de sevilmedigi belirtildi.

IMF Baskanı secilebilecek diger kisilerin de, İsvicre’li Josef Ackermann, Brezilya’lı Arminio Fraga, İsrail’li Stanley Fischer, Meksika’lı Agustin Carstens ve Hindistan’dan Montek Singh Ahluwlia oldugu kaydedildi.

cİN: ”IMF BAsKANININ SEcİM SuRECİ ADİL VE sEFFAF OLMALI”

Eski Baskan Dominique Strauss-Kahn’ın yerini kimin alması gerektigine iliskin farklı sesler gelmeye devam ediyor.

Brezilya Devlet Baskanı Dilma Rousseff yonetimi, mevcut krizi IMF baskanlıgı icin gelismekte olan ulkelerden bir adayı gostermede kullanma niyetinde olmadıklarının isaretini verdi.

Maliye Bakanı Guido Mantega, televizyon kanalı GloboNews’e verdigi demecte, ”Strauss-Kahn’ın durumu IMF baskanının secimi yonteminde degisiklik yapmak icin baskı unsuru olarak kullanılmamalı. Bu tartısma bu noktada cok erken. Bu durum nedeniyle dehsete dustum ve gercekten, belki de gecmis yıllarda sahip oldugumuz en iyi IMF baskanlarından biri olan Strauss-Kahn’ın donebilmesi icin bu durumun cozume kavusacagını umuyorum” dedi.

Son uc yıldır IMF’nin baskanlık secimi yontemini gozden gecirmesi gerektigini yonunde acıklamaları bulunan Mantega, ”İyi bir cozum icin cabalıyorum ki o (Strauss-Kahn) kurumun basına donebilsin” diye konustu.

Mantega, IMF baskanının seciminde liyakat temelli bir sistemin kullanılmasını gormek istediklerini, Strauss-Kahn’ın IMF’de daha fazla temsil hakkı talep eden Brezilya ve diger gelismekte olan ulkelerin muttefiki oldugunu ifade etti.

cin Dısisleri Bakanlıgı sozcusu Jiang Yu, ”IMF baskanının secimi sureci adil ve seffaf olmalı, liyakatı esas almalı ve bu is icin en iyi kisiyi bulmayı amaclamalı” ifadelerine yer verirken, Guney Afrika Maliye Bakanı Pravin Gordhan ise ”IMF baskanlıgı icin gelismekte olan bir ulkeden adaya fırsat verilmeli” degerlendirmesinde bulundu.

Guney Kore Merkez Bankası Baskanı Kim Choong Soo da Seul’de yaptıgı acıklamada, ”Bunun, IMF baskanlıgı gorevini almada gelismekte olan ulkelerden biri icin fırsat olmasını umuyorum” diyerek, IMF baskanlıgına gelismekte olan ulkelerden aday gosterilmesi gerektigini savunanları destekledi.

IMF baskanlıgı gorevi icin Avrupa’dan en fazla adından bahsedilen kisi Fransa Maliye Bakanı Christine Lagarde. Eski İngiltere Basbakanı Gordon Brown da IMF baskanlıgı adaylıgı konusunda kuresel destege sahip oldugunu dusunuyor.

ABD’nin IMF’de yuzde 16,8, Almanya, Fransa ve İngiltere’nin birlikte yuzde 14,4 oy hakkı bulunuyor.
IMF, gecen yıl 91,7 milyar dolar tutarında acil krediye onay verirken, Avrupa’daki kurtarma paketlerinin ucte birini saglıyor.

Etiketler : Uluslararası Para Fonu, IMF, Dominique Strauss-Kahn, istifa, İMF baskanı istifa etti

YGS kalkıyor
yeni haber
Giris Saati : 19.05.2011 10:51
Guncelleme : 19.05.2011 10:59 Sınav sisteminde koklu degisiklik… İki yıldır uygulanan ve sifre iddialarıyla gundeme oturan YGS kalkıyor. YoK Baskanı ‘Yerine olgunluk sınavı geliyor’ dedi.

Sınav sisteminde koklu degisiklik… İki yıldır uygulanan ve sifre iddialarıyla gundeme oturan YGS kalkıyor. YoK Baskanı ‘Yerine olgunluk sınavı geliyor’ dedi. ogrenci once lise bitirme sınavına sonra da LYS’ye girerek universiteye yerlesecek.

OLGUNLUK SINAVI

sifre skandalıyla gundemden inmeyen Yuksekogretime Gecis Sınavı (YGS) tarih olacak. ustelik yerine de yine tarih olan bir baska sınav gelecek: Olgunluk Sınavı. Yuksekogretim Kurulu (YoK) Baskanı Yusuf Ziya ozcan, yeni universiteye gecis sisteminden vakıf universitelerinin duruma kadar pek cok konuda 1.7 milyon ogrenciyi ve ailelerini ilgilendirecek carpıcı acıklamalarda bulundu.

ARTIK TOP MEB’DE

- En cok tartısılan konu YGS. Bu ulke universite sınavını sevmiyor. 1974′te de sevmedi. Degisiklik dusunuyor musunuz?

Yani 140-180 puan barajıyla universite cokken kontenjanlar bosken YGS’nin bu derece hedef noktasında olması sizi ve sistemi yormuyor mu? Yani daha farklı yontemlerle ogrenci almak, ogrencileri daha farklı olcmek gibi degisiklilerden bahsediyorum. calısmalarınız ne boyutta?

Katılıyorum, bir seyler yapmak lazım. ogrenciler cok yoruluyor, butun hayatları boyunca bu imtihanları dikkate alarak calısıyorlar ve bu yuzden muzik, fotograf gibi sosyal aktivitelerle hobileri gelisemiyor. İsin ozeti yuksek ogretimi talep eden sayı biraz asagı inerse biz bu sınavları baska sekilde yaparız. universite sınavları o kadar merkeze oturdu ki artık liselerde ders yapılamaz oldu. Ama size soyleyeyim, biz calısmayı tamamladık, MEB’e gonderdik. YGS’yi kaldırıp yerine ‘olgunluk’ sınavını getiriyoruz. Boylece lise bitirme sınavını getirip ortaogretim basarı puanını da bu sınavın sonucundan alacagız. Bu sınavı MEB yapacak, biz sadece LYS yapacagız. ogrenciler lise son sınıfta ‘lise bitirme sınavı’na girecekler bu sınav ogrencinin lisede gordugu derslerle ilgili olacak. Eger hazırlıklarımızı yapabilirsek bu sınavda acık uclu soru da sorabiliriz. İste o zaman ogrencinin lise egitimini desteklemis oluruz. ogrenciler bu sınavı gecmeden universiteye gidemeyecekler. Bu sınavı gecen ogrenciler LYS’ye katılıp tercih yapabilecekler. Sınavın bize bir faydası da ogrencinin hangi dersten basarılı oldugunu gorecegiz. O zaman belki LYS’de de ogrenciyi buna gore yonlendirecegiz. Ama tekrar soyleyeyim bundan sonra top MEB’dedir.
#Sayfa#
RANDEVULU SİSTEM

- Bahsettiginiz ogrenci sayısının bir belirli limiti var mı?

su an da yaklasık 550 bin ogrenci liseden mezun oluyor, yuksek ogretimi talep eden ogrenci sayısı 300 bin civarında olsaydı bugun daha farklı seylerle ugrasıyor olurduk.

- Kısa vadede ne yapmayı dusunuyorsunuz?

İlerleyen zamanda ogrencileri aynı gun sınav yapmayıp randevu sistemiyle sınav yapacagız. Ve bir de IB, SAT gibi sınavlarla da universitelere ogrenci alacagız.

- Besinci YoK Baskanısınız. onceki dort YoK baskanının toplamda actıgı kadar universite acıyorsunuz ve kontenjanları 1 milyona cıkartıyorsunuz. Nihayetinde simdi universitelerde bos kontenjan kalacak noktaya geldik. Ne tur onlemler alacaksınız?

Devlet universitelerinin acılması ile ilgili bizim bir kararımız olmadı. En son su olayı anlatmak isterim. Cumhurbaskanımız ve Basbakanımız Adana’ya gitmis ve bir universiteye daha ihtiyacı oldugunu tespit etmis. YoK’un arastırma yapıp zemin hazırlamaktan baska bir etkisi yok. Siyasi kararlar. Eger bir kredi vermek gerekiyorsa belki o krediyi vakıf universitelerine vermek gerekir.
#Sayfa#
- Devletin siyasetcileri, sizlerin bunu yapabildiginizi gordukleri icin bu kadar hızlı gidiyorlar yani?

Evet, engel cıkarmıyoruz. Hicbir hukumet kurulusuyla, birimiyle kavga etmemeye calısıyoruz. 20 yılda 21 tane tıp fakultesi acılmıs. Kontenjan artısı sadece 18 olmus. Sonunda 3 ogrenciye 1 ogretmen denk geliyor. Hem kaliteli ogretime devam edeceksiniz hem de ulkenin ihtiyaclarını karsılayacak kadar doktor yetistireceksiniz. Biraz da kolayına kactılar. Bu sene goreceksiniz bir programın kaydı 10′dan asagıdaysa o bolumu kapatma kararı aldık. Bir bolume 1 ila 9 arasında kayıt alan yerleri ya da mevcut ogrencisi o kadar olan programlarımızı bir dahaki yıl acmayacagız bu yılda bu kadar kayıt varsa kapatacagız ve ogrencilerimizi baska programlara gitmeleri konusunda yonlendirecegiz. ogrencilerin daha kolay is bulabilecekleri yerleri tesvik edecegiz.

İLK KEZ 1869′DA UYGULANDI

Olgunluk sınavları Osmanlı doneminde ilk kez Mektebi Sultani’de (Galatasaray Lisesi) 1869′da uygulanmaya baslandı. 1955′te olgunluk sınavı yerine lise bitirme sınavları getirildi. 1974′teyse oSYM’nin kurulmasından itibaren kaldırıldı. Gerek olgunluk sınavı gerekse lise bitirme sınavları ogrencinin lise egitimini tamamlayıp tamamlamadıgını olcmeye yarayan sınavlardı. Sonucuna gore lise mezuniyeti belirlenir ve ogrenciler universitelere basvurabilirlerdi.
#Sayfa#
oZEL EgİTİM KREDİSİ VERMELİYİZ

YoK Baskanı ozcan vakıf universitelerinde okumak isteyen ogrencilere kredi vermek istediklerini soyledi. ozcan soyle konustu:

‘ABD’deki gibi mortgage’a benzer bir egitim kredisi sistemini gerceklestiremedik, hangi kredi kurumuna gittiysem olmadı. ogrenci vakıf universitesinde okumak istiyorsa biz ona 20 yıl gibi vadeli kredi saglayalım istedik. Bahcesehir universitesi Mutevelli Heyeti Baskanı Enver Yucel bu konuyla ilgili uluslararası egitim uzmanlarını bir araya getirdi ve konferans duzelendi, kendisine bu konuda mutesekkiriz. İnsanlar maddi durumları olmadıgı icin devlet universitesi talep ediyorlar bu da devlet universitesinin yukunu artırıyor. Kredi sistemi olursa hem bu yuk vakıflara da dagılacak hem de vakıf universitelerini ayakta tutmayı basarabilecegiz.’

Vakıf universiteleri zarar etmemeli

- Bir vakıf universitesinde burslu program tam dolup ucretli program bos kaldıgında bu universitelerde bursluluk oranı yuzde 50′lere cıkıyor. Bazı vakıf universiteleri ciddi sıkıntılar yasıyor. Bir onlem alacak mısınız?

universitelerden kontenjan istekleri geliyor. cok afak” bulduklarımızı hemen arayıp uyarıyoruz. Bir vakıf okulu istedigi kadar kontenjan olabilir. Yeter ki kendisi laboratuvarı olan bir bolumse yeteri kadar laboratuvarı olacak o zaman belki karısırız. Biz vakıf universitelerine cok iyi bakmak istiyoruz. cunku bunlar hakikaten devletin elinin kısa kaldıgı yerlerde bize kol verdiler yardım ettiler. Onu icin bunların saglam ve surdurulebilir olmasını istiyoruz. Vakıf universiteleri bunların hesabını guzel yapsınlar mezun ettigi ogrenciyi is bulabilecegi alanlarda egitim versinler ve de kalıcı olsunlar.
#Sayfa#
- ‘Vakıf universiteleri belli alanda uzmanlassınlar’ diyordunuz. Bu amaca dogru gidiyor musunuz?

Evet gidiyoruz. Turk Hava Kurumu universite kurdu, Acıbadem universitesi tıp alanında kuruldu. Kurulacak olan universiteleri birazcık zorluyoruz

- Peki dunyadaki yuksekogretim nereye dogru gidiyor?

Mesela ABD’ye baktıgımızda her bir universitede birkac konuda tema oluyor. Harvard’ın tıp alanı iyi iken Yale’nin sosyal bilimleri iyi olabiliyor.

- Burada aynamız ABD mi?

Yok ama dogru bir gidis. Bir universitenin bir alanda iyi ogrenci yetistirmesi sistemin ihtiyaclarına daha iyi cevap verir durumda. su anda 165 universite var ama 200′e kadar ulasmak istiyoruz. Kontenjan doldurmakta gucluk cekicegiz. Bu yuzden master ve doktora ogrencileri icin dısarıdan İngilizce gereksinimi ortadan kaldırıldı. Dısarıdan ogrenci gelirse kontenjanımızı doldurabiliriz yoksa azıcık tehlike goruyoruz. ozellikle vakıf universiteleri. Neden zarar etsinler. İnsanlar bir iyilik yapmak icin bu okulları kuruyor biz onlara zarar ettirirsek cok hos bir sey olmaz. Vakıfların tehlikeye girecegini dusunuyorum.
#Sayfa#
YGS İYİ YoNETİLEMEDİ

- YGS krizi neden yasandı? Gerekli zamanda mudahale edebildiniz mi? Ali Demir gorevine devam edecek mi?

Yargı sureci bittigi gun konusmaya basladık. Karısmak zorundayız cunku oSYM’nin musterisiyiz. Ayrıca ogrenciye ozgu soru ve cevap kagıdı istegimiz dahilinde gelisti. Ali Bey’in istegiyle ilgili degil. Bu medyaya yansımadı. Surec iyi idare edilemedi. Ali Bey’in yeni olması, sistemin zor olması, yeni sifreleme, guvenlik vs. Bilinenin aksine oSYM’de ki kadro eski, hic degismedi. Eger yeni elemanlarla yeni ekip kurulsaydı belki sorunlar azalabilirdi. oSYM’nin baskanı gorevinin basındadır. Bence oSYM bundan sonra Metaksan’la devam etmemeli. Metaksan kadrosunu degistirmeyecekse Ali Bey tekrar dusunmeli. oSYM baskanı olsaydım sorunu tam tespit etmeden basın toplantısı yapmazdım. Eger yapılan is kimseye ayrıcalık tanınmamıssa ki yargı da onu soyluyor istifa etmemi gerektirecek bir durum olmazdı. AKsAM
Sınav sisteminde koklu degisiklik… İki yıldır uygulanan ve sifre iddialarıyla gundeme oturan YGS kalkıyor. YoK Baskanı ‘Yerine olgunluk sınavı geliyor’ dedi. ogrenci once lise bitirme sınavına sonra da LYS’ye girerek universiteye yerlesecek.

OLGUNLUK SINAVI

sifre skandalıyla gundemden inmeyen Yuksekogretime Gecis Sınavı (YGS) tarih olacak. ustelik yerine de yine tarih olan bir baska sınav gelecek: Olgunluk Sınavı. Yuksekogretim Kurulu (YoK) Baskanı Yusuf Ziya ozcan, yeni universiteye gecis sisteminden vakıf universitelerinin duruma kadar pek cok konuda 1.7 milyon ogrenciyi ve ailelerini ilgilendirecek carpıcı acıklamalarda bulundu.

ARTIK TOP MEB’DE

- En cok tartısılan konu YGS. Bu ulke universite sınavını sevmiyor. 1974′te de sevmedi. Degisiklik dusunuyor musunuz?

Yani 140-180 puan barajıyla universite cokken kontenjanlar bosken YGS’nin bu derece hedef noktasında olması sizi ve sistemi yormuyor mu? Yani daha farklı yontemlerle ogrenci almak, ogrencileri daha farklı olcmek gibi degisiklilerden bahsediyorum. calısmalarınız ne boyutta?

Katılıyorum, bir seyler yapmak lazım. ogrenciler cok yoruluyor, butun hayatları boyunca bu imtihanları dikkate alarak calısıyorlar ve bu yuzden muzik, fotograf gibi sosyal aktivitelerle hobileri gelisemiyor. İsin ozeti yuksek ogretimi talep eden sayı biraz asagı inerse biz bu sınavları baska sekilde yaparız. universite sınavları o kadar merkeze oturdu ki artık liselerde ders yapılamaz oldu. Ama size soyleyeyim, biz calısmayı tamamladık, MEB’e gonderdik. YGS’yi kaldırıp yerine ‘olgunluk’ sınavını getiriyoruz. Boylece lise bitirme sınavını getirip ortaogretim basarı puanını da bu sınavın sonucundan alacagız. Bu sınavı MEB yapacak, biz sadece LYS yapacagız. ogrenciler lise son sınıfta ‘lise bitirme sınavı’na girecekler bu sınav ogrencinin lisede gordugu derslerle ilgili olacak. Eger hazırlıklarımızı yapabilirsek bu sınavda acık uclu soru da sorabiliriz. İste o zaman ogrencinin lise egitimini desteklemis oluruz. ogrenciler bu sınavı gecmeden universiteye gidemeyecekler. Bu sınavı gecen ogrenciler LYS’ye katılıp tercih yapabilecekler. Sınavın bize bir faydası da ogrencinin hangi dersten basarılı oldugunu gorecegiz. O zaman belki LYS’de de ogrenciyi buna gore yonlendirecegiz. Ama tekrar soyleyeyim bundan sonra top MEB’dedir.

Fernandes veda etti ama…FATİH DOgAN19.05.2011Besiktas yonetimi, dunku idman sonrası arkadaslarıyla tek tek vedalasan Portekizli futbolcunun bonservisini alabilmek icin sartları zorluyor
Besiktas’ta kiralık olarak forma giyen Fernandes’ten yonetim vazgecmiyor. ozellikle son maclarda muthis bir cıkıs yakalayan Portekizli futbolcunun takımda kalmasını isteyen siyahbeyazlı yoneticiler, Fernandes’in bonservisini alabilmek icin harekete gecti. Forlan’ın transferi icin İspanya’ya giden Serdal Adalı ve Cengiz Zulfikaroglu’nun Fernandes’in kulubu Valencia ile de masaya oturdukları ogrenildi. Besiktaslı yoneticilerin ilk asamada 3 milyon Euro teklif ettigi, Valencia’nın ise 5 milyon Euro’da direttigi kaydedildi. Dunku idman sonrası arkadaslarıyla tek tek vedalasarak, “Burada kalmak istiyorum ancak ne olacagını yonetim karar verecek” diyen Fernandes’in geri donme ihtimali arttı. Bu arada Guti ve Simao’dan sonra Quaresma, Fernandes ve Almeida’nın da bugun ulkelerine gidecekleri bildirildi. ote yandan Bobo, 22 Mayıs’ta İstanbul’dan ayrılacagını belirterek, “O tarihe kadar Besiktas yonetimini beklerim. Aksi takdirde diger teklifleri degerlendiririm” diye konustu

Sabah Haberleri

Sabah Haberleri,Sabah, Haber, Haberler, Akşam Haber, Posta, Yeni Haberler, Ege Haber, Hava Durumu, Ekonomi Haberleri, Parti Haberleri, Seçim Haberler, Dünya Haber, Türkey Haber, Canlı Haber, Meyda Haber, Magazin Haberleri,

Sabah Haberleri

AK Parti’yi statuko bekcisi olmak tehlikesi bekliyor…
Turkiye’de Askeri Demokrasi’nin ve Vesayet Rejimi’nin egemen oldugu dönemlerde siyasetin en gecerli uzmanlık dalı “Toplum Muhendisligi”ydi…
Bu meslegin asker ve sivil mensupları, toplumun cok temel verilerini “Degismez” ya da devlet baskısıyla “Degistirilebilir” olarak kabul ederlerdi.
Bu yanılgının sonucunda ortaya cıkan ve ortaya cıkmaları kacınılmaz olan ama toplum muhendislerinin öngöremedikleri sonucları, uzun yıllardır krizler biciminde yasamaktayız.
Bunların basında da “Kurt Realitesi”nin görmezden gelinmesinden dogan ve bölucu teröru de iceren sonuclar var.
Toplum muhendisi siyasetciler yanılgılarını ekonomi alanına da tasımıslardı.
Örnegin dunyadaki döviz kurlarının Ankara’da Merkez Bankası görevlileri tarafından belirlenebilecegini varsaydıkları icin, Turkiye uzun yıllar döviz krizleri icinde bunalmıstı.

Degisim muhendisligi dönemi
Bunun gibi malların ve hizmetlerin fiyatlarının devlet tarafından belirlenebilecegi yanılgısı ekonomik hayatımıza egemen olmustu.
Pahalı petrolu ucuza satmak, karaborsada (veya serbest pazarda) fiyatı 100 olan urunu KİT’ten tahsisle 50′ye satın almak, dogal görulmustu.
Turgut Özal’ın 1980′lerde Turk siyasetinde yukselmesi ile “Toplum Muhendisligi”nin yerini, “Degisim Muhendisligi” almaya basladı.
Dunyayı anında algılamak, gercekleri görmezden gelmemek, yeni kosullara önceden hazırlıklı olmak ve degisimin önunde gitmeye calısmak, yeni dönemin temel tercihleriydi.
Turk siyaseti 28 subat 1997 Muhtırası ile baslatılan post-modern askeri darbe ile Toplum Muhendisligi dönemine geri dönmeyi denedi.
Abdullah Öcalan’ın ABD tarafından Turkiye’ye teslim edilmesi ile “Kurt Realitesi” icindeki sorunların da buharlastıgı varsayıldı.

28 subat’ın tasfiyesi ”
Jakoben Laiklik” politikası ile “Din”in sosyal bir olgu olmaktan cıkartılabilecegi zannedildi.
Toplum muhendisliginin bu son direnisi de AK Parti’nin iktidar olması ve post-modern darbenin siyasi isbirlikcilerinin secmen tarafından tasfiye edilmesi ile sona erdi.
simdi AK Parti’nin iki dönem iktidar olması ertesindeki ucuncu bir genel secime haziranda gidiyoruz.
Gecmiste toplum muhendisligi ve Derin Devlet ile özdes kabul edilen CHP, yeni yönetimi ile eskisinden farklı davranmaya, somut projeler uretmeye, degisime ayak uydurmaya calısıyor.
Bu noktada AK Parti’yi uzun yıllar iktidar olmanın getirdigi statukoculuk tehlikesinin bekledigini görmezden gelmememiz gerekmektedir.
AK Parti yönetimi ve özellikle Basbakan Erdogan “Degisim”in gucunu ve etkilerini özellikle Ortadogu’ya dönuk olarak izlenen dıs politikada herhalde hissetmekteler.
cok kısa sure öncesine kadar yakın ve hatta sahsi iliskiler kurulan Ortadogu yönetimleri, Libya’dan Suriye’ye uzanan alanda sallanmakta ve hatta cökmekteler.

Degisim cok hızlandı
Turkiye bu yeni gercegin ısıgında yeni bir Ortadogu siyaseti olusturamadıgı takdirde, su ana kadar atılan butun adımlar bir anda sıfırlanabilir.
İc siyasette ise Avrupa Birligi uyeligi icin gerekli adımlar atılmasındaki önculuk sanki AK Parti icin önemsizlesmis gibi görunmekte. Her alanda “Özgurlukculuk” icin yukselen seslere karsı AK Parti’den sanki “Otoriter Devlet”in sözcusu ve köhnemis statukonun sahibi bu partiymis gibi reaksiyonlar geliyor.
AK Parti genc kusakların, degisimin, özgur dunyanın Turkiye’deki yansıması konumuna yeniden girmeyi denemezse, toplum muhendisliginin yeni deneyicisi ve statukonun bekcisi görunumunde, ucuncu dönem iktidarının husranla sona erecegini görebilir.

İnternetin denetimi de siyasi icerikli bir olgudur…
Bilgi Teknolojileri ve İletisim Kurulu (BTK) Baskanı Tayfun Acarer yogunlasan “İnternete sansur geliyor” haberleri uzerine yaptıgı acıklamada söyle demis:
“Yönetmeligin subat ayında yayınlanmasına ragmen mayısta tartısılmasına anlam veremiyorum. Eger bir sansur iddiası varsa neden bunu söylemek icin 2.5 ay beklendigini merak ediyoruz. Konunun simdi gundeme getirilmesinin nedeni konusunda yorum yapmayacagım ama subatta alınan bir kararın mayısta gundeme getirilmesinin nedeni bence siyasi. Baska bir izahını yapamıyorum.”
Bu kadar önemeli bir kamu kurulusu baskanının Turkiye gerceklerine Fransız kalmasını anlamak kolay degil.
Bundan bir ay sonra bir genel secim var.
İletisimin de kapsamında oldugu tartısmaların nedeninde “Siyaset”in bulunmaması mumkun mu?
Özgurluklerin kapsamı siyasi bir mesele degil midir?
Bu sadece internete girmenin devlet denetiminde olmasına iliskin tartısma ile bitmiyor ki?

Her yerde siyaset var
Basılmamıs kitapların toplatılması uzerindeki tartısmalarda da siyaset var, tutuklulukların mahkûmiyetin yerine gecmesi durumunun tartısılmasında da var siyaset.
Secime bir ay kala İzmir’deki CHP’li belediyelere yolsuzluk iddialarına dayalı olarak polisin baskın yapması tartısılırken, bu siyaset dısı bir durum mu olusturuyor sanki?
Veya universitelere giris icin olusturulan merkezi sınav sisteminin her gun yeni bir fiyasko haberine konu olmasının ve bu sınavların duzenlenmesinin sorumlusu olan kisinin hâlâ görevinde kalmasının siyaset dısında tutulması mumkun mu?
Aynı sekilde bir heykel icin Basbakan “Ucube” dedikten sonra o heykel secim atmosferinde belediye tarafından parca parca tahrip ediliyorsa, bu olayı nasıl siyaset dısında tutabilirsiniz?
İstanbul’a 2′nci Bogaz Projesi ne kadar siyasi icerikli ise, internete sansur tartısmaları da siyasidir.

Paketli internet
Ayrıca bu tartısmalar yeni baslamadı.
Bilgi Teknolojileri ve İletisim Kurulu tarafından hazırlanan ve 23 subat 2011′de yayınlanan “İnternetin Guvenli Kullanımı Yönetmeligi” yayınlandıgı gunden beri bu tartısmalar yapılıyor.
Bu tartısmalar hem internete girmekte “Paket” secimleri sunulması uzerine, hem de hosting firmalarına 138 kelimelik bir yasaklar listesinin gönderilmesi ile hızlandı.
Son olarak da “Eksi Sözluk”un kurucusu Sedat Kapanoglu’nun yaptıgı acıklama ile “Sansur uygulaması basladı mı” mı endisesi zirveye cıktı. Buna göre 21 Nisan’da Kurul bir yazı ile hosting sirketi “sadecehosting”i uyarmıs ve “Sonlandırılacaklar” listesine “sourtimes. org”u da eklemisti.
Bu aynı zamanda Eksi Sözluk’un de yasaklanması anlamına geliyordu. cunku “sourtimes.org” adresine girildiginde zaten Eksi Sözluk’e yönleniliyordu.

Fatura siyasi iktidara
Kurul Baskanı Acarer’in dunku acıklamasında “Her adımımızda acaba sansur mu diyecekler diye dusunur hale geldik” seklinde konusması, bana göre olumlu bir gelismedir.
Kamu adına olusturulan kurullardakilerin veya kamu yetkisi kullanan savcıların, polislerin attıkları her adım ve aldıkları her karar sonucta siyasidir ve olumsuz her gelismenin faturası dogrudan siyasi iktidara ve Basbakan’a kesilmektedir.
Ayrıca bir kurula girip “Bu mustehcen, bu edepli” demek icin ne kadar porno yayın varsa bunların hepsini izlemeye calısmak da gercekten yorucu bir istir.
“Denetleme” gerekcesi ile de olsa bu isi devamlı yapmak kisilerin dunyaya ve insanlara bakıs acılarında sapmalara sebep olmaz mı?

Zil, sal ve utanc
Tarih, 28 Ocak 1938… Tövbe, “28 İkincikanun” demeliydim, cunku 1938 yılında ulkemizde “ocak” diye bir ay yoktu.
Siz de, ne olmus o tarihte diyeceksiniz. Anlatacagım.
İspanya’dan yeni geldim ya, bir sure dilimden dusmez artık. cok keyifli, cok kafa dengi bir yazar kesfettim: Juan Eslava Galan.
Benim yaslarımda, kabak kafalı, ak sakallı, gözlerinin ici gulen sevimli bir adam. Öykuleri, romanları da varmıs, asıl İspanya’nın yakın tarihini kendi kafasına göre anlattıgı kitapları peynir ekmek gibi satıyor.
cok temiz, duru bir İspanyolcası var, ben bile anlıyorum. Bir haftadır onunla hasır nesirim: “Hickimsenin Hosuna Gitmeyecek Bir İc Savas Tarihi” (Una Historia De La Guerra Civil Que No Va A Gustar A Nadie)…
Elbette her iki tarafı da yerden yere vuruyor. Fasistlerle komunistlerin ve anarsistlerin nasıl tepistiklerini ve arada insanlara nasıl yazık oldugunu anlatıyor. Hem uzuluyor hem iki tarafla da dalgasını geciyor.
Fakat kitabını bir Turk’un okuyacagını bilseydi, belki de “Bir Turk’un Hele Hic” diye altbaslık eklerdi.
Ortalarına gelmistim, arkasında dipnotları, bibliyografya, endeks falan da var tabii, bir de kronoloji tablosu eklemis.
su kronolojiye bir bakayım dedim. Bakmaz olaydım. Tokat yemis gibi oldum.
Bakın ne yazmıs: “28 Ocak 1938′de Kemal Ataturk’un Turkiyesi, Burgos hukumetini tanıdı!”
İspanyolca cumlenin aslı da söyle: “1938, enero, 28: La Turquia de Kemal Ataturk reconoce al gobierno de Burgos.”
cevirdim sayfayı… 10 Kasım 1938: Modern Turkiye’nin babası Kemal Ataturk öldu. Franco’nun hukumetini önceki 28 Ocak gunu tanımıstı. (“Muere Kemal Ataturk, padre de la Turquia moderna. Habia reconocido al gobierno de Franco el anterior 28 de enero.”)
Vay vay vay…
1938 yılının ocak sonu… İc savasın tam göbegi…
Baslayalı on sekiz ay gecmis, bitmesine daha on dört ay var.
O gune kadar asi general Franco’nun Burgos hukumetini bir Hitler Almanyası tanımıs, bir Mussolini İtalyası, bir Salazar Portekizi, bir de fasist Japonya.
Amerika Birlesik Devletleri, İngiltere, Fransa gibi “duzgun” devletler, karar vermek icin savasın bitmesini bekliyorlar.
Biz, kusatma altındaki Madrid’den Valencia’ya tasınmıs İspanyol Cumhuriyeti’nin mesru hukumetini pic gibi bırakmısız.
Basvekil Celal Bayar, hariciye vekili Tevfik Rustu Aras. Bunlar da guya “İnönu’nun alternatifleri” ha…
Nicin aculluk etmisiz? Tercihimizi Franco’dan yana kullanmak icin önemli bir gelisme mi olmus? Hayır. Fasistler Talavera ve Toledo uzerinden Madrid’e dayanmıslar ama alamamıslar, kuzeyden denemisler, Guadalajara daglarından, sökturememisler, Akdeniz kıyısıyla ikmal yolunu guneyden kesmek istemisler, Jarama uzerinden, basaramamıslar.
Gerci Bilbao ve Santander’i ele gecirmisler ama mac henuz ortada. Cumhuriyetcilerin Teruel ve Ebro muharebelerinde yenilmelerine, guclerinin tukenmesine, ic savası “kazanamayacaklarının” anlasılmasına daha cok var, ama Turkiye yekten Franco’yu tercih ediyor.
Turkiye Cumhuriyeti, İspanya Cumhuriyeti’ne sırtını dönuyor. Hani su “cok dost ve muttefik” oldugumuz Sovyetler Birligi’nin destekledigi İspanya Cumhuriyeti’ne…
İspanya İc Savası’na her ulkeden binlerce gönullu kosup giderken Turkiye’den ilac icin bir tek Allah’ın kulunun katılmamıs olması öteden beri kafamı kurcalardı ama bu kadarı da agır geldi.
Zil, sal ve gul ha? Yazıklar olsun.

Basbakan Erdogan: Kamu net borc stokunu % 61′den 25′e dusurduk
Basbakan Erdogan, “reel faizi sıfıra yaklastıralım” deyince bazıları yine hareketlendi. Guya faizlere mudahale ediliyormus. Oysa faize bir mudahale yok. Sadece ekonomiyle ilgili bir durum tespiti yapılıyor.
O tespit de su… Turkiye ekonomisinde durumlar degisti, kamu borc yuku eskisi gibi degil. Devlet ic ve dıs borclarını azalttı. Yani bizim devletin sonunda iki yakası bir araya geldi. Basbakan da haklı olarak para sahiplerine, “artık size vatandasın vergisini yuksek reel faiz vererek yediremem, size ancak enflasyon kadar faiz veririm” diyor. Gurultu de iste bu yuzden cıkıyor.
Reel faizin sıfıra yakın dusurulmesine karsı cıkanların butun endisesi, bundan böyle yuksek reel faiz almadan islerini nasıl surdurecekleri, nasıl gecinecekleri dusuncesi… Yoksa faize mudahale falan yok. Butun gelismis ekonomilerde olan ve bizde de coktan olması gereken sonunda oluyor. Bir de tam aksi, eger Turkiye ekonomisinin bugunku sartlarında yuksek reel faiz surdurulurse, iste o zaman faize mudahale edilmis olur. Zira hicbir ekonomik gerekcesi yokken birileri rant saglasın diye faizler yuksek tutulmus olur.
Dusuk reel faize, sanki rekabetci serbest piyasayı savunuyorlarmıs gibi “faize mudahale ediliyor” diye karsı cıkanlara simdi sormak lazım. “Merkez Bankası, yuksek reel faizle döviz kuruna mudahale edip, kurlara baskı yaparken ve Turkiye’nin ihracatta rekabet gucunu kaybettirirken aynı tezleri niye ileri surmediniz sahi siz?”
O zaman “rekabetci” olmak akıllarına gelmedi cunku “yuksek reel faiz- dusuk kur” politikası, faizciye yaradı. Ama artık Turkiye degisti.
Gelelim kosulların nasıl degistigine… Turkiye’nin kamu net dıs borc yuku 2002′de yuzde 25.2 seviyesindeydi, simdi yuzde 1.2′ye geriledi. Yani kamu dıs borcu 21 kat azaldı.
Dun Basbakan Erdogan, 4. Hazır Giyim Konferansı’nın acılısında yaptıgı konusmada, Merkez Bankası’na da mesaj gönderdi. “Merkez Bankası’na mudahale edemem. Ama arazide Merkez Bankası yok, ben varım. Biri, faizden zarar gördugunde beni buluyor” diyerek yuksek faizlerin olumsuz etkisinin halka ve siyasetciye nasıl yansıdıgını belirtti.
Gelelim reel faizin sıfıra indirilmesinden kimlerin rahatsız olduguna… Rahatsız olanlar, etkin calısmayan bazı bankacılar ve yuksek reel faizle gecinenler. Biliyorsunuz, piyasa ekonomisinin kurallarına göre, verimsiz calısan isletmeler piyasadan cekilir. Piyasa ekonomisinin bunları ayıklaması iyi olur. Ama bizde öyle bankalar ve bankacılar var ki hem verimsiz calısıp hem de guzel yasamak istiyor. Eger dusuk reel faizle bankalarınızı calıstıramıyorsanız, kapatın bankalarınızı ve gidin. Verimli calısan bankalar piyasada kalsın. Böylece finans kesimi daha kârlı hale gelir. Üstelik bu bankacılar, bu öneriye hic de yabancı degil. “Bu sartlarda calısamıyorsanız, sirketlerinizi kapatın” gidin önerisini kendileri yıllarca reel sektöre yaptılar ve hâlâ yapıyorlar.
Bir zahmet baskasına önerdiginizi önce kendiniz uygulayın. Eger İsrail’de, İtalya’da, G. Kore’de oldugu gibi dusuk faizlerle calısamayacaksanız bankacılıgı bırakın. Verimli calısanlar piyasada kalsın ve Turkiye ekonomisini buyutsun.
Bu ulkede kamunun iki yakası artık bir araya geldi, devletin butcesi iyi durumda, devletin sizlerden yuksek faizle borc almaya ihtiyacı yok. Demem su ki… Kosullar degisti. Bu ulkede artık zaman, sizin zamanınız degil. Zaman, halkın zenginlesmesinin ve kazanmasının zamanı.

* Kamu net borc stoku, ic ve dıs borc yukumlulugu toplamından kamu sektörunun elinde bulundurdugu varlıkların dusulmesiyle bulunur. Bulunan rakam milli gelire oranlanır.

cılgın Proje uzerine..
cılgın Proje, ulkemizdeki gazeteciligi de bir kez daha sorgulamamıza yol actı..
Bakın.. Bu ulkede gazete satmıyor.. En kabadayı gazetenin tiraj ortalaması 400 bin kusurlarda.. 72 milyonluk ulkeyi gecin.. Pek cok Avrupa ulkesinin iki, uc misli nufusa sahip 15 milyonluk İstanbul’da 300 bin satan gazete yok.. Hep örnek veririm.. Japonya’da tirajı on milyonun (10 000000) uzerinde uc gazete var.. 500 bin nufuslu Göteborg’un gazetesi Goteborg Morgen Post 500 bin satıyor..
Niye?..
İste iki sebepten ilki..
Turkiye’de haber gazeteciligi öldu.. Haber pesinde kosan muhabirlik sanatı bitti. En unlu, en para kazanan gazetecilerin muhabirler oldugu dönem bitti.. Haber simdi ajanslardan geliyor. En rakip gazetelere bakıyorsunuz.. Fotograflar ayni, yazılar ayni.. Fark yok.. O haberler de zaten bir gun evvel, sabahtan aksama, haber kanallarında döne döne ezberlenmis. Gazete, bir gun evvelin haberine tek satır yeni unsur eklememis..
simdi bakın.. Ben “cılgın proje” dedigimde 22 Eylul’du. Basbakan bu projeyi acıkladıgında 27 Nisan.. Aradan tam yedi ay gecmis.. Proje acıklanınca görulmus ki, bu tek kisinin beyninde olusup gelisecek bir sey degil.. İstanbul Anakent Belediye Baskanı isin icinde.. Tabii Anakentten bir yıgın adam.. Kabinede mutlak bilen bakanlar ve o bakanların uzmanları, burokratları var.. Hepsini gecin.. Ekranda izledigimiz o bilgisayarlı cizgi filmi yapan ekip var.. Yani olaydan haberdar en az, ama en az 100 kisi var ve Turkiye Cumhuriyeti’nde tek, ama tek bir gazeteci bu 100 kisiden birine ulasamıyor yedi ayda..
Gazetelerde haber diye cıkanlar, tahminlerden ibaret. Akıllarına gelen her seyi yazmıslar.. Onca tahminden birisi, o da uzaktan yakından ilgisi yok, ama andırıyor diye “Biz yazmıstık” oluyor..
simdi soruyorum. Siz olsanız, “Haber” icin gazete alır mısınız?.
Peki nicin alırsınız?. Köse yazarı okumak icin..
cılgın projeyle ilgili yıgınla elestiri yayınlandı, köselerde.. Hâlâ da yayınlanıyor..
En guzeli Ahmet Hakan’dan geldi..
Ahmet “Gazete iktidar taraflısıysa, köse yazarları projeyi göklere cıkardılar. Muhaliflerse yerin dibine batırdılar” dedi.. Buyuk capta dogru.. Tabii bu dogruda, projeyi “Bir AKP uretimi” olarak sunan Basbakan’ın da payı vardı. Tarihe gececek, dunya cografyasını degistirecek bu “İnsanlık” projesini, bu kentte, bu ulkede, bu dunyada yasayan herkesi kucaklayarak acıklama yerine “Biz ve ötekiler” ayrımının altını fena halde cizerek yaptıgı bir konusma ile sununca, muhalifler “Madem bizim degil, o zaman ‘Tu kaka’ demeleri gerektigini dusunduler.. Bir ay sonra secim var. Bir secim malzemesi olarak sunulan projeyi nasıl överler..
Buna karsılık iktidar yanlıları “Secim vaatlerinin en buyugu, burun kıvıramayız” diye kaleme sarılmak zorunda kaldılar..
Böyle olunca, daha gazeteyi alırken, daha kösedeki imzaya bakarken, yazının icerigini yuzde 95 olasılıkla dogru tahmin etme durumundasınız demektir. Peki icerigini bildiginiz yazı icin gazete alır mısınız?.
Haberciligi bu kadar bitmis, yorumculugu bu kadar sekillenmis gazetelerin bugunku tirajları mucize aslında..

***

En hosuma giden elestiriyi Murat Bardakcı yaptı..
“Ben biliyorum ki Mimarlar Odası, Muhendisler Odası dava acacaklar. Mimarlar Odası, İstanbul icin neye karsı cıkarsa o proje İstanbul’un hayrınadır.”
İki cumle icinde bu kadar cok sey ifade edilir.. İstanbul Mimarlar Odası’nın yıllardan beri ne projelere karsı cıktıgını, davalar actıgını, yurutmeyi durdurma kararları cıkardıgını biliyorum.. Tabii bu isim bir simge.. Bu ulkede Sivil Toplum Örgutu adı altına sıgınan bazı kurumların neleri engelledigini cok iyi bilenlerdenim.. “İstemezukculer” derim ben bunlara yıllardır.
İzmir’de neler durduruldu. Hâlâ da duruyor, yıllardır..
AKM niye kapalı?. Sanırsınız iktidar?. Hayır?.. Bir sendikanın actıgı dava.. Bu dava yuzunden civi cakılamıyor, kapı acılamıyor..
Bardakcı “İnsanlar anlamadıkları islerle mesgul olmasalar, dunya buyuk bir sessizlige burunurdu” diyen İngiliz sözunu naklederek, Montrö’yu okumadan tartısanlara da yanıt verdi, bir televizyon sorgulamasını örnekleyerek. Ne soruyu soran gazeteci (!) nin, ne yanıtı veren uzman (!) ın. dunyadan haberi var.. Ama konusmus Allah konusmuslar. Bardakcı, ortak hocamız, bu ulkenin en önde gelen Devletler Hukuku uzmanlarından Seha Meray’ın (Nur icinde yatsın) iki ciltlik Montrö Bogazlar Sözlesmesi’nden kaynaklanarak “Sözlesme ile kanal projesinin hicbir ilgisi yoktur” diyor.
Bir baska cok sık elestiriyi Ahmet Altan yazdı.
“Bu ihtiraslı cesaret, bize Turkiye’nin nerelere geldigini de gösteriyor.
İsmiyle “musemma” böyle “cılgın projeyi” hayata gecirebilecek bir duzeye varmıs bir ulke Turkiye.
Kimse, “Biz böyle bir projeyi gerceklestiremeyiz” demedi.
Herkeste Turkiye’nin bunu yapabilecegine guven tam.
Projenin yapılıp yapılamayacagı degil, yararlarıyla zararları tartısılıyor.”
Dogru.. Gercekten ismiyle musemma, yani adına cuk oturan bu proje icin “Yapamayız” diyen tek kisi yok. Daha dun, Avrupa’dan “Yolcu beraberi” toplu igne getirdigimiz Turkiye, dunya cografyasını degistirecek, fevkalade teknolojik ve fevkalade pahalı bir projeyi gerceklestirebilecek duzeye gelmis ve buna herkes, en basta da Ahmet Altan inanıyor..
Bir hafta evvel “Bu munasebetsiz ulkede yasamam ne talihsizlik.. Keske Avustralya’da coban olsaydım” diyen yazısının murekkebi henuz kurumayan Ahmet’in, bu noktaya gelmesi, ulkesinin degerini ve gucunu anlaması da ayrıca guzel.. Sevgili dostum yakında nasıl bir cennet ulkede yasama talihi icinde oldugumuzu da itiraf edecektir. İnanıyorum..

Huzurlu aile ortamı icin Fatih Terim
Galatasaray’ın sportif basarısızlıgının en buyuk nedeni Florya’nın raydan cıkmasıdır. Bir takımın basarısı icin huzurlu aile ortamı gerekir. Galatasaray dört yıl ust uste sampiyon olurken Fatih Terim’in Florya’da olusturdugu Galatasaray ailesi huzurlu, mutlu, birbirini seven bir topluluktu. Bu da basarıyı getirmisti. 1999 depremi yasandıgında Fatih Terim dahil tum takım aileleriyle birlikte Florya’da yatmıstı. Bugun Florya dagınık, huzursuz ve saygının sevginin kayboldugu bir spor kompleksi. Bir aile icinde huzur, sevgi ve saygı yoksa dunyanın en iyi futbolcularını bir araya getirseniz takım olamazsınız. Kaybolan bu degerleri yeniden insa edecek tek kisi Fatih Terim’dir. Florya’nın girisinden yemekhanesi, yatakhanesinden cevre duzenlemesine, disiplinine, sevgi ve saygı ortamına ancak Fatih Terim ile duzen gelir. Üc baskan adayı da hic gözunu dısarıya dikmeden, kompleks yapmadan, eger ortak hedefleri Galatasaray’ı basarıya göturmekse Fatih Terim uzerine yogunlasmalı ve İmparator’u Florya’ya geri getirmelidir. Terim parayı da, parasızlıgı da, sokagı da, salonu da iyi bilir.