Sohbet | Chat | Sohbet | Video | Haber | Mirc | Kadin | Cocuk |

Etiket Arşivi Haberler

Haber Parkı

Türkiyenin İlk de Tek İnternet Haberlerini Yayınlayan ilk ve Tek Haber Parkı Ekibiyiz. Gündemi Yakından Takip Eder ve Kullanıcılarımıza Günün Gelişen ve Önemli Haberlerini aktarırız.

Haber Parkı 5 Yıldır kesintisiz Olarak kullanıcılarına hizmet verir. Haberin Merkezi Haber Parkı

anahtar kelimeler. haber, haberler, haber parkı, haber park, parkı haber, sohbet parkı, chat parkı, chatizmir, izle seyret, minic, mini haber, haber sohbetparki,

Haber Manşetleri

Erdoğan, ona da ‘One minute’ dedi!
“Erdoğan skandallar yüzünden Berlusconi ile görüşmüyor”
17 Eylül 2011 Cumartesi, 11:12:38

.İlgili Haberler

Berlusconi Merkel’e küfür etmiş
Madonna’dan Silvio’ya eleştiri
Berlusconi’ye ültimatom
Başı dertten kurtulmuyor
Tüm ilgili haberler
.İtalya lideri Berlusconi’nin seks skandallarının Başbakan Erdoğan ile arasını açtığı iddia edildi. Berlusconi’ye yakın bir iş adamı basına sızan ses kaydında “Erdoğan skandallar yüzünden Berlusconi ile görüşmüyor” diyor.

İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi hakkında yürütülen ve 100 binden fazla telefon konuşmasının dinlendiği soruşturma tam teşekküllü bir skandala dönüştü. Savcılıktan sızan son konuşmalarda Almanya Şansölyesi Angela Merkel’den Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a kadar birçok liderin ismi de geçiyor. Milliyet’in haberine göre, dünyanın altıncı büyük savunma şirketi Finmeccanica’nın dış ticaret yöneticisi Paolo Pozzessere, danışmanı Debbie Castaneda ile yaptığı bir görüşmede Berlusconi ve Erdoğan’ın dostluğunun bozulduğunu anlatıyor. Kayıtlara göre Pozzessere telefonda “Başbakan Tayyip Erdoğan, Berlusconi ile ilişkisini kesti. Nedeni ise Berlusconi’nin skandalları” diye konuştu.

HAREMDE 30 KADIN
İtalyan işadamı Gianpaolo Tarantini ve eşinin Başbakan Silvio Berlusconi’den tehditle 500 bin euro aldıkları iddiasına ilişkin yürütülen soruşturma tamamlandı. Davaya bakan savcılar Tarantini’nin Berlusconi’nin meşhur “bunga bunga” partilerine katılmaları için yaklaşık 30 genç kadına para verdiğini açıkladı. Kadınların bazılarına Berlusconi ile cinsel ilişki kurmaları için de para verildiği öne sürüldü. Savcılar, Tarantini’nin kadınları, “genç ve zayıf” olmaları kriterlerine göre seçtiğini söyledi. Diğer yandan skandalları yorumlayan La Stampa gazetesi, Berlusconi’yi kastederek “İtalya daha iyisini hak ediyor” diye yazdı.

Partiye katılan bazı kadınların isimleri de iddianame sonucunda afişe edildi. Basına sızan isimler arasında Berlusconi ile ilgili bir kitap yazan telekız Patrizia D’Addario, manken Francesca Lana, Romanyalı showgirl Ianna Visan, manken Camille Carderio Charao, manken ve oyuncu Sara Tomassi ile model Barbara Guerra bulunuyor. Partilere katılan grupta yer alan Almanya doğumlu manken Sabina Began’ın kadınlar tarafından “kraliçe arı” olarak nitelendirildiği de açıklandı.

‘ANGELA ŞİŞMAN’
İddianamenin en ilginç detaylarından biri ise oyuncu Manuela Arcuri ile ilgili. Belgelerde Berlusconi’nin Arcuri’ye kendisi ile cinsel ilişkiye girmesi karşılığında San Remo müzik festivalini sunmayı teklif ettiği, ancak genç kadının bunu reddettiği yer alıyor.

Soruşturma kapsamında dinlenen telefon konuşmalarından bir diğerinde ise Berlusconi’nin Almanya Başbakanı Angela Merkel için cinsel çekiciliği olmayan şişman kadın anlamına gelen “culona inchiavabile” ifadesini kullandığı ortaya çıktı. Başbakanlık konuyla ilgili yorum yapmayı reddetti.

‘DAHA İYİSİNİ HAK EDİYORUZ’
İtalyan savcıların Silvio Berlusconi hakkındaki soruşturmasının yeni detayları ülkede basını da isyan ettirdi. İtalyan gazetesi La Stampa, bugünkü başyazısında “İtalya daha iyisini hak ediyor” diye yazdı.

OĞLU BİLAL’İN NİKAH ŞAHİDİYDİ
Tayyip Erdoğan “sevgili dostum Silvio” olarak hitap ettiği İtalya Başbakanını 2003 yılında evlenen oğlu Bilal’in nikah şahidi yapmıştı. İtalya Başbakanı geline kolye, damada saat, Başbakan Erdoğan’a Venedik muranosu (camdan şamdan), Emine Erdoğan’a ise bilezik hediye etmişti. Nikahtan sonra aile cüzdanını gelin Reyyan Uzuner’e takdim eden Berlusconi, zorla gelini elini öpmüştü.

PUTIN: ELEŞTİRENLER SILVIO’YU KISKANIYOR
“Bunga bunga” kriziyle boğuşan Silvio Berlusconi’ye diğer dostu Rusya Başbakanı Vladimir Putin destek çıktı. Putin dün Berlusconi ile ilgili şunları söyledi: “Sinyor Berlusconi’yi güzel cinse olan ilgisi nedeniyle ne kadar rahatsız ederlerse etsinler -ki bu arada onu rahatsız etmelerinin tek nedeni kıskançlık- o sorumluluk sahibi bir devlet adamı olduğunu kanıtladı.”
.Anahtar Kelimeler
italya, türkiye, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, one minute, İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, haber manşetleri, haberler, haber oku, canlı haber, sıcak haber, gunun haberi, günlük haber, haber sitesi, haber türkl, trt haber,

Yalancının Mumu Yatsıya Kadar Yanar

Günün Haberi
Yalann söylüyorsun yalann!
Demişlerdi ki, 12 Eylül’den bir hafta-on gün kadar önce Kara Harp Okulu’nun haftasonu iznine çıkan öğrencilerine Gençlik Parkı’nda sol militanlar saldırıp birkaçını dövmüşler; bunun üzerine okul komutanlığı bütün öğrencileri servis otobüslerine doldurup Gençlik Parkı’na sevk etmiş ve çakı gibi organize çocuklar, park haydutlarını bir güzel benzetmişler!

Gazetelere aksetmiş midir bilmem; o netâmeli günlerde Polatlı Topçu ve Füze Okulu’nda (hiç füze görmedik ama!) yedeksubay talebeydik. Cuma günleri evci çıkarken bölük komutanı hepimizi avluda toplayıp, “Dayak yiyip gelirseniz askerliğinizi söndürürüm. Tek gezmeyeceksiniz, üniformanın şerefini koruyacaksınız” diye talkın veriyordu. İşte bu yüzden askerî üniforma ile Ankara sokaklarında dolaşırken iki kere korkuyorduk. Durumun vahâmetini anlamak için 1980 yılının hadiselerine, özellikle 12 Eylül’den bir ay önceki cinayet ve saldırı listesine göz atmak kâfidir.

Cinnet geçiriyorduk, buna sağcılar, solcular, hükümet, polis, asker, vatandaş herkes dahildi. “Bizden-onlardan” ayrımı en hayatî bilgiydi. Taraf olmanın mantıkî gerekçesi kalmamıştı; yaşamak ve yaşatmamak için herkes kimliğine tutunuyordu. Solcu katledilince “Oh olsun” diyorduk; onlar da, “Üç faşist geberttik; kökünüze kibrit suyu” diyorlardı. Vaziyet fenaydı. Huzurun, sükûnetin, toplumsal barışın bir gün yeniden kurulabileceğine inancım kalmamıştı. Sele kapılmış çürük kütükler gibiydik.

12 Eylül sabahı saat 6′da taburun içinden demiryolu geçen arka avlusunda içtima ettiğimizde bölük komutanı bize “darbe”yi haber verdi. Bu, beklenen bir şeydi, öngöremediğimiz, “Şimdi bize n’olacak?” endişesiydi. 12 Eylül yönetimi ideolojik kamplaşmayı bitirmek için, bataklığı değil bütün ormanı yakan bir toptancı, nobran ve asılsız bir özgüven tavrına tutunmuştu. İlk gözaltıyı, en iyi şartlarda 4 ay sorgusuz sualsiz tutukluluk günleri bekliyordu; sıkıyönetim mahkemelerinin tartışılabilir adalet duygusuna mukabil, soruşturma ve delil toplama süreci fecîydi, bunları zaten çok duydunuz. Az duyduğunuz şey, sokağa çıkma yasağı sona erdiğinde hayretle fark edilen rahatlama, sükûnet duygusudur. Kaldırımlarda, sokakta, mahallede endişesiz gezebilme, canından emin olabilme, sıradan bir gündelik hayatı sürdürebilme konforu toplumu mest etmişti. İnsanlar, iç savaşın kader olmadığını, “netekim” bir düdükle sona eriverdiğini fark ettiklerinde memnun oldular. Siyasî hayatın topyekûn askıya alınmış olması öyle kimsenin umurunda değildi. Biraz da işlerin bu raddeye varmış olmasından sorumlu sayıldıkları için dönemin siyasî liderlerinin gözaltında tutulup yargılanması büyük rahatsızlık doğurmadı. Barış ve sükûneti hepimiz sevmiştik ve terör cinini yeniden şişesine tıkabildiği için askere bir ölçüde saygı duyulduğu zamanlardır o günler. 12 Eylül’ü bütün melânet, ahlâksızlık ve yolsuzluğun teşvik edildiği uğursuz bir milât noktası gibi gösterenler yalan söylüyorlar. Bunlar, sayıca bir mânâ ifade etmedikleri halde, basında tuttukları subaşı yerlerinden ötürü büyük yanılgılarını gizlemeye çalışan bir avuç iflâhsız Marksist militanın tarihi restorasyon çabasından ibaret. 12 Eylül öncesi yükselen şiddetin ahlâkî ve felsefî kofluğu, dönemin Marksist çetebaşılarının omuzundadır; nitekim bu ahlâkî sorumluluğun altında ezilip kalmışlardır ve her 12 Eylül’de ülkücü eylemcilere sövüp durmalarının sebebi budur. Sağ eylemcilik bîgünâh değildi, daha ziyade mâruz kalan, inisiyatif kullanmakta donanımsız taraftı; garibandı, hâlâ biraz öyle galiba. Hapishaneden tek parça çıkan Marksistler tez zamanda büyük sermayeye yamanırken, ülkücülerin küçük esnaflığa, ufak memuriyetlere veya olmadı düpedüz mihnete düşmeleri sebepsiz değildi.

12 Eylül buz gibi darbeydi ama onu ahlâken 27 Mayıs’ın, 28 Şubat’ın, Balyoz’un, Ergenekon’un yanına koyamazsınız. Şeytan teferruatta gizlidir.

t.alkan@zaman.com.tr

Etiketler: haber oku, haber paylaş, haberler, haberci, haber oku, haberleri oku, sabah, akşam, posta, zaman, hürriyet, milliyet, cumhuriyet, radikal, vakit, nakit, haber sabah, samanyolu, haber türk,

Korku imparatorluğunun sonu

Korku imparatorluğunun sonu
Bugün 12 Eylül… 1980′de yapılan askerî darbenin üzerinden 31 sene geçti. Geçen yıl tam bugün Türkiye referanduma gitti ve o darbeyi tarihe gömdü. Oysa darbe yapıldığında oluşan havanın en az bin yıl süreceği sanılıyordu; tıpkı diğer darbe ve baskı günlerinin çağlar boyu devam edeceğinin zannedilmesi gibi… 

12 Eylül öncesi sokaklarda dehşet yaşanıyordu; doğru. Ülke sağ-sol diye birbirine girmişti; doğru. Alevi-Sünni çatışması tehlikeli boyutlara ulaşmıştı; doğru. Her gün onlarca insan hayatını kaybediyordu; doğru. Lakin o günden bugüne şu soru soruluyor: Onca vahşet ve dehşet, darbe gibi korkunç bir insanlık suçu işlenmeden önlenemez miydi?Daha çetin bir soruya cevap arıyoruz birkaç senedir. Ergenekon davası gösterdi ki ‘darbe şartlarının oluşması için’ bazı planlar yapılıyor. Kaos ortamlarının oluşturulması için bazı derin güçler kâh koyun postuna bürünüyor kâh kurt rolüne soyunuyor. Dolayısıyla bugün ortaya çıkan somut deliller o güne dair şüphelerimizi derinleştiriyor. Mesela ‘kanlı 1 Mayıs’ı kim tezgâhlamıştı? Kahramanmaraş olaylarındaki sinsi plan Sivas’takine, Çorum’dakine, Yozgat’takine vs. nasıl oluyor da bu kadar benziyordu? Art arda gelen suikastlar neden önlenemedi, bulunan tetikçiler nasıl oldu da en sıkı hapishanelerden kaçırılabildi? Daha açıkçası, darbeyi yapanlar ile darbe havası oluşturanlar arasında bir bağ var mıydı; o bağın bir ucu yurtdışındaki güçlere dayanıyor muydu? Sorular uzayıp gidiyor; çünkü Ergenekon davaları, toplumun büyük bir psikolojik harbe maruz kaldığını ve maalesef tertemiz duygular içindeki gençlerimizin kullanıldığını gözler önüne seriyor…12 Eylül darbesinin bize öğrettiği daha korkunç bir gerçek var: Darbe şartları ne kadar ustaca hazırlanırsa hazırlansın ve halk nezdinde belli bir meşruiyet kazanırsa kazansın; darbe sonrası ortaya konulan vahşet, darbe öncesi cinayetlerden geri kalmıyor. Sadece bizdeki darbeler değil; darbeyle yönetilme bedbahtlığına maruz kalmış her yerde böyle.Düşünün ki bir sabah askerî cemseler, tanklar kapılara dayanmış olsun. Vatandaşın vergisiyle alınan silahlar o vatandaşa çevriliyor. Düşünebiliyor musunuz; üzerinde taşıdığı şerefli üniformanın değerini bilmeyen bazı adamlar, gencecik çocuklara elektrik vermeyi, onları Filistin askısına asmayı, döve döve onlara kan kusturmayı vatanperverlik sanıyor. Sorguya götürülenleri arayıp soramıyorsunuz; soranların akıbeti de meçhullere karışıyor. Hukuk çoktan Kaf Dağı’nın ardına atılmış, adalet lügatlerden silinmiş, silahlı güçler silahsız insanları inim inim inletmekte. Hafiyeler muhbirlerin esiri olmuş; muhbir, insan avında. On binlerce insan hapishaneye girer, on binlerce insan işkenceye maruz kalır, on binlerce insan firar edip köşe bucak kaçmak zorunda bırakılır. Darbe budur! ‘Kurunun arasında yaş da yanar’ derler ve ormanları bir hiç uğruna yakarlar. Hakkınızı arayamazsınız. Ne öz evlatlarınızdan kurulu ordunuzu tanıyabilirsiniz ne de bekâsı için dua ettiğiniz devletinizi…Sonra bir gün gelir o karanlık anılar ve yarasa ruhuyla işlenmiş günahlar gizlenemez hale gelir. Konjonktürün mubah kıldığı mazeretlerin absürtlüğü sırıtmaya başlar ve eline kan bulaşan herkes hesap vermek zorunda kalır.12 Eylül darbesinin başına da o geldi. Üstelik tam 30 yıl sonra ve tam darbenin yapıldığı günde. Kaderin cilvesine bakın ki o referandumun sağladığı imkânlar ölçüsünde şimdi darbeciler hesap veriyor, mağdurların hakları iade ediliyor. Dünyada da böyle oldu ve her darbenin hesabı soruldu; soruluyor. Demek ki korku imparatorluğu bir gün çatır çatır yıkılıyor ve zalimler hukuk karşısında sigaya çekiliyor. Herkes bu gerçeğe göre kendine çekidüzen vermeli; asker, sivil, siyasetçi, iş dünyası ve tabii ki medya. Bütün darbelerin suç ortağıdır medya! Boşuna dememişler ‘Zulüm ile âbâd olanın sonu berbat olur.’ diye.

PKK bu havuzda boğulur

PKK, hafta içinde yine korkunç bir cinayete imza attı. Halı sahada top oynayan polislere saldırdılar. Şehit edilenler arasında bir emniyet görevlisi ve onu izlemeye gelen eşi de vardı. Son dönemde örgüt büsbütün aklını yitirdi, kudurdu. Minnacık ilk mektep çocuklarına saldırdılar, yatılı imam hatip öğrencilerini diri diri yakmaya teşebbüs ettiler, sabah namazına giden cami görevlisini şehit ettiler…Bütün bunlar yaşanırken ‘düz ovada siyaset yapanlar’ farklı bir manzara yansıtmaya devam ediyor. Mesela militan söylemleriyle bilinen bir BDP milletvekili, uygunsuz bir biçimde havuzda sefa sürerken yakalandı. Üstelik Ramazan gününde, elinde kadehle ve yabancı bir kadınla. Geçen hafta, sivil cuma diye dinin birleştirici ruhunu temelden sarsmaya cüret eden ve ‘PKK imamı’ diye bilinen kişinin de havuz sefası belgelendi. Üstelik yabancı bir kadınla; hatta bir iddiaya göre Ramazan gününde…PKK’nın dinle, imanla, mukaddesatla arası hiç olmadı; ama Stalinist örgüt bunu dışa vurmamaya gayret etti. Şimdilerde sahte cumalar, Kürtçe ezanlar uyduruyordu ki Müslüman Kürt halkına sempatik gözükebilsin; maskeleri düştü. Görünen o ki bu havuz hiçbir kutsalı olmayan örgütü boğacak; çünkü Kürtler için din de önemlidir, namus da… PANORAMA

Bu seferki kampanyamız şaşırtacak

Her sene okulların açılmasıyla başlayan abone kampanyamız büyük bir seferberliğe dönüşüyor ve Zaman okuru ile yazarları arasında hiçbir gazetede rastlanmayan bir irtibat kuruluyor. Salonlar kiralanıyor, okurlar davet ediliyor, sorular yöneltiliyor, cevaplar tartışılıyor ve muazzam bir atmosfer meydana geliyor.Bu hafta başlayan abone kampanyamız, iki bayram arasına denk geldi. Berekete vesile olur inşallah. Türk basını için de yeni bir sayfaya dönüşmesini dileriz; zira Zaman’ın yükselişini biz hiçbir zaman sadece bir gazetenin tiraj kazanması olarak görmedik. Sosyal değişimleri yansıtması; o değişim dinamikleri içinde sağduyunun hakim kılınmasını simgeliyor tiraj artışımız.Bu ülkenin insanları kaliteli gazeteleri hak ediyor. O gazetelerden dünya standartlarını zorlayacak yayınlar bekliyor. Bir yandan gücünü ülke gerçeklerinden alacak; diğer yandan dünya standartlarını zorlayacak gazetelere ihtiyaç olduğu kesin. Zaman’ın yükselişi, o arayışları tescil ediyor ve bu yolda mesafe almak isteyen herkese muazzam bir cesaret veriyor.Her kampanyada olduğu gibi bütün bürolarımız okurlarımızla el ele verip büyük bir seferberlik başlatıyor. Bu muhteşem tabloya eşlik etmek maksadıyla biz de bu mevsimde bir reklam filmi hazırlıyoruz. Bu seneki reklam filmini birkaç gün önce gördüğüm için rahatlıkla söylüyorum ki bu reklam, kampanyamızı sahada iliklerine kadar yaşayan insanlara ayrı bir moral verecek. Çünkü bir yandan gazetemizin muhteva zenginliğine vurgu yaparken diğer yandan da Zaman’ın kendine has bir özelliğine değinecek. Eminim gördüğünüzde içinizde bir kıpırtı hasıl olacak. Çok titiz bir çalışmayla reklam çalışmamıza renk katan Alamet-i Farika’ya, hassaten Serdar Erener’e, teşekkür ediyorum. Tabii reklam filmini sinematografik bir yapıya kavuşturan Sinan Çetin’e de ayrıca teşekkür. Ellerine sağlık. O reklamlar birbirinden etkin mecralarda izlenirken Zaman sevdalılarının gönüllerinde ayrı bir heyecan uyanacak. Dilerim Cenab-ı Hak, bu kampanyayı da, tıpkı ta ilk kurulduğu andan itibaren lütfettiği gibi, hakkımızda güzelliklere vesile kılar…

PANORAMA

Bu mevsimde yeni diziler başlıyor, eski diziler kaldığı yerden devam ediyor. Ne yazık ki yine aldatma, çarpık ilişkiler, tecavüz ve müstehcenlik daha ilk haftalardan mide bulandırmaya başladı. Sanki bizim medya 5. Kol faaliyetlerinin ana üssü. Ne var ki sorumlu kişi ve kurumlar makul bir önlem almıyor. RTÜK desen ayrı bir alem; hem işini dünyadaki benzerleri gibi yapmıyor hem de çok şey yaptığını düşünüyor. Hayırlısı…CHP lideri, Suriye için ‘Bu onların iç meselesi’ deyince sert tepkilerle karşılaştı. Bu yanlış yaklaşım, o tepkileri hak etti aslında. Evet Kemal Bey’in değerlendirmesi yanlıştı ancak buradan hareketle Sayın Kılıçdaroğlu’nun Alevi olduğu için hadiseye böyle yaklaştığını söylemek hoş bir durum değil. Hem Kemal Bey’e haksızlık yapılmış olur hem Alevilere. Bu yorum belki uzak ihtimal çerçevesinde ve farz-ı muhal manasında söylendi ama yine de incitici bir cümleydi. Çünkü böyle hassas bir konuda daha temkinli olmak gerekir.Oda TV iddianamesi kabul edildi. Davayı yakından takip etmek gerekiyor. Şu an kamuoyuyla paylaşılan bilgilerden anlaşılıyor ki bir internet sitesi üzerinden kirli bir psikolojik harp çalışması yapılmış. Bazı insanların hangi mantık gereği o ‘karanlık oda’ ile iş tuttuğunu anlamak hiç de kolay değil. Çünkü orada sadece insanların haysiyetleriyle oynanmamış, derin manevralar eşliğinde bu ülkeye tuzak kurulmuş. 

etiketler: zaman, zaman köşe yazıları, günün haberleri, günlük haber, haber sayfası, güncel haber, haberler, haber sitesi, haber oku,