Bu, TC tarihinde şu ana kadar aylık bazdaki en yüksek üçüncü dış yatırımımız. Mevsimsellik, kriz sonrası etkilerin birikimli sonucu ve arızi faktörleri yansıtıyor olduğu düşünülebilse de, rakam oldukça yüksek. Zira, 2000′li yılların başlarına kadar gerçekleşen yıllık toplam dış yatırım rakamlarımıza denk geliyor. Yani 10 yıl içinde, bir yılda yurtdışına yaptığımız yatırımı sadece 2011 Ocak ayında yapmışız.Rakamın, 90′lı yıllarda Türki-ye-’nin dünyanın geri kalan ülkelerinden çekebildiği yatırım rakamlarıyla karşılaştırılabilir büyüklüğe sahip olduğu düşünüldüğünde önemi daha iyi anlaşılıyor. Yurtdışında yapılan doğrudan yatırımlar bir taraftan işsizlikle boğuşan Türkiye’nin yurtdışında istihdam üretmesi manasına geliyor. Ancak, diğer taraftan içerideki ekonomik güçlenme ve istikrarla birlikte Türk şirketlerinin giderek yurtdışına açılması, karmaşıklaştıklarına ve uluslararası pazar şartlarına uyma sürecine girdiklerine işaret ediyor.Uluslararasılaşma: Biz ve diğerleriİngiliz “uluslararasılaşması” devlet destekli olsa da şirketler aracılığıyla gerçekleşti. İngiliz firmaları 17. yüzyıldan itibaren Hindistan gibi denizaşırı ülkelerde koloniler ve ticari organizasyonlar kurdu. Hollanda, Portekiz gibi deniz güçleriyle mücadelesinin sonunda bir sömürge imparatorluğu kurdu. Sanayi devrimin ardından bir ara küçük ada dünya enerji tüketiminin ve sanayi üretiminin üçte ikisinin yapıldığı yer haline geldi. İngiliz şirketleri, dünyanın hemen her kıtasından elde ettikleri hammaddeyi yağmurlu adada sanayi haline dönüştürdüler. Ardından, bu oluşturdukları tedarik zincirinin tersine yöndeki satış ağlarıyla kârlı bir ticaret sistemi kurdular. Bu ticarette sanayi ürününün fiyatının hammadde fiyatına oranı İngiltere’nin avantajına ve adayı zengin edici yönde oluşturulmuştu.İngiliz ve benzeri uluslararasılaşma süreçlerinin aksine tarihte bizim uluslararasılaşmamız büyük Türk şirketlerinin tecrübelerinin kısıtlı olmasını doğurdu. Türkiye’nin Osmanlı döneminde ihracat yaptığı (hatta genellikle ticaret fazlaları verdiği) bir gerçek. Ancak bu büyük ölçüde yabancıların gelip Türk ürünlerini “almasından” kaynaklanıyordu. Şirketlerimizin “gerçek” ihracatla tanışmasının miladı 1980′li yıllarda, rahmetli Turgut Özal dönemine rastlıyor.Öte yandan, uluslararasılaşma açısından durum şirketler açısından olduğu kadar insan kaynakları açısından da böyle. Doğu Hindistan şirketinin Hindistan’daki çalışanlarından olan binlerce İngiliz bulabilirsiniz. 2000′li yılların Türkiye’sinde ise 19. yüzyılda Balkanlar’daki büyük katliamlardan kurtulmak için anavatana göç edenleri bir tarafa bırakırsanız dedesi Türkiye’nin dışına çıkmış pek insan bulamazsınız.Nasıl uluslararasılaşalım?Cevabı kolay değil. Bazı öneriler:”Şöyle uluslararasılaşılır” ya da “şöyle uluslararasılaşılmalı” şeklinde hazır reçeteler yok; var diyenlere itibar etmemek daha faydalı olur. Türk şirketleri kendi yollarını, yöntemlerini kendileri geliştirecekler. Ancak diğer ülke şirketlerinin tecrübelerinden faydalanmaktan bir zarar gelmeyeceği de belli.Yurtdışındaki şirketlerin tedarik zincirlerini nasıl kurduklarını, işlettiklerini iyi çalışın ve anlayın.Ayrıca, hedef ülkelerdeki dağıtım ağlarını, perakende ve toptan pazarları da iyi çalışın ve anlayın.Size fayda sağlayacak bu tür bilgilere ulaşmanıza yardımcı olacak danışman kullanın. İlle danışmanlık şirketlerine gitmeyin. Tecrübeli insanları kullanın; ancak profesyonel formatlarda. Sektör taassubuna girmeyin. Goldaş’ın, başarılı perakende zincirini kurarken McDonald’s tecrübeli danışman kullanması gibi, diğer sektörlerin tecrübelerinden faydalanın.Uluslararasılaşma sürecinde önce insan kaynaklarınızı güçlendirin ve organizasyonunuzu adapte edin. İhracat departmanı kurarak uluslararası hale gelemezsiniz.Yurtdışından önce yurtiçinde yabancı eleman çalıştırın. Zor değil mi? Yurtiçinde yabancı eleman çalıştıramayacaksanız yurtdışına nasıl sağlıklı açılabilirsiniz?Ülkeyi tanımak için temsilcilik açma maliyetinden kaçınmayın. İhraç et/yatırım yap kararının zamanlamasını doğru yapın. Yurtdışına üretim yatırımı yapmadan önce iyi düşünün. Ancak düşündükten sonra gerçekleştirmekten korkmayın.Yurtdışında şirket alın. Size hazır bir yapı sunacaktır. Aldığınız şirketlere kendi elemanlarınızı da yerleştirerek hem kontrol edin hem de o şirketlere dinamizm getirin.Bu konuya devam edeceğim. Yolunuz açık olsun!
Felaket, Japonya’da iç talebi canlandıracakFelaket, Japon ekonomisinin işine yarayacak. Ülke yeniden inşa edilecek. Bu harcamayan, cari fazla veren bir ülkede zorunlu harcama demek oluyor. Japon ekonomisi büyük ölçüde ihracatla ayakta duruyor. Şimdi iç talep zorunlu olarak artacak. Almanya’da olduğu gibi Japonya da eğitimli, çalışkan organize bir halka, devlete ve iş dünyasına sahip. “Yeniden” onarımın zor olmasını beklemiyorum.Yeme içme, alışveriş yap!Bir yandan Türkiye’de tüketim ve cari açık fazla diyoruz; diğer yandan hayatımızı “yaşam merkezi” adı verilen alışveriş merkezlerinde geçirmeye çalışıyoruz. Günler boyunca yeme içme alışveriş yap şeklindeki kampanyalar bana ters geliyor. Daha doğrusu “oldukça” ters geliyor. Bu kampanyayı yürüten kuruluşlar (resmi olanlar da dahil) bu tür alışveriş kampanyalarının Singapur, Dubai vs. gibi minik ülkelerde de yapıldığını söylüyorlar. İyi de orada alışveriş yapanların büyük kısmı yabancı. Bizdeki kampanyayı dünyada duyan var mı bilmiyorum.
m.yulek@zaman.com.tr